YasunariKawabata etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YasunariKawabata etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim okumaları..

 

Afife Jale; hayatının bu kadar acıklı bir öyküsü olduğunu bilmiyordum. Sahneye çıkan ,çıkma cesareti gösteren ama arkasına bakınca kimseyı göremeyen ilk müslüman Türk kadın tiyatro sanatçısı. Bestekar Selahattin Pınar'ın ilk eşi. 

''Bir bahar akşamı rastladım size,''

diye adına besteler yapılmış bir kadın. Selahattin Pınar'ın daha sonra evlendiği eşi,bir söyleşide, Bestekarın şarkılarının çoğunu Afife Jale için yazdığını anlatmış. Büyük aşkları ile karşılaşmış lakin hiçbirini tam yaşayamamış bir kadın.Hazin bir hayat öyküsü. Büyük ideallerle başlayan ,akıl hastanelerinde ,yapayalnız son bulan bir yaşam.


Karlar Ülkesi ve Kiyoto 

Nobel Edebiyat ödüllü Japon yazar Yasunari Kawabata'nın  iki eseri. 

(1968 Nobel Edebiyat Ödülü) Karlar Ülkesi'nde geyşaların hayatından kesitler var. Tokyo'da yaşayan Şimamura ,kaplıcalar için dağlık bir bölgede bir kasabaya gider. Kasabada tanıştığı Komoko ile aralarında başlayan ilişkiyi ,Yoko isimli başka bir kadına duyduğu derin hayranlığı ve kaplıcalar bölgesinin güzelliklerini anlattığı Karlar Ülkesi isimli eseri yazar,tam 12 yılda yazmış. Komoko isimli karakter gerçek bir Japon Geyşa kadından esinlenerek yazılmış yazar tarafından.

Kiyoto ; Türkçemize Kiraz Çiçekleri olarak çevrilmiş. Bendeki Nihal Yeğinobalı çevirisi ile eski bir baskı. Çieko isimli genç bir dokumacı kız ve ailesi ile ilgili bir kitap. İki dokumacı aile çocuklarını evlendirmek istiyorlar. Çieko'nun babası kızını vermeye kıyamıyor, damadı evlatlık olarak alalım diye düşünmeye başlıyor. (ilginç bir adetleri varmış Japonların, kızı vermek yerine damadı evlatlık almak) Bu arada kızın babası kumaş desen tasarımları ile ilgileniyor ve yeni desenlerle klasik desenler arasında bocalayıp duruyor. Kitapta bolca ağaç, çiçek, doğa anlatımı efsaneler,Japon Şenlikleri, dini inançları, aile kültürleri anlatılmış. Ve ''Obi'' yani geleneksel Japon kıyafetlerinin  en göz alıcı kısmı. Bele sarılan obilerin 3-4 metre arasında uzunluğu varmış. Kat kat sarıp, erkekler sırta bağlarlar, kadınlar ise büyük bir fiyonk yaparmış. Hem erkekler, hem kadınlar tarafından kullanılan obi ne kuşak ne kemer, japonların kıyafetinin desenleri, kumaşı, kalitesi ile farklı ve önemli bir parçasını teşkil edermiş. Kitapta da işte bu obinin ayrı bir yeri,ayrı bir önemi var.

Not: İlk defa okuduğum Japon edebiyatına ait bu iki eser özellikle çevre ve doğa anlatımları, farklı kültürel özelliklerinden bahsettiği Japon ailesi ,kadın/ erkek,dostluk,arkadaşlık ilişkilerinin anlatımı ile oldukça ilgi çekici geldi. 



KARLAR ÜLKESİ

Epeydir ara verdiğim Nobel Ödüllü Yazarların eserlerini okumaya devam edeceğim. Japon Edebiyatı ile ilgili hiç roman okumadım. Karlar Ülkesi, Yasunari Kabawata isimli yazarın eseri.Onu seçtim.Kitabın giriş kısmında Çağdaş Japon Edebiyatının gelişimi ile ilgili de güzel bir yazı var. Enteresan bilgiler edindim.  Ama önce ''Nobel  Ödülleri'' nasıl olmuş da verilmeye başlanmış ondan bahsedeyim; 

"Köprüler Şehri "Stockholm'de , şehrin küçük bir meydanında İtalyan stili mimarisiyle dikkat çeken bir saray vardır .Isveç Akademisinin toplandığı; Borsa Sarayı. "Börshuset" . İsveç Akademisi, Fransız Akademisi örnek alınarak 18.yüzyıl sonunda Kral Güstave 3 tarafından kurulmuş,  tıpkı Fransız Akademisinde olduğu gibi ödüller ve madalyalar verme adeti ve geleneği üzerine bir statüye bağlanmıştır. İsveç Akademisi 19.yüzyıldan beri her yıl uluslararası önemli bir ödül olan "Nobel Ödülü "nün dağıtımına devam etmektedir.

Gelelim bu ödülün isim babasına ;Alfred Nobel.

Alfred Nobel,ailesi ile Rusya' da yaşayan ilim ve edebiyat dostu bir İsveçli. Kendisi Kimya mühendisi aynı zamanda işadamı ve bir mucit olarak ün salmış. Patlayıcı maddeler alanındaki ,icatları ve başarıları ile(mesela dinamit, dumansız barut gibi) çok büyük bir servetin sahibi olmuş. Alfred Nobel devamlı dünyayı gezer, dolaşırmış. Bu büyük ilim ve işadamının 4- 5 dili, anadili gibi konuştuğu bilinirmiş. Gerçekte nerede yaşar, evi neresidir bilmek zormuş.Çok seyahat edermiş. O ,idealist, insanları milletleri birbirine yakınlaştırma çabası içinde her fırsatı değerlendirmeyi prensip edinmiş biriymiş. 
Fakat bu zengin ve güçlü insan yapayalnızmış. Üstelik para harcamayı da sevmezmiş. 1895' de yaptığı vasiyetnamesiyle, geride bırakacağı muazzam serveti ile beslenecek bir "Nobel Tesisi" kurmuş. Servetinden gelecek gelirler 5' e bölünecek;
Fizik, Kimya, Fizyoloji, Edebiyat ve İnsanlığın mutluluğu ve beraberliğini sağlama alanında en büyük hizmeti yapmış olanlar arasında, en iyilere verilerek bu kişiler taçlandırılacakmış.
Görüldüğü gibi bilim adamı Nobel sadece ilme,bilime değil idealist düşüncelerin sonucu, insanların kardeşliğini de ön plana çıkaran bir ödül tasarlamış, ırk ve toplumsal fark tanımamış. Edebiyat alanında da en güzel eser değil, Edebiyat alanında idealizm yönünde en seçme, en önemli eserleri yazmış olanın ödüllendirilmesini istemiş.

(Belki de insanlığın zararına kullanılacak buluşlarının ceremesini ödemek istemiştir, olabilir mi acaba??Kimbilir)

Alfred Nobel 1895' de öldüğünde ''Nobel Tesisleri''ne kalan miras tam  otuz bir milyon altın Isveç kronuymus. Bu ödüllerin dağıtılmasi işi zorlu bir iş olmuş ilk zamanlar ve İsveç Akademisi bu zorlu görevi üstlenmiş. ''Onsekizler'' olarak anılan  İsveç Akademisi mensupları her sonbaharda, Alfred Nobel'in ölüm günü olan 10 Aralıkta, tüm dünyanın merakla beklediği kararlarını açıklamakta, Nobel Ödüllerini sahiplerine vermekte, bu ince düşünülmüş ve sürekli hizmeti sürdürmeye devam etmektedirler.