Erzurum Günlüğü.

,

 Gezmeyi en çok sevdiğim aylar ilkbahar, sonbahar ayları. Bu yıl mayıs ayında Ayvalık işi çıkınca bizim gezi haziranın ilk haftasına kaydı. Doğu Anadolu görmek istediğim bir coğrafya ve bu gezi ile birlikte memlekette görmediğim az sayıda ilimiz kaldı. 

Memleketimizin her bölgesi her mevsim ayrı güzel ama ilk bahar ilk yaz bir başka. Bu gezdiğim yerlere kışın gelmek cesaret ister, çünkü oldukça soğuk bölgeler. Yaşayanlar alışkın ama gezmek için kışın değil bahar veya yazın gelinmeli. Haziran olmasına rağmen dağlarda kar eksik değildi. Bu soğuk sıcak hava durumlarına hassasiyet sanırım yaş ilerlemesi ile alakalı. Çünkü ilkokula Artvin'de başlamış üç yıl orada yaşamış biri olarak,o günlerden soğuk ya da sıcak ile ilgili belirgin bir şey hatırlamıyorum. Sadece çok kar yağardı, küçük boyumu aşacak kadar kar olurdu. Pırıl pırıl bembeyaz karlar, kardan adam ve kartopu. Anılar bunları çağrıştırıyor. 

İlk durak sabah 07.00 de vardığımız Erzurum. Ankara uçağından da  yolcu geleceği için beklemek için bizi Erzurum Evleri diye bir yere bıraktılar. Eski Erzurum evlerinin yapısını görebildiğiniz içiçe geçen avlu ve yollarla değişik bir yapı. Restorant ve kafe olarak hizmet veriyor. Açıkcası bize pek iç açıcı gelmedi.

Beklenen yolcu geldikten sonra hemen yakınındaki Erzurum'un sembolü  Çifte Minareli Medreseyi ziyaret ettik. Hemen az ilerisinde  Anadolu'daki en güzel kümbetlerden sayılan Üç Kümbetler'i dolaştık. Bu bahsettim yapılar birbirine çok yakın. İstanbul'da yaşayan bizler için Anadolu'da gezdiğimiz her şehir küçük, gezip görülecek yerler birbirine çok yakın geliyor.Hatta bazen İstanbul'da yaşadığımız bir semt,Anadolu'daki küçük bir şehir kadar kalabalık geliyor insana. Buralarda her yere yürüyerek rahatça ulaşıyorsunuz. Bu, büyük bir lüks.


Erzurum'un bir başka simgesi oltu taşı. Oltu taşından yapılan çeşitli süs eşyalarının ,takıların, tespihlerin vs.  satıldığı dükkanların birarada bulunduğu Taşhan'ı da dolaştık. Oltu taşı  yeraltından çıkan kömüre benzeyen parlak ,siyah bir taş.  

Erzurum'da ilgi çekici bir başka eser de Uzundere ilçesinin Çamlıyamaç köyündeki  Öşk Manastırı. Yemyeşil bir köyün içinde,yüzyıllara meydan okuyarak günümüze ulaşmış ancak ne yazık ki bakımsız bırakılmış bir manastır bu.Restorasyon çalışmaları başlanmış sonra yarım kalmış. Etrafı çevrili duruyor. Bu civarda Gürcü Krallıklarına ait pek çok yapı var. Ama turist çeksin diye uğraşılıyor mu? Emin değilim. Maalesef Erzurum bana biraz ilgisiz kalmış geldi. Belki uzun süre karla kaplı bir yaşam sürüldüğünden dolayı belki de tüm ilgiyi kayak turizmine ayırdıklarındandır. Ama öyle olsa Üniversiteler Arası Kış Oyunları için yapılan kayakla atlama pistleri o halde olmazdı,diye de düşünmedim değil.





Erzurum da bir diğer doğa harikası ise Tortum Şelalesi. Bu sene çok yağış olmasından dolayı su debisi yüksekti. Hatta seyir balkonlarından manzarayı izlerken ıslanmadan kalmak neredeyse imkansızdı. Bu arada şelaleyi izlemek ücretli. hangi hizmet için ücret alınıyor anlayamadım.Ne için alınıyor o ücret bilemedim. Şelale yakınında çay kahve içilecek tesis var, çok iyi değil ama kısa bir mola için yeterli.


Evet tabii ki Erzurum'a gelip cağ kebabı ve kadayıf dolması yemeden dönmedik. Hepsi çok lezzetli ve uygun fiyatlıydı.




İstanbul'dan Hafta Sonu Notları..

 Lodosuyla, nemi ile hoş geldin yaz sıcakları.. İstanbul böyle işte. Hemen Ayvalık'ı özlemeyeceğim, kendime sözüm var. 

Geldiğimden beri pek bir şey yaptığım söylenemez. Zaten oğlum sağ olsun  biz yokken dağınık tutmuyor evi, gayet düzgündü her şey. Belki dağıtıyor da  biz döneceğimiz zaman her şey yerli yerine koyuyordur,bilemiyorum. Bir tek ütü biriktirmişti ,o kadar olsun dedim.

 Ütü yapmayı severim zaten. Bir şeyler dinleyerek ütü yapmak en sevdiğim ev işi diyebilirim. Yemek pişirmek ikinci sıra. Zaten diğerlerini makinalar hallediyor. En sevmediğim süpürge işiydi.Sonra binbir nazlanarak aldığım, ''Ne gerek var?'' dediğim robot süpürge hayatıma girdi. Şimdi evin gözbebeği ve benim kurtarıcım oldu. 

 Yarın çocuklar kahvaltıya gelecek, görüşmeyeli neredeyse bir ay oldu. Haftaya doğum günleri var ama sürpriz olsun diye bu hafta kutlamaya karar verdik. Epeydir/pandemiden beri olabilir/ doğum günlerinde ikisini bir arada bulmakta zorlanıyoruz. Oğlan yanımızda oluyor genelde ama kız ya arkadaşları ile kutluyor ya da bir yerlerde oluyor/mesela bu kez hafta sonu yurtdışında kutlayacaklarmış/ Bize de sonrası kutlamak düşüyor. Onun için bu hafta sonu küçük bir pasta keselim, birlikte kutlayalım dedik. 

Pazar günü ise bir arkadaşımın annesinin yedisi  için okutacağı  mevlidine gitmem gerekiyor. Annesini bu hafta başında kaybetti. Epeydir görüşmemiştik böyle bir sebeple görüşmek istemezdim ama kısmet. Epeydir hastaydı annesi. 

Bu sene iki arkadaşım annesini bir tanesi babasını kaybetti. İnsan bu haberleri alınca ister istemez durup düşünüyor. Yaş ilerledikçe hayatın takvimi değişiyormuş. Eskiden gelen nişan, düğün, doğum haberlerinin yanına vedalar da ekleniyormuş. 

Yine de hayat tüm hızıyla akıp gidiyor. Bir yanda doğum günü pastaları kesiliyor, bir yanda mevlitlerde dualar ediliyor. 

İşte yaşamak tam da böyle bir şey..