çevre sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çevre sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

benim ağaçlarım.

ODTÜ'de yurt yapımı için kesilmek istenen kavakları ve ağaçların  kesilmemesi için 55 gün nöbet tutmuş ODTÜ'lü öğrencilerin, gözlerinin yaşına bakmadan kesilen kavak ağaçlarını, izlemişsinizdir.Haberlerde, sosyal medyada yer aldı.
Bazıları kesildi ağaçların , ruhsatsız olduğu söylenen inşaatın durdurulması ile bir kısmı ,şimdilik, kurtuldu .
Ekmekçi Kız kendi blogunda ,bu olay üzerine hayatındaki ağaçları anlatmış.
Bende yazıyı okurken hayatımda aklıma gelen ağaçları düşünüyordum.
Evet hayatımızda aklımızda yer eden ağaçlar var.

Mesela ilk aklıma gelen, dedemlerin mahalledeki iğde ağaçları oldu.İlkokul bir yada ikinci sınıftayken kısacık boyumuz yetmez ,ufacık taşlarla minik kahverengi iğdeleri düşürmeye çalışırdık.
Mahalledeki parkta çınar ağaçları vardı. Korkardım biraz ama yine de diğerleri çıktı diye, dallarına tırmanmaktan geri durmazdım.
Parka çok güzel akasya ağaçları ekilmişti ve çiçekleri şahane kokuyordu.
Sonra lise yıllarımda ,Ankara'da yol boyu uzanan koca çınarların sonbaharda düşen altın rengi yapraklarını hışırdatarak yürümeye bayılırdım.


Yazlıktaki zeytin ağacımız hastalandığında ne kadar da mutsuz olmuştum.
Yanından verdiği fidan tutsun ,o da kocaman bir zeytin olsun, nasılda dilemiştim.
İstanbul'da ilk oturduğum evin yatak odasının penceresi kocaman
bir mimoza ağacına bakıyordu.Şubat ayı geldi mi, baharı müjdelercesine öyle şahane kokardı ki. İlk kez mimoza ağacının kokusu ile o evde tanışmıştım.En şahane parfümlerden daha nefis bir kokuydu.
Ya bizim eski mahalledeki ıhlamur ağacının kokusu ,onu nasıl unuturum.
Bahar rüzgarları ile ıhlamur çiçeklerinin kokusu her yana yayılır, insana ayrı bir huzur verir.
Bir de küçükken yine dedemlerin bostanında, altında  üzerine tuz serperek  domates ve ekmek yediğimiz kocaman ceviz ağacı var.Hem de ne kocaman.Yaprakları yeşil, cevizi bol,gölgesi serin.Anneannemin elleri cevizlerin yeşil kabuklarını ayırmaktan simsiyah boyanırdı.
Babamın köyünde kalın dallarına salıncak kurduğumuz beyaz dut ağacını da anmadan geçemem .Yumuşacık, sulu dutlarının tadı hala damağımdadır.
Bir de daha çok çam ağaçlarının kurumuş iğne yapraklarından yaptığımız bilezikler,kolyeler en güzel takılarımızdı çocukken.


Çektiğim resimlere bakarken ne kadar çok ağaç resmi çektiğimi farkettim. Sonbahar,yaz, kış,bahar dört mevsim, kurusundan, yapraklısına  öyle çok çekmişim ki.
Dünya üzerinde gördüğümüz en güzel şeylerden; yeşil, çiçekli, meyveli ağaçlar.
 Ekmekçi Kız'ın dediği gibi hepimiz anlatalım ki ağaçsevmezler / ağaçönemsemezler/ belki biraz durur da düşünürler.
Bu ağaçlara kıymadan ,onları koruyarak da şehirleşme olmaz mı?
Hatta, daha güzel olmaz mı?
Var mı sizinde hatıralarınızda ağaçlar?

yazık oluyor KOZAK yaylası'na

Ayvalık'a gelmeden  önce Kozak tabelası görürsünüz, oradan sapın hemen. Zeytin ağaçları ,meyve bahçeleri ile dolu tarlalar sonrasında, her yeri çam ağaçlarıyla kaplı kocaman bir coğrafya içine düşersiniz. Bu orman içinde çam ağaçlarının arasında devasa büyüklükte ,
sanki gökten atılmış gibi çam ağaçlarının arasına serpilmiş granit kayalar gözünüze çarpar.
Şaşırtır sizi bu granit kayalar .O kadar büyükleri var ki 'oraya nasıl gelmiş', dedirtir, düşündürür.
Bağyüzü köyü yakınlarında bir Atatürk sevdalısı Sühan Şen bu kayaların üzerine müthiş bir eser yaptırmış.
Bir Atatürk Anıtı.
Kocaman bir granit kayanın üzerine yapılmış dev bir heykel. Çam ağaçlarının ortasında ,yolun hemen kenarında muhteşem bir görüntü.

 


 Bu güzel eseri görmek idi niyetimiz. Kozak yaylasına neredeyse bir 13-14 yıl önce gitmiştik.O zaman sadece fıstık çamı ağaçlarıyla dolu ,üzüm bağları meşhur ,Bergama'ya yakın 19 köyü kaplayan koca bir yayla. Lakin daha ormana girer girmez sizi artık çam ağaçlarından önce, ormana ağaçlara yayılmış bir hastalık gibi görünen taş ocakları karşılıyor. İnanılmaz üzücü bir manzara.O koca granit taşlarını un ufak edip ,kaldırım taşı yapıp yurt dışına satıyorlarmış.Bu taş ocakları yüzünden fıstık çamı kalmamış.(Bir köy bakkalından aldığımız dolmalık fıstığın kilosu 140 tl ).Üzüm bağları ne derece dayanır ya da kaldı mı bilmiyorum.
Atatürk anıtının tam karşısına da bir taş ocağı açmışlar.
Anıtın etrafı neredeyse çer çöp dolu. Bakımsız. Sanki bir inat sezdim, o ocağın oracığa açılmasına.
O granit taşlar ve o fıstık çamları  dolu orman başka memlekette olsa bu derece kıymetsiz mi olurdu acaba.
İçim parçalandı.
Tatilimde beni en çok yaralayan manzara, bu çam ağaçlarının arasına hunharca saplanmış bir bıçağı andıran taş ocakları oldu.

                                                      (Medyadan alıntı)
Böyle bir sorunu olan köylüler buna ne derece ses çıkarıyor bilmiyorum,artık bağı bahçeyi
bırakıp bu taş işçiliğine soyunurlar:(
Milletin efendisi olmak yerine , taş ocaklarının işçisi olurlar.

Neyse,yolunuz buralara düştüğünde Atatürk Anıtını mutlaka görün.
Yorulup dinlenmek isterseniz ,buz gibi soğuk şerbetler , sıcak çaylar içebileceğiniz bu köy
çaybahçesi(Köyüm Cafe) sizi buralarda ağırlayacak güzel mekanlardan biri.
Buranın  fotoğraflarıyla
kapatayım yazımı .
Güzellik hayatımızdan eksik olmasın, bize verilmiş en güzel hediye olan
doğayı yok etmeden, faydalanalım,
 dileklerimle...