antik şehirlerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antik şehirlerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Toros Dağlarının İzinde

  Bu yıl benim için Toros dağları yılı oldu. Mayıs ayı başında Ermenek, Karaman’dan başladığım Toros dağları civarı gezmelerimi, Akdeniz’de uzanan Toros dağlarını gezerek sonlandırdım. Kimi zaman içeri girerek, kimi zaman denize inerek, açık bir “M” harfi şeklinde tüm Akdeniz boyunca sıralanan Toroslar muhteşem dağlar. İsmini Tauros, yani başı boğa gövdesi insan olan bir tanrıdan aldığı söylenir.

Her bölgesi ayrı bir güzellikte olan Toroslar bu yıl bana ülkemizin ne kadar güzel, verimli, doğal ve tarihi yapılara sahip olduğunu bir kez daha gösterdi.

Toroslar sadece görkemiyle değil, barındırdığı yaşamla da büyüleyici. Dağ köylerinde hâlâ geleneksel yaşam sürüyor; keçi sürülerinin çan sesleri yankılanıyor, taş evlerin arasında tandır ekmeği kokusu dolaşıyor. Her vadide farklı bir hikâye, her zirvede başka bir manzara var.

Antik çağlardan bu yana birçok uygarlık Torosların eteklerinde yaşamış. Dağların arasında gizlenmiş antik kentler—Olba, Diocaesarea(Uzuncaburç), Termessos, Selge, gibi—bugün hâlâ zamana direnircesine ayakta duruyor. Bir zamanlar ticaret yolları bu geçitlerden geçer, insanlar hem denize hem dağlara uzanan bir yaşam kurardı. Toroslar, doğa ile tarihin el ele verdiği bir açık hava müzesi gibi.





Çınarların gölgesinde dinlenirken, dağdan inen serin suların sesi insanı başka bir zamana götürüyor. Her adımda hem Anadolu’nun köklü geçmişine hem de doğanın saf güzelliğine dokunuyorsunuz.

Toroslar bana bu yıl sabrın, dinginliğin ve doğaya yakın olmanın önemini hatırlattı. Her zirvesi, her taş yolu insana hem tarih hem huzur fısıldıyor.

 

Memleketimiz bir cennet..

Kıymetini bilelim..

ağlasun ,sagalassos


Kartal yuvası gibi tam tepede konumlanmış ,müthiş güzel bir otelde kalıyoruz.
Bu ilçe için umulmadık ölçüde konforlu.Bahçesi güllerle dolu.Kocaman ,siyah, parlak tüylü bir köpekleri var.Her gelen misafiri otel kapısında sessizce karşılıyor, giden misafirlerinde peşlerinden ağır ağır yürüyerek, otobüslerine kadar uğurluyor.Otobüs hareket edince tok sesiyle bir kez havlıyor,sonra başı önde kuyruğunu düşürmüş tekrar oteline geri dönüyor. Bizi de öyle yolculadı. Siyah kocaman köpek bizi evimize dönüyoruz sanmıştı lakin dönmeden önce otelden seyrine doyulmayan o koca Akdağ'ın yamacında, taa yukarılarda kurulu antik kenti görmeye gidecektik.
Sagalassos..
Burdur'un Ağlasun ilçesinde dünyanın en yüksek rakımlı antik tiyatrosu ve
şehir kütüphanesi bulunan Pisisdia'nın başşehri Sagalassos antik şehri.
Sırtını Akdağ'a yaslamış 1600 m.yüksekte kurulu bu antik şehir zamanında
Büyük İskender tarafından fethedilmiş.Pergomon krallığı,Romalılar,
Bizanslılar gelmiş geçmiş bu çok eski yerleşim yerinden.Altın çağı M.Ö.1.yüzyılda yaşadığı düşünülüyor.M.S.6 .yüzyılda depremler ve veba salgını nedeniyle terkedilmiş. Selçuklular dönemine gelindiğinde şehir daha aşağılarda kurulmuş ve yukarıdaki şehir unutulmuş.
Ta ki 1907 yılında gezginler tarafından resimleri çekilinceye kadar. Burada
yapılan kazılar hala devam etmekte. Tabii ki ve ne yazık ki bu kazılar yine
Belçika'da bir üniversite tarafından yapılıyor.Kazıdan çıkan antik eserlerin önemli bir kısmı Burdur Müzesinde sergileniyor.







Antoninler Çeşmesi antik bir çeşme ,kocaman bir meydanın başında yapılmış. Büyük bir firmanın yaptırdığı restorasyonla hala şarıl şarıl sular akıyor çeşmeden, fevkalade güzel..

Medeniyetlerin gelip geçtiği , bu kadar yüksek bir dağa nasıl ,ne şekilde kurulduğu insana şaşkınlık verecek kadar büyük bu antik şehirin manzarası doyumsuz.Tek kelime ile..