Nazik Bir Gün

Günaydın sevgili okuyucu.

Eşim gülleri budarken bir kaç tanesini de bana getirdi. Çok hoş kokusu var odayı sardı. Güzel şeyler arıyorum ya bugün güller masada da olsun. Biraz  içimiz ferahlasın.

Yürüyüşte komşu evlerden birinin bahçesinde erik ağacı meyvelerini bol tutmuş  ,dallar zor taşıyor.  "Amaan eriklere bak ,ne kadar çok" diye eşime söylerken, bahçeden " toplayabilirsiniz " diye biri seslendi. Korktuk, kimse yok gibiydi bahçede. Meğer köşede oturuyormuş ev sahibi. Kahvesini içiyordu.  Ufak bir muhabbet edip yolumuza devam ettik.

Akşam üzeri bahçe masamıza bir torba erik bırakılmıştı. 

Ne kadar ince bir davranış. 

Tabi bizde bahçemizdeki malta eriğinden toplayıp götürdük. 
Buralarda hala nazik insanlarla karşılaşabiliyorsunuz. 
Komşuluk da hâlâ var. 
 

Güzellik Arıyorum.

 Dün gece yağmur bardaktan boşanırcasına yağdı. Havada serin mi serin. Öğle sıcağında biraz sahil yürüyüşü yaptık.

İğde çiçeklerinin kokusu o kadar güzel ki baş döndürücü.

Şezlongların olmadığı bir plajda çok boynı bükük oluyormuş 😊 Oysa bu sahil yazın cıvıl cıvıl.
Geçen yaz iskelede söküldü,o iyi olmuş. Çok eskimişti. Vergisi yüksek geldi site sakinlerine. Benim çocuklar küçükken tadını gayet güzel çıkarmışlardı,
 Ne çok atlarlardı denize iskeleden. (Aşağıda eski hali)

Bende etrafta güzel şeylere odaklanmak istiyorum artık. Tam böyle düşünürken ülkede neler oldu neler yine. Muhalefet partisi yönetici kadrosu mahkeme kararı ile değişiverdi. Kuzenimin evladının da okuduğu bir üniversite pat diye,geceyarısı yayınlanan bir kararla kapatıldı.
Yani vatandaş olarak yine üzgünüm,kırgınım bu hale gelen ülkeme. 
Öyle uzaklara bakıyorum sahilde. Güzel bir şeyler düşünmeye çalışıyorum. 



Gastrofest




Her ne kadar AI beni keyifli çizse de böyle organizasyonlar bana göre değil . Yine de bir uğradık.  
Otobüslerle turları gelmiş, ortam şenlik yeri. Hemen hemen tüm  esnaf yer açmış,tanıtım yapıyor. Sahil tarafında workshoplar, söyleşilerin yapıldığı sahne kurulmuş, plastik sandalyelerde bir çok izleyici var. 
Festivalin yapıldığı yer Ayvalık girişte açılan bir avm de. Açık hava avm si. Güzel bir yer. Merkezde tost yediğimiz tostçu buraya da şube açmış. Tabii ki hemen birer Ayvalık tostu yedik. Malum Ayvalık'ın tostu ünlü😃 Merkezde küçücük bir büfeden buralara gelmesi orijinal tostu yapıyor olmasında saklı bence; izmir tulum peyniri, sucuk, domates biraz turşu. Nefis.

 Sonra yine minibüse atlayıp Ayvalık'a inip şöyle güzel bir sahil keyfi yaptık.
Akşam güneşi bulutların arkasında kavuştururken bira -patates ikilisi eşlikçimiz oldu. Sahilde çocuklar ucuna ekmek bağladıkları misinalarla suda bol bulunan kefalleri tutmaya çalışıyorlardı. Onları izledik.
Güzel bir gündü. 

Eve döndük ardımızdan bir yağmur boşandı ki sormayın gitsin. 
Bu yıl Ayvalık çok yağışlıymış.

Şimdilik Buralardan..


Bir zaman önce Ayvalık 'a geldik. Bir anda çiçekler içinde kaldık. Güller, hanımelleri, mavi çalı çiçekleri, daha neler neler .
Zeytin ve mandalinada çiçeğe durmuş. 
Yollar boştu gelirken.  Buralarda boş henüz. Yazlıkçılar yeni yeni geliyor. 
Komşular birbiri ile hoşgeldin ,ne zaman geldin muhabbeti yapıyor, yine buluştuk diye seviniyor. Bir de İnternet muhabbeti oluyor, bağlattın mı açıldı mı sizinki falan muhabbeti.  Neyse biz bağlattık hemen😊 Şimdi internet var ama dizüstü yok, telefonda ne yazabilirsem artık o kadar.

İlk kez mayısta geliyorum, zeytini hiç çiçekli görmemiştim, mandalinayı da. Güller her daim açıyor.  Diğer çoğu çiçekte.Ama zeytin ve mandalinayı ilk kez gördüm
Bu da malta eriğinin dibinde kendiliğinden çıkıp duvara saran hanımeli. Rahmetli anneannem çok severdi hanımeli çiçeğini. Brnde severim. Küçükken balını çıkartıp yerdik bir de. Yalan yok yine denedim . Tabii ki o zamanların tadı yok🤷‍♀️


 

Gül Reçeli

Bahçede Yediveren Isparta gülleri adeta coşmuş. Bugünlerde bol bol yağan yağmurlardan nasibini almış,mis gibi kokuyorlar. Yumuşacık taç yapraklarını topladık, dökülmeden. 
İyice yıkayıp kuruttuk. Şekerle birleştirdik, kaynattık. 
Mis gibi gül reçelimiz hazır.
 

Dönüşüm.


 Anneler günü için yürüdük geldik, baktık sokak kapalı, yandan ufak bir yaya yolu açmışlar. Görüntü ürkütücü, koskoca bina yola yayılmış. Kenardaki o güzelim selvi ağaçlarını da kırıp geçmiş. 
Kartal'da özellikle son iki yıldır hızlı bir dönüşüm var. Eski binalar yıkılıp yerine yenisi yapılıyor. Ya da ada bazında bir çok apartmanı yıkıp şimdilik öylece bırakıyorlar. Dönüşümden nasibini alan bir sokak da eski oturduğum sokak. Çoğu bina yenilendi en son kalan bir grup var. Onlardan köşedeki binaya yıkım için gelen iş makinası dokunur dokunmaz bina kendini yola  bırakmış. Ters tarafa yıkılsa yandaki yeni bina da zarar görecekmiş. Şu an sokak bina enkazı ile dolu, biraz temizlemişler ve yolu araç geçişine kapatmışlar. İyi ki insan geçmiyormuş o sırada. Yalap şap, kurallara göstermelik uyduğumuz işlerin sonuçlarından biri. Bu yıkımlar sonucu gökyüzü mavi görünse de şu son zamanlarda inşaat tozu soluyoruz.

Yani bende bu günlerde güzel şeyler görüp yazayım diyorum ama karşıma çıkan bunlar. Algıda seçicilik mi yapıyorum yoksa güzel bir şey mi kalmadı etrafta bilemiyorum.

 

''Gün''lerden ''Gün''lere..

 


Bu sezon da gerçekleştirdiğimiz hanımlar arası ''gün'' toplantılarımızın sonuna geldik. Bu paralı günler artık azalsa da nostalji tadında devam etmekte. Bir farkla artık kimse evde toplanmak istemiyor. Hanımlar evde oturmaktan sıkıldı. Yıllarca süregelen ev günlerinin yeni adresi kafe, pastane ya da restoranlar oluyor. 

Diğer yerleri bilmem ama yıllar yıllar önce anneannemlerin mahallesinde herkesi belli bir ''gün''ü vardı. Ayın diyelim 20'si Ayşe hanımın, 8 'i Fatma hanımın , 12'si Şadiye hanımın gibi. O tarihler sabitti. Hiç kimse gelmeyecek bile olsa evde çay hazırlığı yapılır, ev toparlanır, misafir beklenirdi. Kimseye özel davet olmazdı, zaten  iletişim kolay mıydı sanırsınız? O gün kimin günü olduğu bilinir ve ona göre gidilirdi. Para pul işleri yoktu ilk zamanlar. Sonra artık nereden çıktıysa günler ''paralı gün'' oldu. Evin sahibesi hem hazırlık yapar, hem de misafirlerden paraları o gün o toplardı. Sonra sonra paralı gün ''altın günü'' ne dönüştü. Henüz gram altının bilinmediği zamanlar, herkes için çeyrek altının erişilebilir olduğu zamanlardı bunlar. Düğünde çeyrek takanlara burun kıvırılırdı neredeyse. Hey gidi günler. Sonra sonra pandemi falan insanlar evlere kapanıp, günlerin sonu geldi. Tekrar normal hayata geçtiğimizde  hanımların sosyalleşme olayları da başka şekle bürünmüştü. Artık gram altın piyasada daha revaçta. Hatta mecburiyetten avro ya da dolar günleri bile başladı.  Liramız gittikçe alım gücünü kaybediyor, hanımlarda kendilerini güvenceye alıyorlar. hayat şartları herkesi ekonomist yaptı neredeyse. 

Yeni ''gün''ler için kafelerde buluşuluyor, hanımlar artık rahat etmek istiyorlar. Evde ne diye onca hazırlık yapılıp masraf edilsin ki. Böylesi daha kolay .Zaten evde oturmak neredeyse sağlıksız bir durum şeklinde lanse edilen zamanlardayız. ''Evde durmayın yaşlanırsınız'' lara kadar geldi durumlar.(evim evim güzel evim)

 Nereden bugünlere geldik. Hem zenginleşip hem fakirleşmişiz, değişik durumlar yaşıyoruz. 

Ben çalıştığım için bu gün olaylarını annemden takip ederdim. Günlerde çok da güzel çaylık pasta-börek-kurabiye vs. tarifleri olurdu. Nefis şeyler yaparlardı. Özellikle bununla tanınmış bazı hanımlar vardı. Günde yapılanlar anlatılır, tarifler alınır verilirdi. Benim de çoğu tarifim bu dönemlerde annemdendir. Gerçi şimdi internet ve yapay zeka ne isterseniz önünüze sunuyor. Ama o zamanlar daha  tatlı anılar olarak hafızamda. 

Evet dünkü günümüz sonrası böyle bir yazı düştü klavyeden siz sevgili okuyucularıma. Her yerde farklı olabilir, hala evlerde gün yapıyor olanlar olabilir. Bizim buralarda böyleyken böyle. Analardan kızlara aktarılan bazı gelenekler işte. Mesela benim kızım ve en yakın arkadaşları da gün yapmaya başlamışlar.Ama onlar tekrar evlerde toplanmaya olayına geri döndüler. İşte böyle nesiller arası aktarım eski usule dönüşle devam ediyor. Tabi hepsi çalışan güçlü kadınlar. Belli ki evde olmayı özlüyorlar ve evlerde toplanıyorlar. Güzel evlatlarımız onlar hep başarılı , mutlu ,sağlıklı olsunlar . Gelecek onların..

Konuyu bambaşka yerden bağlayarak ayrılıyorum sevgili okuyucu. Demek ki bazı alışkanlıklar şekil değiştirse de tamamen kaybolmuyor. Annelerden kızlara geçen o sıcaklık, bir şekilde yolunu buluyor.

Bu pazar anneler günümüz , hepimizin kutlu olsun. Bu yazı da anneler ve anne olacaklar için olmuş olsun.



Başımıza Gelenler..

 İstanbul'da yaşamak her daim zor hale geldi. İnsanlar çok asabi çok. Hiç beklemediğiniz bir anda bir  vukuatın içine dahil olabilirsiniz.
 Mutlu mesut bu çiçekler gibi rengarenk bir halde trafiktesiniz mesela dün bizim olduğumuz gibi. Sakince bir yerden eve dönmeye çalışıyorsunuz. Az da kalmış, mahalleye varmışsınız. Parkın kenarındaki sokak çift gidiş geliş, lakin yolun tek tarafında arabalar tren vagonu gibi dizili park halinde. Genelde Marmaray'a yakın olan tüm sokaklar park yeri halini aldı. Sabah gelip arabalarını park ediyorlar ,marmaraya binip işlerine ya da her nereye ise gidiyorlar. 
Sokak araları trafiği tam bir keşmekeş. Biz de yolun girişinden baktık gelen yok ,sokak zaten kısa mesafe başından sonu görünüyor. Girdik yola çok az kaldı ki bir başka araç hızla sokağa girip önümüzde durdu. Camdan o cücük kafasını çıkarıp el kol ile geri gidin diyor. Filtreli camdan bile belli olan kırmızı rujlu bir kadın var yanında. Başladı ona bağırmaya ''çek resmini çek çek  cimere şikayet edeceğim'' 
Töbee! Eşim kibardır trafikte çok uzun yıllardır araç kullanır,bilir yol yordam. Ama adamın böylesine ilk kez çattık. O ancak beş-on metre geri gidecek, neredeyse köşede duruyor ,biz tüm sokağı geri gideceğiz.
Vallahi o hengamede aklıma ;Bir köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi hikayesi geldi. Sinirim bozuldu:)
Neyse adam yine el kol yapıp geri gitti(mecbur) ,bende benim beyi sakinleştirerek yolumuza devam ettik. 
Yani bu İstanbul'da trafik çıldırmış. Kolay kolay da hale yola gelmez. Çünkü o kadar dikine ve çarpık yapılaşma var ki .Yol desen aynı yol, herkes yıllar öncesinin o sakin sokaklarına doluştu.
Aynı gün içinde bir kaza ve bir kavgaya daha şahit olduk. 
Dün Anadolu'nun çok güzel bir şehrinden gelen okul arkadaşımla buluşma ayarlanmaya çalışılıyordu. Bir türlü denk getriremedik; ''Bizim orada her yer yarım saat, burada kimi metroya yakın istiyor, kimi metrobüse nasıl buluşacağız bilmem.Okul zamanı böyle miydi İstanbul'' diye şaşkınlığını belirtti. 

Öyle ne yazık ki İstanbul'da yaşamak tam bir çile..
Çile bülbülüm çile..
 

Talat ve Fıtnat


  

Eski bir İstanbul hikayesi okudum. Taaşuk-ı Talat ve Fıtnat.

Şimdikinden çok farklı bir İstanbul zamanında geçiyor. 

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, Türk edebiyatının ilk yerli roman örneklerinden biri kabul edilir. Eseri yazan Şemsettin Sami(1850-1904) romanı 1872 yılında yayımlamıştır. Eserde, Talat ile Fitnat’ın aile baskısı ve görücü usulü evlilik düzeni içinde yaşadığı trajik aşk anlatılır.

Roman sadece bir aşk hikâyesi değildir; dönemin Osmanlı toplum yapısını, kadınların yaşam üzerindeki söz hakkının sınırlı oluşunu ve yanlış geleneklerin insan hayatında açtığı yaraları da eleştirir. Dilinin sade olması ve günlük konuşmaya yakın anlatımıyla dikkat çeker. Bu yönüyle halkın kolayca okuyabileceği bir eser olmayı amaçlamıştır.

Bugün eser, hem edebiyat tarihindeki önemi hem de toplumsal eleştirileri nedeniyle hâlâ okunmaya devam eden klasikler arasında yer alır.

Not: ''taaşşuk'' kelimesi “karşılıklı âşık olma”, “sevgiyle bağlanma” anlamına gelir. Kelimenin kökü “aşk”tır.