Zor Bir Yılın Ardından..

 

Hoş geldin 2026

2025 yılının da son gününe geldik.

 İkibinli yılların ilk çeyrek yüzyılını geride bıraktık. Bugünden şöyle bakınca'' ne çabuk geçmiş'' diyorum. 

Kendi adıma bu yıl güzel geçti. İstediğim, olması için dualar ettiğim şey yeni yılın ilk haftasında gerçekleşti. Mutlu oldum, şükrettim. Sonrasında da küçük ailem içinde her şey yolunda gitti, seyahatlere çıktık, şehrimizde güzel vakitler geçirdik, keyfimiz ,sağlığımız yerindeydi. Artılarımız eksilerimizden çok daha fazla oldu, çok şükür. 

2026 nelerle gelecek belirsiz . Küçük ailemizde her şey yolunda olsa da yaşadığımız toplumda maalesef halimiz nicedir iyi değil. 2025 de daha da ağırlaştı bu tablo. 2026 ise şimdiden hiç iç açıcı görünmüyor. Epeydir unuttuğumuz bir korku tüneline girmiş gibiyiz. 

Hayat pahalılığı zaten almış başını gidiyor. Nereden, neyi kısacağız diye düşünür olduk. Yokuş aşağı gidiyor gibiyiz. Yılın özetini çıkarmaya kalksak, memlekette yaşayan çoğunluk için iyi bir şey bulmak zor. Eğlenceli ,mutlu eden, refaha erdirecek ne varsa eksik. Şöyle bir düşününce olumsuz bir çok olay aklıma gelirken olumlu bir şey gelmiyor. Olumlu olanlar da ''eşeğini kaybedip sonra bulanların sevinci '' kadar. 

Artık ülkemizde çoğu şeyi yazmak, yorumlamak, benzetme de bulunmak bile tehlikeli hale geldi. Terör olayları tekrar başlar mı? Yine kimi gözaltına almışlar? İha mı düştü, uçak mı düştü? İstanbul depremi ne kadar yaklaştı? Ocakta kim bilir hangi zamlar sırada? Var da var,sorular bitmiyor..

Ama velakin..

 Adet olduğu üzere; ''Havalar nasıl olursa olsun ,bizim havamız iyi olsun'', diyerek yeni yılın son yazısını yine de güzel dileklerle,umutla  bitirmek istiyorum.

Bunca karmaşanın içinde şunu biliyorum:
Biz hâlâ bir sofrada buluşabiliyor, bir çayı paylaşabiliyor, birbirimize “iyi ki varsın” diyebiliyoruz.

Yeni yıl; büyük laflar etmeden gelsin.
Sabahları biraz daha hafif uyanalım mesela.
Güldüğümüzde içimiz burkulmasın.
Çocuklar korkmadan hayal kurabilsin. Gençler yarınlarını umutla beklesin.

2026, kalbimizi koruyan bir yıl olsun.
Azla yetinmeyi değil,
çokça iyiliği hatırlatsın.

 

 Mutlu yıllar....


Kış Lezzeti; Salep

 


☕✨Soğuk bir kış günü, elleri ısıtan bir fincan salep… Daha ilk yudumda insanı eski zamanlara götüren, yoğun kıvamı, tarçın kokusuyla içi ısıtan o tanıdık lezzet. Havalar soğuyunca aklıma gelen ilk içecek. Salep sadece bir içecek değil; biraz nostalji, biraz şifa, biraz da gelenek aslında.Mahallemizin dondurmacısı kış aylarında salepte satıyor, gerçekten leziz.  

Salep, nedir derseniz; Anadolu’da yetişen bazı yabani orkide türlerinin yumrularından elde edilen doğal bir tozdur. Bu yumrular kurutulup öğütülerek salep haline getirilir. Asıl salep oldukça kıymetlidir çünkü orkide bitkisi yavaş büyür ve doğada sınırlı olarak bulunur. Bu yüzden günümüzde çoğu hazır salep karışımı nişasta ağırlıklıdır; gerçek salep oranı oldukça düşüktür. 

Salebin geçmişi Osmanlı dönemine kadar uzanır. Özellikle kış aylarında sokaklarda satılan sıcak salep, kahvehanelerin ve saray mutfağının da vazgeçilmezleri arasındaydı. O dönemlerde sadece içecek olarak değil, güç verici ve iyileştirici özellikleri nedeniyle de tüketilirdi. 

Gerçek salep, içerdiği doğal lifler sayesinde:

  • Boğazı yumuşatır, öksürüğe iyi gelir

  • Soğuk algınlığında rahatlatıcıdır

  • Tok tutucu özelliği vardır

  • Mideyi yatıştırır

Elbette bu faydalar gerçek salep için geçerlidir; hazır karışımlar aynı etkiyi göstermez. 

En klasik haliyle süt ve şekerle pişirilir, üzerine tarçın serpilerek servis edilir. Bunun dışında:

  • Dondurma yapımında (özellikle Maraş dondurması)

  • Muhallebi ve sütlü tatlılarda

  • Bazı yörelerde sıcak içeceklerin kıvamını artırmak için

kullanılır.  

Not; Yazım şekli olarak eskilerde daha çok Sahlep kullanılır, sözlüklerde öyle geçerken, zamanla halk arasında yaygın söylenişi Salep kelimesi de kullanım olarak resmi kaynaklarca doğru kabul edilmektedir.

  

 

dün dündür..

Dün Regaip Kandiliydi, hicri takvime göre üç ayların başladığını belirtiyor. Kızımın şirket yemeği bugüne denk gelince pazartesiye ertelemişler. Geçen konuşurken söyledi' vay' dedim, 'ramazan ayı kışa dönmeye başladı'. Önceden saatli maarif takvimi kullanıyorduk orada yazar kandil günleri, bayramlar,özel günler. Şimdi sosyal medya sağolsun ya da sms'ler. Bu mesaj işini İBB hiç atlamaz özel günlerde mutlaka mesaj atar. Kartal Belediyesi de eksik kalmaz ,mesajlarla hatırlatır .

Ben küçükken kandillerde mutlaka komşular helva kavurur ya da hamur kızartır birbirlerine dağıtırlardı. Akşamları da TV'de camilerden birinden okunan dualar yayınlanırdı. Başka program olmazdı. /O zamanlar henüz muhafazakar yönetimler olmamasına rağmen./ Kandil diye bir gün yok  Kur'an'da geçen. Bir tek Kadir Gecesi var ,o da hangi gece belli değil. Ama bunlar artık geleneklerimiz gereği kutlanan günler olmuş. İsteyen inanır ,istemeyen inanmaz. Biz dualarımızı gönlümüzden geldiğince her daim edelim, kabul olsun inşallah.

kartal-istanbul

 Kartal'da yeni bir yer açılmış, oraya gittik annemlerle olan gün grubuyla:) Teyze ve ablalarım hep yeni yerler görmek istiyorlar. Derneğimizin üyesinin abisi, bu mekanın sanatsal boyama,resim vb işlerini yapmış. Dedi gidin görün çok güzel yer. Nasıl güzel olmasın denize sıfır. Burası yıllardır var, başka başka isimlerle açılıp kapandı. Bu sefer kalıcı olacak mı? bilemem. Modern ,temiz ,güzel dekore edilmiş bir kafe. Fakat artık fiyatlar pahalı geliyor , bir küçük cam bardakta çay 50 TL '' aa iyiy miş'' falan diyorlar da pahalı bence, alt tarafı çay. Eskiden olsa yemek sonuna ikram diye gelirdi, şimdi öyle adetler kalmadı. 

Bir de yine kapalı mekanlarda ,kafe ya da lokanta sigara içilmeye tekrar başlandı. Ne kadar da rahattık,temiz temiz oturuyorduk.Yine duman altı olabiliyor çoğu yer. Camlar açıyorlar, pergolaları açıyorlar hoop havalanıyor ortalık ama kış tabi buz gibi oluyor içerisi. Cezası vardı,şimdi yok sanırım. Neyimiz doğru düzgün gidiyor ki. Bu kuralı da çoktan çiğnemişiz. Yine  de teyzelerim, ablalarım memnun kaldılar .Ocak ayı buluşmasını da yeni açılan bir kafede yapacağız. N.ablamız çok methetti.Bu sefer ki sahilde değil, benim eski oturduğum mahalledeymiş, merak ettim. 
Yukarıdaki resimler Kartal'ımızın çarşı sahili parkından. Yağmurlu hava da sakinliği ve dökülen sararmış yapraklı çınar ağaçları ile çok güzeldi. 
Bugünlük hem muhabbet hem yürüyüş iyi geldi..

Kadıköy ..

Kadıköy'e gittik geçen gün. En güzel manzaralı yerinde oturduk biraz. İstanbul'a bakarak. İskeleye yanaşan vapurlar, motorlar, hala tadilatı bitmeyen ziyan olduğunu düşünüp üzüldüğüm Haydarpaşa, daha ilerde Sarayburnu, Topkapı Sarayı, camiler..
 Karşınızda deniz olunca İstanbul çok güzel.. Rıhtım boyu mavi demir banklar dizili, hepsinde marmara denizinin çalkantılı sularına bakarak hayale dalanlar oturuyor. 
Kiminin yanında bavulu var ,bir yerlerden gelmiş, belki de gidiyor vedaya durmuş.
 Bir genç elindeki termosla çay satıyor, isteyenlerin eline kağıt bardakları tutuşturup,sıcak çaylarını döküyor. 
Arkadaşının boynunda fotoğraf makinası asılı. ''Resminiz hemen çekilir, hemen teslim edilir'' diye,diye geziniyor arada. İstanbul'un taşı toprağı altın , demişler ya o deyişe örnek iki genç adam. Kolay değil,nereye kadar. 
Bir de müzik sesi geliyor büyük hoperlörden, başımızı çevirince görüyoruz. Şemşiyesini açmış, taburesinde oturmuş yanık sesiyle Anadolu'nun bağrından kopup gelen türküsüne başlamış. Hüzünlü türküler söylüyor. O da genç bir adam. Sesi güzel. Arada meydanda duran Kızılay aracının'' kan  anonsu'' ile karışıyor sesi. 
 

Zaten denizi arkanızda bırakırsanız ,karaya dönerseniz yüzünüzü ,İstanbul bir kaos olarak tam yanınızda bitiverir. Yıllardır yenilenmeyen ,pejmürde yapılaşma, ufak tefek bir çok dükkanla dolu çarşı, bitmeyen Haldun Taner tiyatro restorasyon çalışması. Bir düzensizlik var , keşmekeş bir ortam ve İstanbul'un bir çok noktasına dağılmak üzere oradan gelip geçen bir güruh. Yenilenemeyen bir Kadıköy. 
Ondan sebap hep denize bakılır İstanbul'da . Orada da Haydarpaşa'nın yıllardır süregelen ''Bitirilememe''hikayesi can yakar. Hele gençliğiniz oraya varan trenler, oradan giden vapurlarla harmanlanmışsa, daha da bir üzülürsünüz. Aklınıza gelir 7.30 treninde koştur koştur inip, Karaköy'e gidecek vapuru yakalamaya çalışmanız. 

Bu kadar hatıranın üzerine kırk yıllık köftecide yemek yemeden dönülmez.80'lerden beri burada bu köfteci. Köftelerin tadı belki aynı ,porsiyonlar küçülmüş.Kahvaltı tabağına sıkıştırmışlar çok görünsün ,diye. Kadıköy yeme içme mekanı olarak çok sayıda dükkanı barındırıyor. İstediğiniz çeşit yiyeceği, yiyip içebilirsiniz. Sizi asla aç göndermez:) Mutlaka yiyecek bir şeyler canınız çeker.
Yemekten sonra Kadıköy'e şimdilik bu kadar yeter diyerek, muhitimize dönmek için metronun yolunu tuttuk.
Akşam iş ve okul çıkış saatlerinin o yoğun kalabalığına kalmak istemedik. 


Bir Kış Sabahından..🌫

 

Saat:8:00 

22 Aralık.Telefon kamerasına hafif mavimsi yansısa da hava karanlıkta henüz.Bugünden sonra bir kaç gün duracak;ardından günler uzamaya geceler kısalmaya başlayacak. 
Dün youtube dan takip ettiğimiz bir kaç habercinin şaşırtıcı haberlerini ve yorumlarını dinledikten sonra kendimizi ''Ben Leman'' izlerken bulduk. Memleket haberlerinde duyduklarımızdan sonra dizi konuları yavan gelmeye başladı ama neyse. İlk bölümlerini izleyip bıraktığım çok dizi var;buna rağmen hala takip ettiklerim de az değil; Kıskanmak, Güller ve Günahlar, Veliaht ,Sahtekarlar ,Rüya Gibi ve Ben Leman. Sıralayınca farkettim baya dizi izliyormuşum. Televizyon izlemeyi seviyorum, inkar edemem. 
  Sonra ''Burada Olan Burada Kalır'' dinledik, ''Güldür Güldür'' falan ile neşelendik.Çok evde durduğumuza kanaat getirince akşam yürüyüşüne çıktık. İnsanlar erkenden evlerine çekildiklerinden saat dokuz olmadan etraf sessizleşmişti. Mahalle arasındaki dükkanlar camlarına su gibi akan ışıklardan takmışlar, kapalı dükkanlar hafif hafif ışıltılar yayıyor. Lokantalarda müşteri yok ama henüz kepenk indirmemişler. 
Mahallenin düğün salonundan müzik sesi yayılıyor. Düğün sezonu bitti ama yemekli müzikli toplantı ve eğlenceler devam ediyor. Bu salonun hiç boş kaldığını hatırlamıyorum. Özellikle yazın camlarını açtıklarında bizim evlerden müzik sesi eksik olmuyor, memleketin değişik yörelerinin şarkı ve türküleri cadde ve evlere kadar sızıyor. 
Üst katta düğün salonu ,alt katta, yol boyunca kuruyemişçi, kırtasiyeci, tavuk dönerci, eczane,baklavacı sıra sıra dizili. Bir de fotoğrafçı var. Hepsi de yıllardır bu binanın esnafı. Bu bina yapıldığında henüz AVM diye bir şey bilinmiyordu. Almanya'dan gelen bir aile açmıştı ilk süpermarketi bu binanın zemin katında , her şey satılıyordu. Çoğu çeyizlik eşyamı oradan almıştım. Zamanla iflas etti kapandı şimdi zemin kat izbe biraz. Salaş dükkanlar var, terziler,berber, saat tamircisi,ufak yemek salonları. Gariban işi .
 Cadde üzerinde hayat başka türlü akıyor,zemin katta bambaşka. Bu apartmanda düğün salonun yanına bir zamanlar bir de Türkü Bar açılmıştı, her gece bir olay, kavga döğüş. Korkardık mahallece. Korkulan da oldu bir gün yangın çıktı ,neredeyse tüm apartmanı sarıyordu ki itfaiye yetişti. Sonra elbette kapatıldı bu türkü bar.Şimdi boş orası. 
Benimde konu nereden nereye geldi. Çenesi düşük insanlar gibi kalemim düştü, yazdıkça yazdım bu apartmanı. Daha da anlatacak pek çok hikayesi var ,hepsi ayrı yazı konusu olabilir. 
Dönelim bizim eve;
  
Akşam çiseleyerek başlayan yağmur bu sabah çoğalmış. 
 Çiçeklerime haftalık sularını verdim. İki orkidem goncaya durdu. Açtı açacak. Şimdi;

Blog ziyaretlerimi yapacağım, okumadan geçmediğim bloglar var yorum yapmasam da. Sonrası kahvaltı ve yeni gün..

Yeni bir hafta başlıyor. Umarım sakin ve güzel haberlerle dolu geçer..

Kötü Hissetmek..

 Saat: 07.47 ,dışarıda çoktan hareket başladı. Hava karanlık , hayat ışıklı,araç trafiği artmış, kondüktörün çaldığı düdük sesi ,martıların sesine karışıyor. Trenler 06.00 dan beri seferde, martılar daha erken. 

İnat edilerek devam eden bu yaz saati uygulaması insanları sabah iki saat karanlıkta iş görmeye zorluyor. Ama buna da alışıldı. Alışılmasa ne olur, gücün kadar sözün var. Sadece karanlık olan sabahlar değil ki çoğumuzun içi de karanlık. Sıkılıyoruz, korkuyoruz, endişeleniyoruz. Cenderedeyiz. Hayat gailesi içinde debelenip duruyoruz. Evet bu sabah kötü hissediyorum. Var tabii ki sebebi. 

İyi şeyler duymaya, rahat etmeye, of be yeter! değil de oh be şükür! demeye ihtiyacımız var.Kendi çabalarımızla oluşturduğumuz küçük mutluluklarla yetinmek değil, toplumca huzurlu ,refah içinde umutlu yaşamak istiyoruz. Ben kendi adıma bunu istiyorum. 

Bak ,Cumhuriyeti kurup bu ülkeyi bize emanet eden atalarımızı  nasıl minnetle anıyoruz. Peki ilerde, böyle bir döneme sebep olan bizim nesil nasıl anılacak? Az çok tahmin ederiz sanırım, iyi ki görüp duymayacağız. 



Birlikte Geçen Zamanın Kıymeti..



 Dün annem ve babamla AVM'ye gittik. Epeydir yeni kışlık ayakkabı ihtiyacı olduğunu söylüyorlar ama hep bir bahane üretiyorlar. Emrivaki yapınca ki belki onu bekliyorlardı ''tamam gidelim dediler'' Annem yaşını göstermez, maşallahı var. Babam ise artık epey belli ediyor. yaşını. Gezerken hemencecik yoruldu, son zamanlarda  ayaklarını sürüyerek yürümeye başladı,tedirgin yürüyor,farkediyorum.Bu yaz başında geçirdiği kalp krizi ve takılan stent ,onu bunalıma soktu, ölüm korkusu yaşattı. Babamın bu korkusu yaşı ile ilgili değil. Annemle yeni evlendiklerinde de böyle bir bunalımlı dönem geçirmiş. O zaman  arkadaşının vefatı ile başlamış bu durum. Askerlik mesleği bile önleyememiş bunalıma düşmesini. Sonra düzelmiş. Bu yaz başında da böyle bir döneme girdi ama çok şükür şimdi iyi, yaşam enerjisini buldu yine.

Ayakkabılarını hemencecik seçti, sonra eşimle beraber bir kafeye oturdular, biz annem için dolaştık biraz daha. O da ihtiyaçlarını gördü ama biz kadınlar biraz daha seviyoruz galiba alışveriş için dolaşmayı. Gerçi cinsiyet ayrımı yapmayayım alışveriş seven erkeklerde var mesela eşim bayılır mağaza dolaşmayı, özellikle elektronik eşya satan yerleri sabah girsin akşam çıkar. 

Biz de alacaklarımızı aldık ,onlara da biraz değişiklik oldu. AVM'lerde şimdi en ışıltılı dönem,her yer süslenmiş, ışıklandırılmış, kocaman yılbaşı ağaçları süslenmiş. Hoş bir hava var. Çoğu yerde indirimlerde başlamış. Güzel.

Çıkışta güzel bir de yemek yedik. Babamın doğum günü şerefine:) Tabii ki ne kadar doğru bir tarih bilmiyor ama nüfus cüzdanına yazılan tarihe göre doğum günü bugünse ,biz de ona göre kutladık. 

Annemin kimliğinde ağustos ayı ama '' ben ocak ayında doğmuşum '' dediği için ocak ayında kutluyoruz doğum gününü. 

Aslında bizim evde ben gençken  doğum günü falan kutlanmazdı. Bazı ailelerde özel günler, tarihler önemlidir, günler öncesinden hazırlanılır, kutlanır. Bizim evde hiç öyle büyümedik, görmedik . Kardeşimin kutlanırdı ,biraz tekne kazıntısı olduğu için. Ben de yazın en ortasında doğduğumdan arkadaşlarım tatilde, biz tatilde olurduk, geçiştirirdik. Annemle babamın ki konu bile olmazdı.

Neyse yıllar geçip İstanbul'a dönünce, teyzemin de katkıları ile   annemin doğum gününü kutlamaya başladık. Bir gün babam ''benim hiç doğum günümü kutlamıyorlar'' demiş anneme. Of tabi bu bir şaşkınlık ve üzüntü yarattı.Acıma, pişmanlık, şevkat hepsi karışık duygular. Kimliğinde yazan tarihe bakıp ,onun içinde kutlama yapmaya başladık. Kutlama dediğimde,hatırlama babında, bir pasta ve bir araya gelme işte o kadar. Lakin o bundan çok memnun. İşte dün de böyle biraz gezip ,üzerine de güzel bir doğum günü yemeği yiyince yine mutlu oldu, yüzü güldü. 

Allah hayatta olan ana babalara sağlık, huzur versin, göçüp giden büyüklerimize de rahmet etsin.



bugünlük..

🌞Hava güzel olunca ,bizim buralarda sahilde vakit geçirmek lazım ,soğuklar başlamadan fırsatları değerlendirmeliyiz. Eşimde tip iki şeker hastalığı var ,dolayısı ile her gün yürüyüş yapması lazım. Doktora gidince ,ilk sorduğu soru; hareketli bir yaşamınız var mı? Yürüyüş yapıyor musunuz? oluyor. 
Her gün yürümüyorsa da biraz ısrar edince ,ben de geleceğim ,deyince oluyor ,beraber yürüyoruz.🚶‍♀️
Sağlık önemli, bana da iyi geliyor yürüyüş. Öyle on bin adım hedeflerimiz yok.
Günde yarım saat yürüyüş yeterli bizim yaşlarda ki geçiyor çoğu zaman.
Çay molası yine BüyükAda'nın karşısındaki çay bahçesinde. Manzarası harika. 

Sonra yine devam.
Karnımız acıkınca hadi dedik, kellepaça çorbası içelim ,uzun süredir gitmedik çorbacıya. Aslında ben sırf paça olan çorbayı seviyorum ama bu sefer klasik kelle paça içtik. Yanında olmazsa olmaz bol limonlu rokalar, şifa olsun dedik.🥣


 

Cumartesi olanlar.


 Tüm gün oturup sekiz bölümlük Kasaba'yı izlerken, pencereme martı kondu. Yine camları karıştırmış anlaşılan.Alt komşu ekmek parçası koyuyor cam kenarına. İhtimal küçük oğlu kuşları yakından görsün diye. 
Kasaba konu itibari ile güzel, izleten ama biraz iç karartıcı,sıkıcı. Okan Yalabık'ı uzun süredir izlememiştik. Kısa kısa sekiz bölüm, bir gün içinde bitti. Aralara evin işleri de serpiştirildi. Bitmeyen çamaşır, yemek vs. 

Akşam yemeğe kızıma gittik. Damadımızla kızım, ikisi de yeni işlerine başladılar bir süre önce. Onlara gelen çiçeklerden bir tanesini ,aynı çiçekten ikisine de geldiği için,  bize verdiler.
Para çiçeği(pachira aquatica) imiş adı. Yeni işe başlayanlara sık hediye ediliyormuş bu dönem, hatta yaprağına sahte para falan takıp öyle süslüyorlarmış! Duymamıştım.
Bir de hikayesi varmış bu para ağacının(ağaç gibi kalın gövdesi var);
Çok uzak bir ülkede yaşayan yoksul bir adam ,bir gün dua ederken'' geçimimi kazanacak bir yol göster Tanrım '' diye dilekte bulunmuş. Ertesi gün ormanda gezerken ,daha önce hiç görmediği bir çiçek görmüş. Tohumlarını alıp evine getirmiş, bahçesine ekmiş. Çiçek bol bol açmış, etrafındakiler de bu çiçekten satın almak istemişler. Adam bu çiçekten elde ettikleri ile kısa sürede yoksulluktan kurtulmuş.
İşte bu çiçeğin böyle bereket getirdiğine inanılıyormuş.


İşte bizim evin yeni üyesi.🌱Nadiren de olsa çiçek de açarmış



Manzara..

 


 İstanbul'un yine güzelliği üzerindeydi.

 Durgun, temiz bir hava, berrak denize yansımış beyaz pamuk bulutlar,uçuşan martılar. Giyimini kuşamını yapmış, ortalığa çıkmış, gösteriş yapıyor. 



Biz de uzun bir yürüyüş yaptık sahilde. Aralık için şahane bir hava vardı. 

Oysa bu sabah İstanbul'da ,dünün aksine ,gri bir sabah. Mazhar Fuat Özkan'ın şarkısındaki gibi;

Bu sabah yağmur var İstanbul'da

29 Yıl


 Evlenme yıldönümümüzü çok eğlenceli kutladığımız söylenebilir. Yirmi dokuz yıl oldu. Üç yıl da öncesi var. Nasıl geçti o kadar yıl ,şimdi geriye bakınca inanılmaz geliyor. İçinde neler saklı ,neler yaşanmış, kimler varmış, kimler gitmiş, nerelere gitmişiz, nerelerden gelmişiz. Ne acılar , ne tatlılıklar, ne hüzünler ,ne sevinçler. 
Bizimkisi aşk evliliği. Tabi öyle olacak demeyin. Evlilikler çeşit çeşit; evlenmiş olmak için evlenmek var, çıkar evliliği var, mantık evliliği var , görücü usulü evlilik, beşik kertmesi, zorunlu evlilikler var. Biz şanslıyız, evliliğin olması gerekli en güzel halinde buluştuk. Tabi aşk evliliği olunca her şey mükemmel falan olmuyor ama inanın çok daha güzel gidiyor. Tecrübelerle sabit.
29. yılımızı nasıl kutlasak ki diye düşünürken internette önümüze çeşitli seçenekler düşmeye başladı.Mazallah en ufak bir şeye göz ucuyla bakacak olsanız  envai çeşidi önünüze seriliyor. İşe de yaramıyor ,diyemeyeceğim. Biz de 29.yıl kutlama mekanımızı bu sayede bulduk. Mekanı biliyorduk da o akşama denk gelen müzisyenleri bilmiyorduk;

Yıllar önce sahnede dinlediğimiz Eda-Metin Özülkü çiftini çok severiz. Yakınlarda bir mekanda bizim evlilik yıldönümü akşamında sahne alacaklarını öğrenince rezervasyon yaptırdık. Eda-Metin Özülkü çifti bizimle aynı jenerasyon ve şarkılarını çok severiz. 90'ların sonunda popüler müzik yapıyorlardı. Ünlülerle ilgili magazinsel bilgiler o dönemde  önemli ve yaygın haber niteliğindeydi. Mesela Eda-Metin Özülkü çiftide  uzun zaman bekledikten sonra ikiz çocuklarına kavuşmuşlardı.Bu da haber olmuştu .O dönem benim ikizlerde henüz okula bile başlamıştı. Bundan da bir bağ kurmuştum ,Özülkü çifti ile :) 
Evet güzel , eğlenceli bir akşam geçti. Uzun süredir gece hayatına dalmamıştık. Bize de değişik oldu.  
Darısı başka kutlamalara olsun. 

Mamure Kalesi

 Bu sonbahardaki Akdeniz bölgesi gezimden beni en çok etkileyen tarihi yerlerden birisi Mamure kalesi oldu. Etrafı beş metre genişliğinde su hendeğiyle çevrili muhteşem bir kale Mamure Kalesi. Tam olarak kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor ama bir antik kent üzerine inşa edildiği düşünülüyor. 1300'lü yıllarda Karamanoğulları Bey'liği tarafından ele geçirilip ,onarılmış mamur edilmiş.Yani bakımlı hale , oturulacak hale getirilmiş o nedenle ismi de Mamure kalesi. Hemen dışında da bir hamam harabesi var. İç içe üç kısımdan oluşan kalenin 39 kulesi bulunmakta. 

Magazinsel bir bilgi ile bitireyim; Cüneyt Arkın filmlerinde bazı sahneler, bu kalede çekilirmiş.




Bugünlük..Tercihler ve Tekrarlar..


  Nihayet yardım yemeğimiz yapıldı, ama ben katılamadım. Bizim yemek iki kez iptal olup üçüncüye tarih alınınca başka bir davet denk geldi, tercihimi ondan yana oldu. Tabi bu durum diğer tarafta hoş karşılanmadı. Olur öyle şeyler. Sonuçta tercihler bize ait, sonuçlarını da biz göğüsleriz. Burada sorun karşı tarafın sizi anlamamakta direnmesi yahut illa kendi isteğini dayatması. Ancak böylesi  iki durumda tatsızlık kaçınılmaz oluyor. 
Aslında bu küçük olay bile bana yıllar içinde nasıl karar verdiğimi ve tepkilerimin nasıl değiştiğini düşündürdü.
Genelde benim için çok önemli mevzularda hemen tepki versem de diğer durumlarda üzerine  yatar uyur bir gece geçiririm. Sabahları kafam daha net olur, daha makul davranmaya meyilli olurum. 
Ve çoğu zaman da sabahki kararımın doğru olduğunu görürüm.
Yaş  ilerleyince çok şey değişmiyor aslında. Sadece daha çok yaşanmışlık, görmüş geçirmişlik olduğundan karar vermesi kolaylaşıyor. Çocukluk ,gençlik öyle mi? Değil tabi. Her şey yeni, her olay ilk kez oluyor. Etraf ilk deneyimlerle, yeni olaylarla, yeni kişilerle çevrili. Hepsi şaşırtıcı, mutlu edici, üzücü,kırıcı,sevindirici... her duygu bir arada.
Zaman geçtikçe bir çok şey tekrar etmeye başlıyor..
''Tarih tekerrürden ibaret'' sözü sadece toplum tarihi için değil;toplumu oluşturan bireyler için de doğru.  Hayat boyu aynı döngüler, benzer biçimde bazen şekil değiştirerek sürüp gidiyor.  
Teknoloji  ,bilim gelişiyor; yaşam koşullarımız iyileşiyor, kolaylaşıyor ama gerisi hep aynı. 
Tıpkı Nazan Öncel'in şarkısındaki gibi.
Aynı nakarat, hep aynı,aynı.... 

  Aynı Nakarat, yarısı bayat:)

 

Aralık


Aralık ayı ismine yakışır bir girişle geldi. Hava birden soğudu, grileşti, yağmurlar bir yağdı bir durdu ,kasvetli kış günlerinin geldiğinin haberini verdi. Kış kışlığını yapmaya karar verdi nihayet. Doksanların hava durumu sunucu ünlüsü Hülya Uğur'un dediği gibi; Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun..
Dün yine kek günümdü. Yine 90'lardan , annelerimizin günlerinden kalan bir kek olan çaylı kek yaptım. Henüz internette milyonlarca tarif yok iken, yapay zeka mutfak işlerine karışmıyor iken, tariflerin defterlere not edildiği, henüz sayılı yemek kitaplarından tarifler yapılırken çok çeşit yoktu ama olan çeşitlerin lezzeti de bir başka idi. Evde ve elde ne varsa onunla bir şeyler pişirmek, olay buydu.
İşte çaylı kek. (tık tık)  Bu sefer üç yumurtalı, 3/4 bardak şeker,!/2 bardak yağ ve 2 bardak unlu. Üzeride bol cevizli. 


 Hoşgeldin aralık ayı, yılın son ayı, ayın da ilk haftası, güzellik getir hepimize..