Bazen Kolay

 

İki gündür Kartal'da deprem konusu var. 3.2 olanı duydum. Koltukta oturmuş Oasis adlı diziyi izliyordum. Bölüm başlangıcını yapan ses , tatil köyünde yaşanan olayın ani gelen bir depremin etkisi yarattığı şeklinde bir girizgah yapıyordu ki  oturduğum yere alttan bir yumruk vurdu sanki. İşaret fenaydı. Hemen etrafta sallanabilecek şeylere baktım. Avizeye, çiçeklerin yapraklarına, sürahideki suya. Hiç bir şey kıpırdamamıştı. Sonra haberleri açtım, yok. Telefona baktım, yok. Bir süre sonra X'de paylaşımlar başladı. neyse en büyüğü bu olsun. Ama bu sıralar dünya çok şiddetli sarsılıyor. Bu İstanbul'da deprem korkusunu da tetikliyor. Zaten Kartal şu an öyle bir dönüşümde ki her yer yıkılma-yapılma aşamasında. Güzel de kaçabilecek, deprem anında çıkabilecek hiç mi hiç boş yer kalmadı. Sonumuz hayrola..

Ağustosun yarısı yaz, yarısı kış  denir ama hala yaz kısmındayız. Güzel , sarı bir sıcak var. Kardeşimin doğum günüydü. İkimizde yazın en sıcağında doğmuşuz. Temmuz sonu ,ağustos ortası. Benim çocuklar Haziran doğumlu, yeğenim Eylül. Biz böyle hazirandan başlayıp eylül başına uzanan bir yaz ailesiyiz. Kardeşimle aramda on yaş var. Onun da benimde özel hayatlarımız biraz çalkantılı başlamıştı. Sonra rayına girdik. Eh , arslan burçları anlaşması zor burçlardır🦁 Kardeşim herkesin kurduğu büyük şehirden kaçıp, Ege kasabasına yerleşme hayalini gerçekleştirdi:) Onun ki biraz mecburiyetten de olsa hayal gerçekleşti. Güzel bir pansiyonu var. İşleri hep rast gitsin isterim, gülenyüzü de hep gülsün. 

Sabah sabah oturmuş  bunları yazarken, ekrana yansıyan yüzüm, alt kattaki genç babanın çocuğuna söylediği şarkı, çocuğun kahkahaları altında gülümsedi. Anne işe gidiyor baba evden çalıştığı için çocuk genelde onda. Şimdi yaz ayları camlar açık komşu sesleri birbirine karışıyor. Mutlu genç bir aileye komşu olduğumuz için bizde mutluyuz. Seven ,sayan ailenin çocukları da mutlu büyüyor, ne güzel.🧿 ''Dalda bir elmayım💃💃. Olgunlaştım sanmayın''  şarkısı beni güldürdü. 

Mutlu olmak bu kadar kolay mı? bazen kolay..

Karışık..

 Dün kısa bir video düştü önüme. Özlem Gürses artık sosyal mecralarda alkollü içecek resmi paylaşmanın ceza sebebi olduğunu anlatıyordu. Daha önce de içki resmi paylaşanlara baya yüksek miktarda para cezası geldiği, haber olmuştu. Tabi bu olay,  alkolün markası görünürse, tanıtım ya da özendirme içeriyorsa gerçekleşiyormuş. Ama bunu kim, neye göre tespit edecek, her paylaşıma ceza gelmeyeceğinin garantisi var mı? Markası görünmeyince özendirici olmuyor mu? Dizilerde ,filmlerde blurlanmış bardaklarlara,şişelere alışmıştık. Ya da 'fermente üzüm suyu' gibi tabirlere. Şimdi belki her yerde flu görüntüler ve yeni tabirlerle karşılaşacağız. her şey halkımızın iyiliği, sağlığı için..

****

Yıllardır kullandığım düdüklü tenceremin yenilenme vakti geldi. Onu  emekliye ayırıp yazlığa götüreceğim, biraz da orada pişirsin. Yerine yine aynı markanın düdüklüsünü aldım. Alman malı bu düdüklü tencerenin üzerine başka tencere tanımam. Fiyatı indirime girmişti online mağazada. Reel de kasada yüzde 10 indirim daha yapıldı. Neredeyse kızıma 3 yıl önce aldığım fiyata yakın bir fiyata aldım. Denk geldi. 

****

Sevgili eşimin arkadaşından duyduğu bir Bafra Pidecisi varmış , dışarı çıkmışken aklıma geldi. Hadi oraya gidip bir pide yiyelim ,dedim. Rahmetli kayınpeder bizi Sarıyer'de bir Bafra pidecisine götürürdü, güzel yaparlardı. Burası da iyiymiş dediler, bakalım dedik. Gittik ki  yerinde yok, dükkan taşınmış!Koca bir 'Kiralık' levhası asılı. Bakındığımızı gören yoldan geçen bir bey ''Hemen şu karşı eczaneyi dönün o caddeye taşındı.'' dedi. Gelmişiz buraya kadar ,yürüyüverdik tarif ettiği yere doğru. Kolay yerdeymiş yine. Çok şık ,nezih bir pide salonuymuş. Yeni ve modern döşeli. Kapıda karşılayan robot servis elemanı bile var . Oturduk güzel bir masaya,iki Bafra pidesi ve ayran söyledik. Boğazda yediklerimizden daha iyiydi. Üzerine çay da ikram:)  Düdüklü tencere alışverişi üzerine iyi geldi...



Bugünlük..

 Yıllar sonra, başlayıp yarım bıraktığım, ''Suç ve Ceza'' yı bitirdim. Hem de su gibi aktı, çabuk okudum. Klasiklerin yeri, bir başka bende. 

Suç ve Ceza

Havalar o kadar sıcak , sıcak da değil boğucu, rutubetli, yapış yapış ve puslu olduğundan en iyisi bunu düşündürmeyecek şeyler yapmak. Kitap bunu bir nebze sağladı. Televizyon programlarında hiç bir şey yok. Sadece  bunaltan, umutsuzluk veren hatta üzüp can sıkan siyaset haberleri, olayları. Adaletsizlik, kandırmaca almış başını gitmiş. Yok artık toparlanmaz, zor çok zor. Biz kendi işimize bakalım, ne halleri varsa görsünler..

Benim yerli diziler henüz sezonu açmadığından, yine dijital platform dizilerine devam ediyorum. Gerçi yaz dizileri var TV'de .İçlerinden sadece Muhtemel Aşk ilgim dahilinde. Ayça Ayşin Turan ve Ekin Koç ikilisini birbirine yakıştırıyorum. Ama o kadar gereksiz ve uzatılmış sahneler var ki yani sadece fragmanlardan takip etmek istiyorum diziyi. Ne olacaksa son on beş dakikaya sığdırıyorlar, gerisi boş.

Evde ,beyimin beli tutuldu, kaç gündür sıkıntı içinde, evlat klima çarpmasına maruz kalmış, ateşlendi, işe gidemedi. Velhasıl haftaya iyi başlamadık. Ama tabii ki her şeye olduğu gibi buna da şükür diyoruz. 


Bugünlerde..

 Bugünlerde evdeki fırfırların eşliğinde bol bol dizi seyrediyorum. Önce  The Lincoln Lawyer izledim. Bir avukatın maceralarını konu edinmiş. (Bu dizi bana çocukluğumun Petroçelli'sini hatırlatmış olabilir.)

Onun son sezonunu bitirip ,yeni sezonu merakla beklerken ,Küçük Ev dizisine geçtim. Tabii ki o da çocukluğumun efsanevi dizisi. Tek kanallı TV zamanlarında severek izliyorduk. Küçük Ev dizisi beni çocukluğuma da götürdü doğrusu. 

Şimdi diziler sabun köpüğü gibi, unutuluyor. Ama çocukluk ve gençlik döneminde izlediğimiz dizi ve filmlerin çoğu aklımızda. Şimdi onların tekrarları çekiliyor. Yeni versiyonları, zamanımız ruhu ve oyuncuları, dekorları ile yeniden, yeni nesil için izlemeye sunuluyor. Kıyas yapmadan seyrettim, hoşuma gitti.


Böyle yumuşak konulu bir diziden sonra MobLand' ın kaotik dünyasına kaptırdık gidiyoruz, 4.bölüme gelmişiz bile.
**

Dün Kartal'a gittim, terliklerimi lostradan almaya. Minibüsle gideyim dedim, Minibüsten inince lostra hemen yakında, trenle gitsem baya yürümem gerek hava çok nemli bugünlerde , çekilir gibi değil. Minibüse bindim, hazırladığım kırk lirayı uzattım ''43 oldu abla.'' dedi. İndi bindi 39.- TL idi 43.- TL olmuş. Zamlanmış yine en kötüsü de küsuratlı olması . Hiç de bozuğum yok ''Canın sağ olsun abla.'' dedi şoför.  Minibüsten inip lostraya geldim. Terlikler bilindik iyi bir markanın , geçen yaz aldık bu yaz kenarı açıldı. Daha yeni ve severek giyiyordum. Fiyatları oldukça artmış bari tamir ettirelim, dedik. Dönem böyle artık. Lostradaki genç; ''Yapıştırırız abla, hatta dikeriz bile açılmasın diye.'' demişti, gayet de güzel yapmış , sahilde deniz kenarında gayet güzel idare eder artık. Kışlık spor ayakkabıları da bakıma götürmeye karar verdim, her tür ayakkabıyı yapıyorlarmış.
Dönüşte trene yürüdüm. Baştan başa çarşıyı da gezmiş oldum. Marmaray da vagonlar yine buz gibiydi.


 

Sinemalar Değişmiş

 Dün, yıllar sonra ilk defa sinemaya gittik.

En son pandemiden önce gitmiştik ve hangi filmi izlediğimizi hatırlamıyorum bile. Bizim sık gittiğimiz AVM'deki sinema salonları da kapanmıştı o dönem. Sinemada daha çok etkileyici görsel sahneleri, şaşalı müzikleri ile insanı içine çeken filmleri izlemeyi seviyorum. Sinema salonlarındaki bu deneyimi ilk Reks Sinemasında  Stargate filmiyle yaşamıştım. Sonrasında  İnception , İnterstellar özellikle çok beğenerek izlediğimiz filmlerindendi. Keza Avatar da öyle. The Odyssey filminin de bizim için böyle bir deneyim olacağını düşündük.  

Filmin konusu ,Homeros'un Odysseia destanından uyarlanmış. Truva savaşının ardından yıllarca evine dönemeyen İthaka Kralı  Odysseus'u Matt Damon canlandırıyor. Yirmi yıl onu bekleyen, sadık eşi Penelope rolünde Anne Hathaway, oğulları Telemakhos'u ise Tom Holland oynamış. Charlize Theron ,Robert Pattinson ve Zendaya'da oyuncu kadrosuna dahil. Uzun zaman sonra bu kadar ünlü artisti bir filmde izlemek güzeldi tabii ki. Ama bana göre film sinemada izlenmesi şart olan yapımlardan değildi. Fazla gürültülü ve aksiyon dozu oldukça yüksekti. 

Salon ise tıklım tıklımdı. Her yaştan izleyici, günün ortası olmasına rağmen  The Odyssey filmin izlemek için gelmişti. Kampanyalı satışın etkisiyle herkesin elinde kocaman kovalarda mısırlar ve buzlu içecekler vardı.. Lakin film başlayınca içerisi öyle bir soğudu ki sanırım kimse o buzlu içecekleri içemedi. Ben şal almıştım yanıma eşimle ona sarınıp oturduk. Arka sıradakiler , ''film arasında Avm' ye inip hırka mı alsak?'' diye konuşuyorlardı.

 Bu arada bilet fiyatları çok artmış. Neyse ki film üç saat ve soluksuz izleniyor. Ederi var yani filmin.

Bir de dikkatimi çeken şey sinema kültürünün değişmiş olması(mısır hariç) Artık öyle sinema salonu görevlileri falan da yok internetten biletini aldın mı? Aldın. tamam salona git ve yerine otur. Hani bir zamanlar, biletleri kontrol eden , yer gösteren, film başlayınca kapıları kapatan, arada bir şeyler satan insanlar yok. O hareketlilik yerini seyircilerin gürültüsüne bırakmış.

Sadece filmler değil, sinemalar da değişmiş. belki de en çok değişen, bizim onlardan beklentimiz olmuş..

/Aşağıdaki resim, şimdi kapalı olan sinema salonundan , seyirci bir dönem baya azalmıştı yine böyle fiyatlar yüksek falan diye. Hepi topu bir kaç kişi ile film izlemiştik.2019 yılı sanırım:) /



orkideler..

Orkide

 Bugün doğum günümde sevgili beyimin aldığı orkideleri ayırıp, iki ayrı saksıya aldım. Çünkü orkidelere su verme işini duşlama ile yapıyorum. Yani plastik saksını musluğun altına tutup sonra seramik saksıya alıyorum. Gelen çiçeği tek ,ağır seramik bir saksıya koymuşlar. Üstelik aralarını sıkı sıkı yeşil sahte çimlerle doldurmuşlar. Güzel, ama o şekilde sulamak mümkün değil. Hemen arada bir  yaprak sarardı. 
Acil durum ilan ettim.
Orkide bakımı

Şimdi, daha rahatlar. Ayrı ayrı ama yan yana..