Ekşi Mayalı Ekmek

Bu kavanozda görülen ufak kabarcıklarla dolu, hafif ekşimsi  koku yayan hamur kütlesi, benim gözüm gibi baktığım, her gün usanmaksızın  besleyip, suyunu hiç ihmal etmediğim Evlat isimli mayam. Kendisi neredeyse 8 ayı bitirdi. Gün aşırı ekmek pişiriyorum. Şimdi çocuklarda yok bize iki -üç gün yetiyor. Sabah kahvaltılarda biraz fazla kaçıyor olabilir ,ama gün içinde ekmek tüketmiyoruz. Poğaça ,kek falan onlarla idare ediyoruz:) İlla unlu mamulle haşır neşir olacağız, seviyoruz, karbonhidrat alımını, elde değil. Tuzlu ve ekşiyi her zaman tatlıya tercih etmişimdir. Mesela limona tuz döküp yemeyi küçükken çok severdim. Limon dayanmazdı bana. Tabi ki o zamanki limonlar şimdiki suyu çıkmayan ,ilaçlı ya da mayer adı altında satılan mandalina mı limon mu belli olmayan cinslerden değildi. İnce kabuklu, bol sulu limonlar.Hey gidi hey, limonlar bile değişti.Efendime söyleyim ,neyse zamanla tuzun ne kadar zararlı olabileceğini öğrenince tuz-limon keyfini bıraktım. Hamur işlerinde de öyle, nefse hakim olmayı, az yemeyi, doymadan sofradan kalkmayı şiar edindim,eşime de ettirdim.
Ekmek yapmak için ; *3 su bardağı beyaz unu, *2 su bardağı tam buğday un, *1 tatlı kaşığı tuz, *bir tatlı kaşığı kadar bal, *1,5 bardak su ve 3 çorba kaşığı kadar maya ile güzel bir hamur haline gelene kadar yoğuruyoruz. 
Ben bu aşamada, hamur yoğurma makinemden yardım alıyorum. Çok memnunum kendisinden. Kollarımı yormuyor. Aslında ekmek yapmak aklımın ucundan geçmezdi, bu aleti alırken. Ama şimdi neredeyse sadece ekmek yapmak için kullanıyorum. Köfte yoğurmada da işe yarıyor. İyi ki almışım, çünkü talep artınca sadece bir yılda, fiyatı iki katına çıkmış. Şaşırdık mı? Tabii ki hayır. Neyin fiyatı artmadı ki. Marketlerde bir kere aldığınız malı, bir ikinciye aynı fiyatta alabilmeniz çok zor. 
Güzelce karılan hamurumuz, hafifçe zeytinyağ ile yağlanmış cam bir kaba alınıp,2-3 saat bekledikten sonra katlama işlemine başlanır. Bunun usulleri var, ben hamuru alta doğru,  iki saatte bir katlıyorum. Yaklaşık 6-7 saat sonrasında hamur, 2-3 misli kabarıyor. Hatta üzerinde mayalandığını net gösteren baloncuklar oluşuyor. Sonra  hamurumuzu tüm geceyi sakince geçireceği buzdolabına alıyoruz. Pişireceğimiz şekilde ,yuvarlak, tostoparlak yaparak, başka bir kabın içine koyarak. Bunun için özel bambu kaseler var, ben evde olanlarla idare edip, cam bir kaseyi kullanıyorum. 
Ertesi sabah, buzdolabında bekleyip, yine de kabarmaya devam eden ekmek hamurunu, fırına dayanıklı bir kabın içerisinde, 20 dakika üstü kapalı olarak, 25 dakika da üzerindeki kapak alınıp ,üzeri açık olarak, 200 derece ısıda pişiriyoruz. 
Sonra mis gibi kokan, puf puf kabaran ekşi mayalı ekmeğimizi fırından çıkarıp, tel bir ızgaranın üzerinde (alt kısmı nemlenmesin diye) yaklaşık üç saat soğumaya bırakıyoruz. Ekmek bu arada sıcağıyla, için için pişmeye devam ettiğinden dolayı, iyice soğumadan da kesmeye kalkmıyoruz. 
Sonrasında ekmeğimiz,soframızda afiyetle yenilmeye hazır. Ekmek yapımı işi ile ilgili ,sayısını tahmin edemeyeceğim kadar sosyal medya hesabı var. Youtubesi ayrı, instagram videoaları ayrı.Ekmek pişirirken kullanılan alet edavat konusu da tamamen bir sektöre dönmüş. Ekmeğin üzerine şekil vermek için kullanılan jilet ile ilgili aparatlar, şekil veren bambu kaseler, pişirmek için döküm tencereler ,kalıplar vs. vs. Ama niyet ettikten sonra eldeki /evdeki araç gereçlerle de gayet güzel ekmek yapabilirsiniz. Yapmak ,kendi ekmeğini pişirip yemek şahane.  
Burada tek ilgi ve alaka göstereceğiniz,önemseyeceğiniz olay; mayanız. Onu her daim beslemeyi, suyunu ,ununu ihmal etmemeyi öğrenmelisiniz. Bir yere uzun süreli gidecekseniz, mayanız ne olacak? düşünmelisiniz. Ben yazın mayamı bir tepsiye yayarak kuruttum. Kıtır, yassı ,kupkuru oldu. Onları kırıp bir kavanoza koydum. Tatil dönüşü de su ile besleyip canlanmasını sağladım. Hala bir parça kurutulmuşu dolapta duruyor. 
Anlayacağınız maya önemli.. En önemli..

Aşı..

 Dün, babamı aşı olmaya götürdük. 

Aşı gelecek, ne zaman gelecek, hangi aşı gelecek, kaç fazlık denemesi yapılmış falan ,filan derken aşılama çalışmaları nihayet başladı.Ülkemizde önce sağlık çalışanları aşılandı, sonra da yaş sıralamasına göre vatandaşlara aşı uygulanmaya başlandı. ''Su küçüğün ,söz büyüğün'' lafını söyleyen bir millet olsak dahi ,aşı olayına büyüklerden başladık, sıralamayı büyükten küçüğe doğru yaptık.  Önce 90 yaş üzeri oldu , sonra babamların gruba yani 80-85 yaş aralığına sıra geldi. Tabi aşı için randevu alınması gerekiyor, biz bunun için MHRS(Merkezi Hastane Randevu Sistemi) üzerinden randevuyu oluşturduk. MHRS telefona yüklenebilen bir uygulama. Bu uygulama üzerinden sisteme girilince ,tüm randevu aşamalarını kolayca yapabiliyorsunuz, seçtiğiniz il ve ilçeye göre ,size en yakın Devlet Hastaneleri, anlaşmalı Özel Hastaneler karşınıza geliyor ve randevunuzu ona göre oluşturuyorsunuz. Bize çok yakın olduğu için seçtiğimiz Özel Hasteneye bir gün sonrası için randevu aldık. Zaten randevular ya aynı gün içerisinde ya da bir sonraki gün için alınabiliyor. Bir kaç gün sonra alayım , deseniz, öyle bir seçenek yok.


Tabii ki tam saatinden önce gittik. Hava da bir yağmurlu, şakır şakır yağıyor. Hastanenin ayrı bir binasının, hemen giriş katında, aşı odaları oluşturmuşlar. Hemen ilgileniyorlar. Hemşire babamın ismini sordu, sonra kendi telefonundan bir takım şeyler yaptı ve hemen ''Onayınız geldi, buyurun içeri'' diyerek ,bizi içeri aldı. Sol koldan , hiç sıkıntısız, (çok şükür) aşıyı oldu babam. Sonra kimliğini bir deftere kaydetti ve bize aşı olduğumuza dair el yazısı ile hazırlanmış bir kağıt verdi. İkinci doz için ise ,önümüzdeki ay ,bu günden 3 gün öncesinden başlayıp ,3 gün sonrasına kadar randevu alabileceğimizi söyledi. Bir takım hafif şikayetler olabileceğini, baş ağrısı, kol ağrısı gibi. Bunlar karşısında ağrı kesici alabileceğimizi ,geçmezse, derhal hastaneye gelmemizi tembihledi.'' Şimdi dışarda yarım saat kadar bekle amcacım'', diye bizi güleryüzle uğurlarken ,sabırsızlıkla kapıda bekleyen diğer hastayı başka bir odaya yönlendirmişti bile. Biz bekleme holüne çıktık. Hava yağmurlu, dışarda bekleme imkanı yok. Hem aşı olmak için , hem aşı olan kişiler çokta büyük olmayan bu holde bekliyor. Gerçi giriş kapısının açıldığı yerde burası ve otomatik açılır-kapanır kapı sayesinde sık sık havalanıyor. Ama yine de insan bir tedirgin olmuyor değil, aşı olunduktan sonra böyle bir hastane ortamında bu kadar kalınmasından. Neyse elimde fısfıs ,ha bre sıkıp sıkıp elimize kolumuza etrafa, bekledik yarım saat. Bu arada büyüklerimiz, genelde evlatları ile sessiz sedasız gelip, aşılarını olmaya devam ettiler. Aşı olanlar, sol kollarını yoklayarak bekleştiler. 

Bu gün itibariyle sıra 75-79 yaş aralığına geldi. Sanırım aynı telaşı annemle de yaşayacağız, bundan sonraki grupta. Tereddütsüz biz gidip aşıyı babama yaptırdık. Tabii ki kendi karar verdi, şahsen hiç fikrimi söylemedim, etkilenmezdi belki. Belki de etkilenirdi. Etrafımızda yaptıran başka büyüklerde oldu. Umarım herkese sifa olur, aşısı bulunan bu hastalığın ilacı da bir an evvel bulunur. Aşıyı başka ülkeler buldu, keşke bizim insanlarımız da ilacı bulsalar, onun için çalışıyor, destekleniyor, teşvik ediliyor olsalar. Değil mi? Ülke kısır siyasi çatışmalar, boş konuşmalardan çıkıp ,bilimsel konularla ilgili çalışmaların gündem olduğu bir yer olsa. Hayal etmesi bile güzel. 

Bakalım aşılar bize yetecek mi, sıra bize de gelecek mi?

Herkese sağlıklı günler..