Mikrop Kapmaması Lazım.

 


Güzel bir akşam yaşamak için yola çıktık. Her gün İstanbul'un bir ucundan diğer ucuna yolcu taşıyan marmaray bile sakin .Yolcusu azalmış. İşe gidip gelenler yerini yavaş yavaş gezmeye gidenlere ,geceyi yaşamak isteyenlere bırakmış. Kafası telefona gömülmüş olanlardan ziyade muhabbet edenler de hatırı sayılır oranda çok. Neşeli bir vagon.

 İlerden bir kız çocuğu geliyor. Pembesi kirli üzerine küçük gelen bir kazak giymiş. Uzamaya başlayan boyuna kısa gelen siyah bir pantolonu var. Muhtemelen sabah çıkarken at kuyruğu yaptığı siyah saçları artık dağınık ve yan omuzundan önüne düşmüş. Ayaklarını sürüyerek elindeki kağıt mendilleri satmak için tek tek yolcuları dolaşıyor. O sırada yolcuların arasında iri yarı bir kadın var. Boyalı ,sarımsı kıvırcık saçlı. Elinde daha doğrusu kolunun altında poodle cinsi bir köpek tutuyor. Oyuncak gibi bir şey. Küçük mendil satıcısının solgun yüzü köpeği görünce parlıyor. Hemen onlara doğru yanaşıyor. Kadının boyu kocaman. Köpek ve kız küçücük. Kız sakince yanaşıp köpeği sevmek istiyor. Sanki sıcak bir şeyi tutmak ister gibi ,biraz da tereddütle elini köpeğin başına doğru getiriyor;

''Isırır mı?'' 

O sırada kızı görünce cüzdanından para çıkarmaya çalışan kadın, köpeği hafiften kızdan uzaklaştırıyor;

''Yok, ama mikrop kapmaması lazım'' neyse ki sesi soluk ,azarlama yok. Ama kibir var sanki, küçümseme var. 

Kızın eli yanına düşüyor, boynu eğiliyor. Kadın çantasından çıkardığı beş lirayı kıza uzatıp, kapının önüne ilerliyor.

Kafamda yankılanıyor 'mikrop kapmaması lazım'' cümlesi. Takıldığım bu cümleden kurtulamıyorum. Küçük kız tam da bulduğu o küçük mutluluk anını kaybediyor. Elinde mendilleri diğer vagonlara doğru uzaklaşıyor. 

İri yarı kadın da mikroptan korumaya çalıştığı köpeği ile sonraki durakta iniyorlar. 

 

Leylek Leylek Havada..

 Dün nihayet leylekleri gördük. 

14 şubat vesilesiyle Ö.e ve bana burca göre dizili renkli taşlardan birer bileklik almıştım, hediye babında. İnternetten tesadüfen bulduğum bir satış yeriydi. Çok şık kutularda, hemencecik göndermişlerdi bileklikleri. Pembe kutuların içine birer de *marteniçka koymuşlar. Ben takmak istemedim, Ö. hikayeyi anlatınca heyecanlandı; ona ilginç geldi ve hemen taktı. Bu aralar erkeklerin çoğunda böyle kırmızılı ipler çok var ,kendisi de özendi sanırım:) 

Sonra ona anlattım bir hikaye; ''Leylekleri görene kadar bu kolunda takılı duracak, sakın çıkarma.''

Zaten düğüm atmış, kesmesi lazım. Şimdi işimiz leylekleri beklemeye kalmıştı ki havalar kışa geri döndü.Yağmur, gri bulutlar, serin hava .Dedik leylekleri zor görürüz. 

Dün hastane sonrası bir kaç bir şey almak için AVM'ye giderken baktık bir adam kenarda duruyor,kollar havaya doğru, cep telefonunu gökyüzüne tutmuş bir şey çekiyor. Eğilip baktım...O da nee! Gökyüzünde ,neredeyse nokta gibi, ama hareketlerinden tanıdım.

Leylekleerr.

Geliyooor. ''Ö. çabuk bak, yukarı leylekler gelmiş.''  Leylekler  çok yukarda helezon şeklinde sakin sakin dönüyorlar. Ne kadar güzeller. Kim bilir ne uzak yollardan ,hangi rüzgarlara karşı geldiler. 

Ve Ö.in kolundaki marteniçkayı kesip bir bahar dalına astık. Öyleymiş usulü.

Bakalım şimdi leyleği havada gördük , ne kadar yol yapacağız bu sene. Malum leyleği havada görürsen bol bol seyahat edeceksin , demektir. Hadi bakalım.

Kısmet..



*Marteniçka; Balkan kültüründen gelen, mart ayı ile birlikte bileğe takılan , şans,bereket,sağlık getirdiğine inanılan ,kırmızı beyaz iplerden yapılan bir süs.