Günlük..

Kartal meydanda Atatürk heykeli ,28 ekim 1963 de dikilmiş.Sahil doldurulmadan önce biraz daha içerdeydi, sonra meydanı görecek şekilde yeri biraz değiştirildi. İnternette eski halini görünce paylaşmak istedim, burada da bulunsun.
Resimde denizin başladığı köşede duruyor şu an. 
Kocaman bir meydanımız var.

Denizi doldurup sonra yine su ve süs olsun diye fıskiyeli havuz yapmak! Biraz ilerde şahane marmara denizi var.

Biraz yürüyüş, sonra sade bir türk kahvesi.. Burada manzara iç açıyor..

 

Sadece Duydum.

 -sana çok yakışır.....

-ben de kulağa takılan değil, burnun kenarına takılanlardan istiyorum, neydi adı?..

-evet hızma.ama annem ne der?...

-boya ya da karşı. Saçını ziyan edersin diyor......

- kestane rengi olsa,çok beğeniyorum bana da yakışır....

- benim yok kestane değil siyah bildiğin, kestane hafif kızıllı.....

-sınıfta bazı kızlar var araya ışıltı attırmış çok güzel duruyor.

-evet, yok ben kestane düz boya....

-bir daha mı on yedi olacağız yaa.. ben annemi bir şekil ikna edicem...

-söylemeden olmaz kızım...

-tatlı dille......

- gerçi anneme tatlı dil işe yarar mı bilmem, sert çıkar biliyorum..

-dur marmaray geldi,bunu da kaçıramam..

Elinde laf arasında içtiği plastik su sişesinin son yudumunu içti. Şişeyi hemen yanı başındaki metal çöpe bırakıp sırt çantasını omuzladı ve konuşa konuşa vagona yürüdü.

Ah! annesi ,bir daha mı on yedi olacak, bırak boyasın saçlarını, taksın burnuna hızmayı.. Sanki on yıl geri gidip kendi kızımı dinledim gibi geldi. O da saçlarını boyamayı o yaşlarda çok istemişti. Yüz takısı gibi olaylara girmemişti, can acısı nedeniyle sanırım. Ama saç boyası hep gündemdeydi. Bu kulak misafiri olduğum güzeller güzeli genç kız da aynı şeyleri yaşıyor. Dertleri bunlar olsun. 

Bu arada bilerek dinlemedim. Beraber tren beklerken o kimse yokmuşcasına ,rahat rahat konuşuyordu. Ben sadece duydum....

Annesi şimdi evde midir, işte mi, akşam yemeğini mi düşünüyordur bilmiyorum. Belki kızının saçlarını her okşayışında çocukluğunu hatırlıyor, belki “geçer” dediği şeylerin hiç geçmediğini en iyi o biliyordur. Sert çıkan cümlelerinin arkasında, kimseye belli etmediği bir telaş vardır mutlaka; hayatın can yakıcı yerlerinden kızını koruma isteği. Çünkü bazı “hayır”lar yasak değil, korkudan söylenir.

Bir daha mı on yedi olacağız?
Olmayacağız.
Ama bir yerlerde, bir tren peronunda, her seferinde yeniden hatırlayacağız.





Bulaşıkçılar


 

Bulaşıkçılar, Morris Panych’in kaleme aldığı, kara mizah dozu yüksek ve absürt bir tiyatro oyunudur. Oyun, lüks bir restoranın mutfağında, sahne arkasında çalışan üç bulaşıkçının etrafında şekillenir. Görünmez emek, sınıf farkı ve insanın değersizlik duygusuyla mücadelesi; ironik diyaloglar ve sert bir mizah eşliğinde ele alınır.

Sahnenin merkezinde bulaşık yıkayan karakterler vardır ama asıl anlatılan, toplumun en alt basamağına itilen insanların iç dünyası, hayalleri ve öfkeleridir. Bulaşıkçılar, hem güldüren hem de rahatsız eden yapısıyla seyirciyi düşünmeye zorlayan, çağdaş tiyatronun dikkat çeken metinlerinden biridir.

(Zaten evlerimizde ve hatta işyerlerimizde hepimiz birer bulaşıkçı değil miyiz? Daimi olmasak da bir yerde bulaşığa eli değmemiş olanımız var mı?Üstelik çoğumuz da diplomalı bulaşıkçı.)

Bulaşıkçılar oyununda sevdiğim yıldızları da izleme fırsatı doğdu. Özge Özpirinçci,Ahsen Eroğlu, Şebnem Sönmez ve Ekin Eryılmaz sahnede tüm tiyatro konusundaki hünerlerini sergilediler. Gerçi seyirciler oyunculara kusur eyledi. 21.00 de başlayacak oyun seyircilerin yerleşememesi nedeniyle 21.15 olarak anons edildi, 21.15 de hala girenler olunca Özge Özpirinçci sahneye çıkıp oyuna başladı. Işıkların sönmemesi de garipti. Öyle kendiliğinden başladı oyun. Bir zamanlar kapıların kapanması, oyun sırasında içeri ve dışarı çıkılmaması, bir şey yenilip içilmemesi gibi nazik kurallardan eser kalmamıştı.

İstanbul'da evet, hemen her türlü kültürel etkinlik var. Fakat ulaşım ve ulaşmak zor ,çaba gerektiriyor. Mesela ulaşımda cuma cumartesi geç saatlere kadar olan raylı sistem ulaşımları pazar dahil diğer günlerde gece yarısı sona eriyor. Alışmış insanlar umursuyor mu? Hayır. Oysa böyle yaşayan bir şehrin metro ve marmarayı tüm gün ve gece çalışsa ne güzel olur. Sadece eğlence için değil gece çalışan bir çok insan var.
Neyse biz trene yetiştik, kalabalık vagonlarla herkes bir yerlerden evine dönüyordu. Güzel bir geceydi.

Viral Olan Tatlı..

Japon Keki;
İnstagramda bu tatlı tarifi viral olmuş.(Viral olmak: Sosyal medyada hızla yayılmak) Pek aldırış etmem bu gibi şeylere ama canım çok tatlı çekince böyle oldu. 
Hemen denedim. 
Evde ne varsa. Çünkü tarifler çeşitliydi, benimki de başka çeşit oldu. 

*Bir kase süzme yoğurt-normal yoğurt.* Yarım su bardağı granül kahve ,içine beş çay kaşığı toz şeker. İyice çırp. Üç küçük kaseye bölüştür. *İçine bisküvileri(çeşitleri farklı farklı yapanlar var,lotustan bebebisküviye kadar)  sık arayla batırarak diz. *Dolaba at,beklesin.*Kakao serpip ,ye. 

Ev ahalisi yorumları;
 *Kıvam on numara.(Resimde berbat çıksa da )
*Yazın daha iyi gider. 
*En tatlı bisküvi hangisi ise onunla olmalı, ya da kahvesini bol şekerli ya da yoğurda da ayrıca pudra şekeri olabilir ilave edilmeli. Şekeri bana az geldi. 
*Ama güzel mi güzel. Leziz mi Leziz. 
*Kim uydurmuşsa, iyi uydurmuş.

Güzel bir hafta başlasın. Sorunlar çözümlü, insanlar kolay anlaşılır, dertler dermanlı olsun. 
Ama en çok tatlı, mutlu, gülümseten haberler ve işlerle dolu geçsin. 

  

Cumartesi

 Bu gri İstanbul günleri fena halde can sıkıcı. Arada yağıyor, duruyor, soğuyor, ılıyor,kış havası hükmünü sürüyor.  Evvelki gün babamı doktora götürürken de böyleydi hava. KBB hekimi genç hanım  babamın kulak tedavisini kontrol için çağırmıştı. Neyse ki hastane yakın. Hastane değil de Tıp Merkezi, yeni açıldı. Ufak bir yer ama her tür branş var. Babam için bir ilaç yazmış, piyasada yok ilaç.''Bulamadınız değil mi? '' dedi. Kontrol için çağırıyor lakin kullanması gereken ilacı kullanamayacağını tahmin ediyor! Biraz tuhaftı. Muadilini yazdı, pazartesi tekrar kontrole çağırdı. 

Çıktıktan sonra sahildeki belediye tesislerine gidelim ,dedik. Hava yağmurlu diye boş olacağını düşünmüştük. Tahminimi doğru çıktı ,hemen masa bulduk. Güzel, kuru bir havada burada zamanınız sıra beklemekle geçebilir. Öylesine talep fazla. Talebin fazla olma sebebi hem lezzetli yiyecekler, hem nezih ortam, hem uygun fiyatlar. Biz de güzel bir kahvaltı yapıp, üzerine sade kahvelerimizi içtik. 
Kahve içmek için o kadar çok yeni mekan açıldı ki bu  civarda. Sahile giden sokak arasında bir tane daha açılmış. Yürürken gördük. Değişik bir ismi var ,çoğunun olduğu gibi. Şıkır şıkır ışıklandırmış, sakin sokak bir anda cadde havasına bürünmüş. Önünden geçerken içerisinin dolu olduğunu görmek şaşırtmadı. Kimi lak lak yapıyor, kimi laptoplu çalışıyor. Bu kadar çok kahveci olması garibime gidiyor bu muhit için. Çünkü buralar meskun mahal, mesela bu sokak, sokak arası, mahalle içi denilen yerlerden . Çarşı pazar yoğun kalabalık yerler değil ama gelip buraya kocaman ışıl ışıl bir kahveci açmışlar. 
Kısaca zincir olanı ,olmayanı ile  semtimiz, kahvecilerden kahveci beğen bir yerleşim yeri haline geldi.


Birkaç Günlük..


Sevgili Nazik Okuyucu; pazar günümü tümüyle Bridgerton dizisinin   4.sozonu ilk kısmına ayırdım. Şimdi dizilerde moda bu, bir sezonu ikiye bölüp kısa aralıkla yayınlıyorlar. Dört bölüm şimdi yayında, şubat sonunda diğer dört bölüm. Dördüncü sezon evin kızlarına değil,  yakışıklı  oğul Benedict üzerine kurgulanmış. Üstelik bir Külkedisi masalı üzerinden. Masalsı dekor ve kostümlere ,masalsı bir konu gelmiş. 

*****

Covid döneminden beri her yıl bir şekilde süresi uzatılan ilaç raporları dönemi sona erdi. Yeniden ilaç raporu çıkarmak için pazartesiye randevu aldım. Çantamı almak üzere sandalyeye hafif eğildiğimde öksürüğümün tutmasıyla belimin tutulması bir oldu. Neredeyse öyle yere paralel kalacaktım. Biraz açıldı oturunca lakin bugün üçüncü gün hala tutuk haldeyim. Yine de canım acıya acıya gidip muayene ve rapor işimi hallettim. 

***** 

İstanbul günlerdir yağıyor, bugün biraz güneş yüzünü gösterdi sanki. Ruhumuz depresif hale geldi gri havadan. Alışkın değil bünye. Bugün pazarımız var, bakalım fiyat artışları ne durumda. Malum aralık ayında 0 olan enflasyon ocak ayında birdenbire neredeyse 5 lere çıkmış. Vah bu indi çıktı oyunları vah!

****