BURSA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BURSA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bursa Saat Kulesi

Tophane parkı

Bursa'ya tepeden bakabileceğiniz en güzel yerlerden biri Tophane'dir. Burada hem manzara seyreder, hem tarihin içinde yaşarsınız.
Tophane'deki Bursa Saat Kulesi şehrin simgelerinden biridir. Kule, 1890 'da Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmış fakat daha sonra yıkılmıştır. 1905 yılında  yapımına tekrar başlanmış ve Sultan 2.Abdulhamit 'in 30. saltanat yılında hizmete açılmıştır. İlk yapıldığında 3 katlı olan kule, daha sonraki inşaasında 6 kata çıkarılmıştır. 33 metre yüksekliğinde olan kulenin altıncı katında ,dört farklı yöne bakan, 4 saat vardır.
Son yapılan restorasyonda 6. katın,kesme taş yerine  beyaz pvc ile  kaplanması eleştiri oklarını üzerine çekmiş olsa da 'ben yaptım oldu' mantığı ile öylece bırakılmıştır.
Umarım yeniden bir düzeltme ile kulenin 6. katı diğer katlar gibi tarihi yansıtan görüntüsüne kavuşur.




Bursalı mısın? Evet..

Yeşil Bursa'nın Tophane'den görülen manzarası..
Bursa işte aşağıda, tarihin kenti.Kocaman bir ulu dağa sırtını yaslamış,ovasına yayılmış,
büyümüş ,gelişmiş.
Yeşili nerede derseniz ,manzarada pek görünmez olmuş taaa ötelerde , uzaklarda kalmış.
Bir de semti var Yeşil. Yeşil Türbe, Mehmet Çelebinin türbesi ve Yeşil Cami.
O kadar, işte Bursa'nın yeşili neredeyse o kadarcık kalmış.



Albert Einstein' a sormuşlar;
 
-Sonsuzluk nedir? diye,
 
Einstein'da demiş ki;
 
-Hayatta iki şey sonsuzdur, uzay ve insanların aptallığı.
 
Ama bunlardan hangisinin daha sonsuz olduğunu ben bile bilmiyorum..

bahar ..pembe beyaz olur...


Bursa'dan dönüşte Gemlik'i geçtikten sonra saptık İznik yoluna.
40 km kadar mis gibi yemyeşil zeytin bahçeleri  arasından kıvrıla kıvrıla giden
yol ,göle paralel seyrediyor. Kenarında sıra sıra geçtiğimiz sakin sessiz köyler.
Sonra İznik 'e varılıyor.
Sapanca gölünden sonra İznik gölü çok daha sakin çok daha bozulmamış,
çok daha bizden. Sahil yolu hem yayalara hem arabalara açık ,piyasa yapan İzniklilerle
yada ziyarete gelen bizim gibi misafirlerle dolu .
Yolun diğer tarafında çay bahçeleri , kafeler var ancak İstanbul'daki lüksü arama hatasına
düşmeyelim. Çoğu çok bakımsız görünüyor, havanın henüz yeni ısınmaya başlamasının
etkisi olabilir belki yazın daha iyi durumda olabilirler.
Bizde sahilde yürüyüşten sonra bir tanesine oturduk, çekine çekine . Çünkü Sapanca
da bu çay bahçeleri ile hoş olmayan anılarımız vardı. Yanılmışız.
İçerde langırt oynayan gençler, bilardo oynayan genç kızlar, çay içip sohbete gelmiş
bayanlar, kahvelerini yudumlayan beyler, oyuna dalmış çocuklar ile çok sıcak
gayet modern bir hava hakimdi.
Garsonlar  kibar, çaylar  nefis, çay bardakları parmak izsiz, tostlar lezzetli ve ucuz,
İstanbul'da iki çaya vereceğiniz paraya burada iki kişi karnınızı da doyurursunuz.

Çayımızı içip ,civarın meşhur  zeytini ile birlikte getirdikleri tostumuzu yedikten sonra ,
Orhangazi tarafına gölün diğer yolundan dolaşarak devam ettik ,
bu yol daha düzgün ,daha geniş.
Bu tarafta da şeftali ağaçları, bademler, erikler rengarenkti..
Yolun iki tarafı meyve bahçeleri
ile dolu. Ey bereketli topraklar ey ,sebze meyve ambarı mübarek.
Bazıları kar yağmış gibi ,
bazıları sanki pespembe pamuk şekeri.



 
İstanbul'un dibindeki cennet köşelerden,
umarız bu yeni yapılan İzmir otobanını bahane edip buralardan da yol geçirme bahanesiyle
betona çevirmezler , imara falan açmazlar..
 
Hepimize güzel bir hafta diliyorum,
sevgiler... 

GÖLYAZI - Ağlayan Çınar

                           İstanbul'un komşusu Bursa'nın ,aynı zamanda baba memleketim,  Nilüfer İlçesine bağlı  Gölyazı(Apolyont) köyünü çoğunuz duymuşsunuzdur. 
Biz Ayvalık yolculuklarımızda her sefer Ağlayan Çınar tabelasını görür ama hızla geçip gider, ''ya şuraya bir daha ki sefer uğrayalım ''derdik.  Bir gün uğradık da.
Sıcak bir yaz günüydü , çok fazla kalmamıştık ama aklımızda yer etmişti.
Sonra ''Güneşi Beklerken'' dizisinde adı ve reklamı yapıldı.
İstanbul'a oldukça yakın  günübirlik gidip ,sessizliğin, doğal güzelliğin tadını rahatça
çıkarabileceğiniz bir yer Gölyazı.


Gölyazı Uluabat gölünde küçücük bir ada iken bir köprü ile karaya bağlanıp yarımada olmuş.
Girişte ,mezarlığın hemen arkasında ''Tiyatro'' yazılı tabeladan yukarı yürürseniz
 Zambak Tepesine çıkıp yarımadanın ve gölün güzelliğini izleyebilirsiniz.
Ancak bizim gittiğimizde ,Nisan ayı olmasına rağmen, hava çok soğuk ve kapalıydı .
Tiyatro demişken henüz kazı yapılmamış antikçağdan kalan tiyatro kalıntıları var.
 Girişte Aziz Panteleiman Kilisesi de Gölyazı Kültür Evi olarak açılmış fakat kapalıydı gezemedik..

 Gölyazı tarihi çook eskilere dayanan ışık tanrısı adına kurulmuş şehirlerdenmiş.
Gölde adanın çevresini teknelerle dolaştırıyorlar, çok uygun fiyata .
Biz soğuk ve kapalı havadan ürküp denemedik ama yaz olsa harika olurdu..

Girişte yan yatmış gövdesi ile bir anıt ağaca sahip, sanki köyün koruyucusu gibi, çok heybetli.


etrafında tadilat var umarım çabuk bitiriler.

Gölyazı da köyün ara sokaklarında dolaşıp , sonra çınar gölgelerinde dinlenip ,
çay kahve molası verebilirsiniz.



sokakların sonunun suyla kavuşması çok hoşuma gitti.




Gerçi sokaklar temiz ama gönlüm evlerin daha bakımlı olmasını dilerdi.
Acıkırsanız balık yemenizi tavsiye edebilirim.
Bir tek girişte Apolyont Restoran var, balıklar lokum gibiydi.
 Yayın, Sazan Turna balıkları. İsterseniz köy meydanında caminin arkasında satışta yapıyorlar.

Söylemeden geçmiyim
rehberimizin anlattığı kadarıyla burada BALIĞA KADINLAR ÇIKIYORMUŞ, erkekler
biraz keyfine düşkünmüş kahvede oturmaya bayılıyorlarmış..Bilmem artık..
Meydanda ki Gölyazı fırınından ekmek almayı unutmayın fırıncı bir kadın , galiba sadecebalık tutmuyor herişin ucundan tutuyor Gölyazı kadınları..
 
İstanbul'a kısa bir mola verip sessizliğin, doğallığın, lezzetin, göz gönül şenliğinin
tadını çıkartmak için en güzel yerlerden biri ,
yolunuz Bursa Balıkesir taraflarına  düşerse ve tabelayı görürseniz,
bir uğrayın derim...