#kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bugünlük..

 Yıllar sonra, başlayıp yarım bıraktığım, ''Suç ve Ceza'' yı bitirdim. Hem de su gibi aktı, çabuk okudum. Klasiklerin yeri, bir başka bende. 

Suç ve Ceza

Havalar o kadar sıcak , sıcak da değil boğucu, rutubetli, yapış yapış ve puslu olduğundan en iyisi bunu düşündürmeyecek şeyler yapmak. Kitap bunu bir nebze sağladı. Televizyon programlarında hiç bir şey yok. Sadece  bunaltan, umutsuzluk veren hatta üzüp can sıkan siyaset haberleri, olayları. Adaletsizlik, kandırmaca almış başını gitmiş. Yok artık toparlanmaz, zor çok zor. Biz kendi işimize bakalım, ne halleri varsa görsünler..

Benim yerli diziler henüz sezonu açmadığından, yine dijital platform dizilerine devam ediyorum. Gerçi yaz dizileri var TV'de .İçlerinden sadece Muhtemel Aşk ilgim dahilinde. Ayça Ayşin Turan ve Ekin Koç ikilisini birbirine yakıştırıyorum. Ama o kadar gereksiz ve uzatılmış sahneler var ki yani sadece fragmanlardan takip etmek istiyorum diziyi. Ne olacaksa son on beş dakikaya sığdırıyorlar, gerisi boş.

Evde ,beyimin beli tutuldu, kaç gündür sıkıntı içinde, evlat klima çarpmasına maruz kalmış, ateşlendi, işe gidemedi. Velhasıl haftaya iyi başlamadık. Ama tabii ki her şeye olduğu gibi buna da şükür diyoruz. 


bir kaç günlük..

 Bugün haziran ayının birinci günü perşembe. Nihayet benim açımdan mutlu ve telaşeli, ülkem açısından karmakarışık ,gergin,heyecanlı bir mayıs ayını devirdik. Ben kızım sayesinde hayatta oynadığım ya da üstlendiğim  rollerden bir çeşidine daha büründüm, kayınvalide olma yoluna girdim. Çok mutluyum. İnsanı evlatları ile ilgili en mutlu eden olaylardan biriymiş. Zaten anne olduktan sonra, sanırım en mutlu ve en mutsuz olduğum anlar hep çocuklarımla ilgili. Kendimle ilgili olanları çabuk atlatıyorum, hüzünlerim, duygu dalgalanmalarım, öfkelerim gelip geçiyor ama en çok çocuklarımla ilgili olanlarda sarsılıyorum,kafama takıyorum  ya da coşuyor, seviniyorum. Belki normali bu belki benimki anormal..


****

Dün öğlen yemeğe çıkalım dedik ,bir yağmur bir yağmur, oturduğumuz mekandan kalkamadık adeta. sonra tam arkamızdaki masada youtube dan takip ettiğimiz Haluk Özdil'i gördük . Onlarda ailece yemekteydi. Kalkarken selam verdik, ne kadar hoş ve samimi ,biraz da şaşkın karşıladı. Sanırım kendisi de nasıl takipçileri olduğunu merak ediyordur:) İşte eşimde onlardan biri, sıkı takipçisi:)

Yediğimiz yemek biraz soğuk geldi fakat lezzetliydi, hani çıkarmışlar ama garson beklemiş tezgahta bizim masaya gelebilmesi için, gibi. Hesabı öderken bunu da ilettik kendilerine. Aman efendim hiç bu kadar ilgili bir işletmeci görmedim, adam çırpındı, yok yenisini getirteyim, yok şöyle, yok böyle. Hemen bize çay söyledi ki yemek üstü çay ikram edilen bir yer asla değil. Çıkarken kapıya kadar uğurladı. Şaka değil bu, şaşırdık! 


*****

Kurak Günler filmini izledim. Konu güzel, oyuncular, çekilen yerler güzel ,sade seyirci olarak beni mutlu etti, tabii bir çok ödül sahibi bir film. Lakin o sonu açık, konusu bitmemiş, yarım kalmış hissi yaratan filmleri hiç mi hiç sevmiyorum. Benim hayal gücüme kalmışsa son baştan da ben hayal edebilirdim konuyu, etmedim, sonunu niye edeyim. Seyirci olarak sonu olmayan filmlere 'sinir' oluyorum.


*****

Erikler kirazlar pazarda boy göstermeye başladı çoktan. Domatesler tadını buldu artık, yaz sebzeleri tezgahlarda sıra sıra dizili. Havalar ısınmasa da yaz geldi dedirtiyor artık ağız tadımız. Fiyatları için artık ahlanıp  vahlanmayacağım, herkese ne ise bize de o, madem ki yüzde elli iki bu düzenden memnun, e ben de memnunum o zaman..

*****

Elveda Haziran isimli bir romana başladım. Sarah Jio'nun .Baştan sarmadı diyebilirim. Çok sıradan, çok işlenmiş, öylesine bir aşk kitabı gibi. Onun için yavaş gidiyor.Umarım temmuza kalmadan bitiririm Elveda Haziran'ı.  Bazı romanları hemen bitmesin diye sindirerek okurum. Bazılarını heyecandan hızla bitiririm, bu ikisinden de değil. Şöyle güzel bir aşk romanı okumayalı epey oldu, var mı acaba?



*****


Tebdili mekan yapmıştım

Haziran 14'ünde ayrıldığım kürkçü dükkanım İstanbul'a Temmuz'un sonunda geri döndüm. Özlemiş miyim? Biraz. Blog yazmaya devam ederim diye  düşünerek dizüstü bilgisayarı da yanımda götürmüştüm, kapağını dahi açmadım. Onun yerine epeydir okumadığım kadar okudum. Tabii ki sular seller gibi durmadan okuyanlar gibi değil benim ki ,yazlıkta ev işleri, denize gidip gelmeler ya da sadece sanıtmalar  arasında fırsat buldukça okunanlar. Bana göre epeydir en fazla okuduğum zaman. Okuduklarımdan biri hariç diğerleri aşağıda görüntülenmiş halde bulunuyor. Resmi yer almayan ise Jane Casey'in polisiye romanlarından 5.Kurban
Bu 5 kitap içerisinde severek okuduğum ilk iki;

1-Orhan Bahtiyar'ın Ateş Kırmızısı
2-Canan Tan'ın Pembe ve Yusuf 'u.
Ahmet Ümit 'in romanı bu sefer sarmadı beni, belki fazlaca mitoloji tarihine girdiği için, belki Nevzat Komiser ve ekibine alışmış olduğumdan ,gözlerim okurken onların maceralarını aradı ,kimbilir.


***********************************************************************************


************************************************************************************

ANA

Pearl S.Buck

Amerikalı kadın yazar Pearl S.Buck(1892-1973)  Amerikan edebiyatında uluslararası ödül kazanmış ilk kadın yazardır.Pulıtzer ödülünden başka 1938 yılında Nobel Edebiyat ödülünü alan ilk Amerikalı kadın yazar olmuştur.
Amerikalı olmasına karşın, eserlerinde devrim öncesi Çin ve Çin yaşamını anlatmıştır. Bunda misyoner olan anne ve babasıyla uzun yıllar Çin'de yaşaması etkin olmuştur.Hayranlığı öylesinedir ki  Çin le ilgili olmayan eserlerini, takma bir isimle (John Sedges) yayınlamıştır.

Pearl S.Buck'un ANA isimli romanında Çin'de yaşayan bir ana ve onun hayatından bahsedilmektedir. Kitapta hiçbir karakterin  ismi yoktur. Ana, kocanine, erkek, oğul ,gelin nitelendirmeleriyle anlatılan karakterlerin hayatı bir baştan bir başa anlatılmıştır. Ana, iki oğlu, bir kızı kaynanası, kocası ile fakir bir köyde yaşamaktadır.Hayat onun için doğurmak, çocuk büyütmek,kocanineye bakmak ve tarlada çalışmaktan ibarettir.Lakin kocası içine sıkıştıkları bu hayattan hiç memnun değildir. Bir gün anayı çocukları ve kendi anasını terkedip gider. Ana kocasının gittiğini önceleri ,çocukları ve köy ahalisinden saklar.Dönecek diye umutludur, etrafındakilere yalanlar uydurmaya kocası dönene kadar vakit kazanmaya çalışır. Lakin yıllar birer birer geçerken, ananın hayatı tamamen bir bekleyiş ve etrafına uydurduğu yeni yalanlarla dolmuştur. Çocuklar büyür, evlenecek yaşa gelir ana hep bekler ta ki ,kaygı duyup kederlenecek, umut edip mutlu olacak, hiç bir şeyi kalmayana değin.

Çeviri; Nihal Yeğinobalı

Masalını Yitiren Dev

  Ağustos ayında tatilde elimdeki kitabı bitirip, okuyacak yeni bir kitap ararken, komşumuzun;
 ''Bak bunu oku ,seveceksin '' diye verdiği Adnan Binyazar'ın (ki okuduğum ilk kitabı) Masalını Yitiren Dev, isimli romanı yazarın çocukluk anıları ile ilgili bir kitaptı. İlginç bir rastlantı ki bu yaz okumak için seçtiğim kitaplardan ikisi ,
iki ünlü yazarın çocuklukları ile ilgili anılarını anlattıkları romanlar olmuştu. Sanırım uzun zamandır okuduğum en güzel iki kitap da bu iki kitaptı;
Özüm Çocuktur  ve Masalını Yitiren Dev isimli kitaplar .
İki usta yazarda ,Özüm Çocuktur  ve Masalını Yitiren Dev isimli kitaplarında 40'lı 50'li yıllar Türkiyesinden ve yaşanan yoksul hayatlardan bahsediyor.
Biri köy çocuklarının dramını diğeri şehirde de ne yokluklar yaşandığını, öksüzlüğü, yetimliği ,akrabalığı,kardeşliği anlatıyor.
Masalını Yitiren Dev isimli kitapta anlatılanlar çok içli. Çok acıklı bir hayat başlangıcı öyküsü.Hayatın acımasız olduğu kafaya kakılırcasına gerçekçi yazılmış. İçinize işleyecek ,yüreğinizi cız ettirecek, gözpınarlarınızı yaşla dolduracak bir kitap.
Kesinlikle okumanızı öneririm.

Kitabı okuduktan sonra bir gün trafikte kırmızı ışıkta beklerken,bir elinde su tabancası diğer elinde cam sileceği arabaların arasında yalınayak dolaşan çocukları görünce,değişen ne ki, dedim.Sekiz yaşında,altı yaşındaki kardeşiyle babasının  hamallık yaptırdığı Adnan ile günümüzde yalınayak çöp karıştıran , başı bitlenmesin diye kazınmış oğlan çocuğunun farkı ne? Zaman geçmiş ama bazı şeyler her devirde,farklı şekillerde devam ediyor.
Hiç mi gelişmemiş  toplumumuz.
Adnan Binyazar da 14 yaşına kadar okul yüzü görmemesine rağmen ,tıpkı Fakir Baykurt gibi köy enstitüleri ve eğitim enstitüleri sayesinde çocukluğundan çok çok farklı bir yaşama geçiş yapmış. Yazdıkları ile bir çok insana dokunmuş, cümleleriyle gönül bağı kurmuş.
Şimdi o kadar kalabalık bir nüfusa sahibiz ve eğitim-öğretimi neredeyse ''paran varsa var'' dahiline sokmuşuz ki acaba elindeki su tabancasıyla, araba camı silmek için kırmızı ışıkta bekleyen yalınayak çocuk, böyle bir şans yakalayabilir mi ?
mümkünatı var mı?
kim bilir..

Özüm Çocuktur



Geçtiğimiz günlerde yazdığım gibi, temmuz ayı içerisinde okuyacağım diye aldığım kitapları bitirdikten sonra bir değerlendirme yaptım.Hangisini, tekrar oku deseler, okurum?Ve beni en çok etkisi altına alan kitabın;
Fakir Baykurt'un ''Özüm Çocuktur'' isimli hayat hikayesinin ,çocukluk kısmını anlattığı roman tadında kitabı olduğuna karar verdim.
Nasıl güzel bir anlatım, nasıl güzel, dürüst, doğal ,dümdüz hikayeler.
Fakir Baykurt Akçaköy'de geçen çocukluğunu ,hayallerini, kardeşlerini,annesini,babasını, komşularını öyle güzel anlatmış ki 30'lu 40'lı yıllarda köylerinin ve komşu köylerinin halini ,Tahir'in gözünden öyle sahici anlatmış ki yaşamış, görmüş gibi oluyorsunuz.
Sanki yanı başına çömdüğünüz dedeniz ,size çocukluğunu anlatıyor.
Bana bunu hissettirdi, elimden bırakamadım.Kısa kısa anılar; kimi komik, kimi trajıkomik, kimi acıklı, kimi hüzünlü, kimi sizi öfkelendiren,vay be dedirten hikayeler.
Fakir Baykurt'un hayatını kaleme aldığı sekiz ciltlik serinin diğerlerinde gözüm şimdi,onları da ilk fırsatta okumaya çalışacağım..

aşk uykusu


Dün bir alarm ortamındaydık. ''Dolu Geliyor'' alarmı.Tv de izlediğim ,konuyla alakasız Medya Mahallesinde bile , aman dikkat uyarıları yapıldı.
Geçen dolu yağdığında biz İstanbul'da değildik,felaketi yaşamadık.Ama Allah korkutmasın, nasıl bir afet ise konu komşu , sitenin kapalı garajına arabalarını
çekmek için adeta yalvardı.Keşke yer olsaydı da tüm arabaları kapalı garaja
sokabilseydik. Medyada gördüğümüz o üzeri her türlü malzeme ile örtülü araçlardan ,bizim sokakta da görüldü. Bir panik havası yaratıldı , gri bulutlar
tüm gün gökyüzünde oradan oraya rüzgarlandı.
En azından bizim buralarda korkulan olmadı. Biraz gökgürültüsü, yağmur,
serinleten rüzgarlı bir hava ile geldi geçti. Lakin hava, temmuz ayına koşturan yaz mevsimine inat, ekim kasım gelsin inadı içerisinde sanki.Gökyüzü grisinin bozmamakta direniyor,rüzgarlar serin serin eseceğim , banane babane, diyor.
Evde can sıkıntısından, ne seyretsem diye bakınırken,adını hatırlayamadığım blog komşumda gördüğüm , daha öncede kitabını okuduğum,( daha önceki yazım burada )Aşk Uykusu  filmine takıldım. Kitabı okurken ki ,zihnimde canlandırdığım kadın kahramanım Gökçe Bahadır'a pek benzemiyordu ama Gökçe Bahadır'ı sevdiğim için filmi de beğenerek izledim.
Lakin kitabı mı ,filmi mi? derseniz.
Son , kat'i kararım Aşk Uykusu kitabıdır.
Filmini seyretiyseniz bile, kitabını okuyun derim.

okuma durumları..



ON BİR DAKİKA

Önce şöyle bir göz gezdireyim,nasılmış, diye başlayıp ,
hemencecik bitirdiğim bir kitap oldu On Bir Dakika. Paulo Coelho yine güzel bir hikayeyi
yine güzel bir dille anlatmış. Bir kadın dilinden, gönlünden, bedeninden anlatılmış bir aşk
yaşamı.Maria' nın Brezilya'da başlayan hiç beklemediği bir şekilde İsviçre'ye uzanan
hayatta kalma ve aşkı bulma mücadelesi.  Sonunda, hayatın ''onbirdakika''
lık bir olay etrafında döndüğüne inanan Maria isimli roman kahramanı ,gerçek hayatta
varolan bir kadının yaşam öyküsünden kurgulanmış.
Ne kadarı gerçek bilemeyiz. Ne de olsa yazarı bir erkek.
Cesur bir anlatım, güzel bir kitap.Tavsiye olunur.


KURT GÖLÜ
Tam bir polisiye roman.Heyecanlı bir roman ,
 katilin kim olduğunu baştan anlayamadığınız türden.
John Verdon 'un okuduğum ilk kitabı bu. Özellikle polisiye hikaye severler
tanıyordur belki ama ben yeni okudum, sardı beni.
Sanırım diğer romanlarını da okuyacağım .

Şimdilik bu kadar okuma yeter,
herkeslere şöyle güzeel ,keyifli bir pazar günü diliyorum...

Görüşürüz..

Kitap siparişi


İnternetten ilk kez kitap alışverişi yaptım. Herhangi bir şey satın almak için bu yolu pek kullanmam.
Alacağım şeyi bizzat görüp, dokunmak, sağını solunu incelemek,bakmak isterim.
Bir kez  kızım için , o zaman lisede kendisi ve ''ergenimergen'' modundaydı, ... marka ayakkabı alacağım diye tutturdu. Baktım bu bizim gençliğimizin espadrili. Yeni sürümü piyasaya çıkmış:)
Bir kaç büyük mağazada bir kaç model ve renk var.Öyle bir model için çok pahalı.
Bizde bir siteden aldık.
Fiyat olarak, dışarıdaki uçuk fiyatlara göre uygun gelmişti.Ayakkabılar gelince, baktım replika mal bu.
Neyse kızımın  ergen gönlü oldu, severek giydi, rahat etti ayakkabılarıyla.
Bir daha da denemedim internet alışverişi.

Oturduğumuz sitenin sosyal tesisinde bir kütüphane kuralım dediler, bende evdeki kitapların
hem bir tozunu alayım hem de oraya kitap seçeyim dedim.
Bir de baktım kitaplığıma yeni kitap girmemiş epeydir. En çok per perişan olmuş, sayfaları telef olmuş olan ''Rüya Tabirleri'' kitabı başköşede:) Sıkıntıdan rüyalara sarmışım galiba dedim,
verdim sipariş internetten. Daha doğrusu eşim verdi, benim yerime.
O, bu tip alışverişlere daha yatkın , daha içli dışlı diyelim, o nedenle.
Benim elim ayağıma dolanır.

Kitapları Kitapyurdu'ndan aldım. Hem tam vaktinde, hem çok iyi ambalajlanmış halde
geldi. Sanırım bu yolu hep kullanırım artık, en azından kitap alırken.
Nazan Bekiroğlu çok çok beğenerek okuduğum bir yazar.
Yerli Yersiz Cümleler'i de merak ediyorum.Sanırım
 Nar Ağacı , Mimoza Sürgünü ve Mücella kadar severek okuyacağım.

Şermin Yaşar 'ı Facebook 'da çocukları ile ilgili paylaşımlarından tanıdım,
3 tane şekermi şeker çocuk annesi Oyuncu Anne .
Daha çok çocuklara yönelik yazdıkları ama sanırım Hoşça Kal Lokantası
bizlere hitap eden bir öykü kitabı.


Yazarak Hafifleyin de ise Yeşim Cimcöz ,
yazının iyileştirici gücünden , şifa kaynağı olduğundan bahsediyor .

Bu kış hem çok yazıp hem çok okuruz , diye umuyorum...
Güzel bir cuma ve ardından dinlendirip, eğlendiren bir hafta sonu olsun..