kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gökyüzünde Nehirler Var..

 

Bu haftasonu Elif Şafak tarafından yazılan Gökyüzünde Nehirler Var isimli romana başladım. Sevdiğim yazarların romanlarını hemen okumaya başlayamam. Sakin, huzurlu ,keyifli bir vakit beklerim. Mesela o  an gibi. İşlerim bitmiş. Planım yok, oturmuşum okuyorum. Kendimi bir su damlası gibi hissedip zamanlar arası dolaşıp masalları dinlemeye hazırım. Kitabın tadına vararak okuyacağım zamanlar. Acelem yok, yavaş yavaş okumak en güzeli. Roman bir su damlasının yıllar , yüzyıllar içinde eşlik ettiği hayatlarla ilgili. Kimbilir böyle su damlaları bizimde hayat öykülerimize bazı izler taşıyordur. Bunu bilemeyiz ama hayal edebiliriz.

 


 

 



Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura

Yazar Ayfer Tunç'un'' Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek'' isimli kitabı  okuduğum ilk kitabı idi.İkincisi ,Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura,oldu.
Gerçekçi bir yorum yazacak olursam ilk başladığımda, beni sarmayacak umarım
yarıda bırakmam,  diye düşündüm.Çok ağır ve anlaşılmaz bir şekilde başladı.
İlerledikçe neyin ne olduğu yerli yerine oturdu.Bir müddet romanın kahramanını bir erkek değil de bir kadınmış gibi okuma hissinden uzaklaşamadım.
İlk bölüm olan Yazı da ismi henüz geçmeyen erkek karakter ,sophıa adını verdiği bir gen hastalığıyla mücadele halindeyken bulduğu aşkını ve hastalığının yavaş yavaş parçaladığı ailesini, onlarla yüzleşmesini anlatıyor.Aile sırları ortaya dökülüyor, geçmişin günahları etrafa saçılıyor ve bir yandan da sophıa, kahramanımızı hızla kaçınılmaz sona sürüklüyor.
Tedavi için gittiği Amerika'da tam da Sanem ile aşkı bulmuşken ayrılmak zorunda kalıyorlar, Tuna yurduna dönüyor. Burada kitabın ''Yazı'' bölümü sona erip ,''Tura'' bölümü başlıyor ve bu bölümde Sanem'i tanıyoruz.Başta olayları anlatan kişinin isminin Tuna olduğunu öğreniyoruz. Sanemin hayatına geçiyoruz,olayları ondan dinliyoruz. Bu bölüm sanki başka bir kitap konusu gibi.Uzun uzun Sanemin çocukluğu ,ilk aşkı Deniz ile olan hikayesini okuyoruz.Tabi onunda kitabın sonunda öğreneceğimiz bir sebebi varmış meğer. Bu bölümü daha çok sevdim sanırım.
Farklı çevrelerden, farklı aşıkların ,ufak hikayeleri Umut ve Sanem etrafında
anlatılmış.Başlarda olmasa da okudukça,konusu ile sizi sarıp sarmalıyor,
hüzünlü sayılacak bir sonla da noktayı koyuyor yazar.
Ne okusam diye düşünüyorsanız ,
Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura kitabı tavsiye olunur.
Bol okumalı güzel bir hafta sonu dilerim...

Saklı Seçilmişler

Gün geçmiyor ki insanlara  beslenmeyle ilgili yeni bir şey duyurulmasın. Şunlar sağlıklı yiyecekler,bunlar aman ha çok zararlı, diyerek çeşitli besin türleri, farklı zamanlarda önümüze sunuluyor. İçeceklerimiz bile seçilip gözümüzün önüne konuluyor.
Bir yandan allı pullu reklamlarla, iştah açıcı görsellerle sunulan yiyecekler, sonra bu yiyecekleri yersek,'' şöyle şişmanlarsanız, böyle yiyip içerek zayıflar sağlıklı olursunuz'' diyen uzmanlar.
Oysa tüm insanların beden yapıları farklı ve her insan metabolizması apayrı çalışıyor.
Soner Yalçın  'Saklı Seçilmişler' kitabında ,insanlığın beslenme düzenini yıkmaya,bozmaya çalışan küresel sermaye şirketlerinin bunu nasıl bir gıda terörü organize ederek yıllardır sürdüregeldiğini anlatmış.
İnsanlığın temel besini olarak görülen buğday tohumundan, hibrit tohumlara,
GDO'lu mısırlara, süt,et ve bir çok sebzelere kadar ,nasıl bir kimyasal zehir düzeni kurulduğunu, bu düzeni geliştirdikçe insan ırkının geleceğinin nasıl tehlikeye girebileceğinden araştırmalar ışığında bahsetmiş. İnsanların alışık olmadıkları ve beden yapılarına hiç uygun olmayan bir beslenme düzenine sokulduklarını,tarihsel bir gözlemle, sebepleriyle araştırarak ortaya koymuş. Hangi küresel şirketlerin, hangi amaçlarla insan ırkına bu düşmanlığı yaptığını çözmeye çalışmış.
Evet bu kitabı okuyup , etrafımızda yaşadıklarımız, görüp işittiklerimiz ile birleştirince ,nasıl bir gıda terörü ile karşı karşıya kalındığı hususunda ikna olmamamız mümkün görünmüyor.
 Yaşadığımız dönem, tükettiğimiz besinler bedenimize nasıl bir zarar verecek ,
diye düşünmeden yiyip içemediğimiz bir dönem .
Aklımıza ;acaba içinde GDO var mı?
Ya da; bu tatlı NBŞ'li mi?
Tavuk acaba antibiyotikli yemle mi beslenmiş,gezen tavuk mu ?
Yumurtanın rengi ne kadar turuncu, boyalı yemden mi?
Bu sebze bu mevsimde nasıl yetişmiş?
Bu etler ithal mi? Nasıl yemle beslenmişler?
Bu yağ ne yağı? İçine başka yağ karışmış mıdır?
Bu un nasıl bir buğdaydan, beyaz ekmek mi kara ekmek mi?
Bu balık çiftlik mi?deniz mi?
vs.vs.vs..
Yazarken farkettim ,soruları o kadar çoğaltabilirsiniz ki yemeğin sadece lezzetini düşündüğümüz zamanlar baya gerilerde kalmış.

       Tarihsel araştırmalara dayanan bu kitabı okuduktan sonra, olayı daha ayrıntılı görüp, bu gıda terörüne ve kimyasal zehirlenmelere yol açan insanların, 'nasıl insanlar'olduğu sorusuda aklınıza takılıp kalacaktır.
Belki vahamet içinde kalacaksınız.
Yine de kesinlikle tavsiye ediyorum.
.