İSTANBUL'U GEZİYORUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İSTANBUL'U GEZİYORUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

HALİÇ HATTI

Nasıl yağmurlu ,sular seller götüren bir temmuz ayı geçirdik, inanılmazdı.Bir yandan aşırı nemli ,yapış yapış bir sıcak ,bir yandan köpük köpük bulutlu gökyüzü.Aniden boşalan yağmur taneleri. Hele ki en güzeli ,pırıl pırıl güneşli bir havada aniden bardaktan boşalırcasına yağan yağmurdu.Güneş ışıkları gökten inen damlaları pırıl pırıl parlatıyor, sanki yağmur değil de gökten altın renkli simli,saydam inci taneleri düşüyor gibiydi.
Bizde o gün ,bugün ,diye ertelediğimiz Eyüp Sultan gezisini ayın son gününe
nihayet denk düşürdük. Bizim buradan karşıya geçmek(Anadolu yakasından Avrupa yakasına) baya meşakkatli artık. Belki de biz üşeniyoruz, trafik falan
yorucu geliyor. Ama şu aralar İstanbul'da izin mevsimi çoğu insan tatile, memlekete falan gitti.Kalan sağlar yetiyor kalabalık yapmaya hala ama olsun yinede bir ferahlık seziliyor etrafta.
Arabamızı bu bahar ayında açılan AVM lerden birinin otoparkına çekip metroya
bindik.AVM'nin içinden direkt metroya geçiş var.Bu büyük kolaylık oluyor.Metro Tavşantepe durağına kadar uzadığından, eskiden boş gelen metro oldukça dolu geldi ama her nasılsa kibar bir genç bize yerini verdi, oturarak gitme şansına erdik. Gerci o kayan mavi koltuklarda oturmak marifet istiyor. Bildiginiz gibi daha çok insan ayakta istiflenip yolculuk yapsın diye, oturma koltukları kenarlara tek sıra halinde dizili. Kalın mika ya da plastik gibi bir maddeden, sert oturaklar. Bir de kaygan..Ayol her kalkış ve duruşta herkes birbiri üzerine kaykılıp duruyor.Neyse metrodan in, Marmaray'a geç,Üsküdar'da in, şehir hatları vapuruna geç. Nihayet mavi denizin üzerinde ,boğaz ve sonrası haliç manzaraları ile Eyüp'e doğru yola devam ettik.
(İstanbul gibisi var mı? dedirten büyülü manzaralar)
                        (Deniz kenarı,deniz havası mutluluk ,huzur ve yaz sıcağında                                                      acayip serinlik veriyor)
       (Bizimde gondollarımız,pardon sandallarımız varmış, biraz alaturka ama olsun, zaten biz de alaturkayız.)
Üsküdar -Eyüp arasında Şehir Hatları iskelesinden , her saat başı hareket eden motorlar var. Üsküdar'dan kalkan motorlar ,sırayla Karaköy, Kasımpaşa, Fener, Ayvansaray, Sütlüce ve Eyüp iskelelerine uğruyor.(1,95-tl) Yaklaşık 1 saat sürüyor,geze geze, trafiğe takılmadan seyahat edebileceğiniz ,harikulade manzaralı bir alternatif yol.  Biz Eyüp'e gittik. Daha önce gördüğüm, Eyüp Sultan türbesi ile ilgili geçen yazımda yazdığım olay, disiplinini yitirmiş neyse ki yine kadın erkek ,ayrı ayrı giriş ama içeride herkes istediği gibi duasını ediyor, neyse Allah kabul etsin diyip, geçeyim.

Biraz zaman geçirdiğimiz İstanbul'un bu güzel köşelerinden yine aynı yolla döndük, Karaköy'de bir yemek molası verdik. Sonra yine vapurla bu kez Karaköy-Kadıköy hattı.Arkasından Kadıköy-Tavşantepe metro istasyonu..
AVM otopark ve en nihayet evim evim güzel evim modu:))
Yani sanırım İstanbul'da bir gezmeye gitmek  ,yollarda geçirilen çokça saati göze almak demek.Gittiğiniz yerde ancak şöyle bir soluklanma vakti kalıyor insana.
Eve gelince de tabi ''canım evim, bi yorulduk sorma'' oluyoruz.

Laaleelerr, Laleler Laleler



Her İlkbahar olduğu gibi bu yılda İstanbul Nisan ayında lalelere bezendi.
İlk yıllarda sadece Emirgan'daki Koruda ekilen laleler artık her kaldırımda ,
her parkta ekiliyor.
Ama biz yine de yıllardır gitmediğimiz Emirgan korusuna gidip güzel laleleri
yerinde görelim dedik..
Hafta arası bir gün olmasına rağmen arabayla içeri girmek için 15-20 dakika bekledik.
Önce arabaların bagaj kontrolünü yapıyorlar, o aşamadan sonra da bir İspark görevlisi
içerde kaç saat kalacaksanız ona göre bilet kesiyor( 0-2 saat 10 TL ve ++) Sonra içeri
giriyorsunuz.
Neyse girdik koruya, araya taraya güç bela birde park yeri bulup,indik arabamızdan.
Hava mis gibi , manzara şahane;



Gözlerimiz laleleri aradı ama o da ne.
Laleler bizi beklememiş ,solmuş bile:(


Bu sene havalar sıcak gittiğinden erkenden solmuşlar, artık kaç gün açtılar bilemiyorum.
Ama yine de açmış olanlardan bir demet derledim;
 en güzeli bu beyaz laleler, bayıldım bunlara.





Emirgan korusunda piknik alanlarına geniş yer ayrılmış.Yürüyüş yaparken
burnumuza mis gibi köfte kokusu geldi .Şaşırdık çünkü heryerde mangal yasak
diye yazıyor.Kokunun geldiği yöne bakınca ne görelim ,mangal yasak diye
piknik tüpünü getirmiş  hanım kızımız ,pembe teflon tavasını koymuş tüpe,
cızır cızır köftesini kızartıyor, yanda sofra da hazır .. ohh mis..

Eğer piknik yapmayacaksanız tepedeki tesiste  karnınızı güzelce doyurup,
çayınızı ya da kahvenizi içme imkanınız da var üstelik gayet makul fiyatlarla.




Laleler soldu , göremedik,üzüldük, demeyelim diye birde  Fotoğraf sergisi vardı...
Emirgan Korusu  gelin ve damatlarında dış mekan fotoğraf çekimleri için
çok popüler bir yer olmuş. Bizim kaldığımız süre içinde 4 çift gördük  fotoğraf çektiren.
Doğrusu düğün günü fotoğrafı için şahane bir koru burası.

Bol resimli bir paylaşım oldu .Bir de başlıkta aklıma gelen Kemal Sunal'ı
rahmetle anarak şunu paylaşmadan geçemeyeceğim;

''Şaban'a aynen katılıyorum''





ohh hava miss...


İstanbul'da Anadolu yakasında yaşayan bir İstanbullu olarak karşıya göre daha şanslı
olduğumu düşünüyorum. Henüz betonlaşma dönüşüm adı altında yeni başlasa da,
yine de sahilde Adalara karşı bir çay içebilmek arkanızda yükselen yeni yerleşim binalarının
''Ne olacak semtimizin hali'' modundan çıkarıyor kolayca.
Havalar öyle pırıl pırıl ki bu Aralık ayının 14 ünde, kendimizi evde tutabilmek zor.
Şöyle Tuzla taraflarına gittik dün yine böyle günlük güneşlik bir günde. Tuzla çocukluğum
dan beri yazlık bir semt havasındazaten,yeni de bir Marina kurdular şimdi bir de.
İçinde bir alışverişmerkezi, henüz inşaatı bitmemiş kocaman bir (roller coaster)
lunapark treni de olan oyun alanları, sinemalar, lokantalar var.
En güzel yanı açıkhavada su kenarında gezinerek alışveriş olanağı;
 

Ne kadar karşı çıksak dahi
artık AVM ler bir sosyal yaşam yeri olarak hayatımızda kabul gördü.
Ancak böyle açıkhavada olanlar benim için özellikle güzel havalarda tercih nedeni.
Baksanıza tertemiz su yolları yapmışlar, dükkanlar onun kenarında sıralı;
 Biraz yerlerin damarlı gri beyaz mermer olması,'' ay hamam mermeri mi bu '' dedirtse de,
bu havuzlar, olayı güzelleştirmiş
 Birde bu zeytin ağacı dikkatimi çekti. Burası denizin doldurularak kara haline getirildiği,
üzerine de bu marinanın ve dükkanların inşaa edildiği bir yer. Hatta bu fotoğrafı buldum,
Henüz doldurmaya yeni başladıklarında yine bir Tuzla gezisinde çekmişim 2014 kış başında;

 O zaman ortada görünmeyen bu zeytin ağacı nereden gelmiş ki;
Ege yöresinden getirmişler,  handiyse insanlara değil
ağaçlara da yerinde toprağında rahat yok,
100 yaşındaki bu ağaç da taaa nerelerden gelmiş,neyse ki yerini sevmiş her yerinden dal vermiş,
umarım burada da yaşamaya devam eder..
yerini yurdunu yadırgamaz..

Günümüz aydın ve güneşli olsun, her ne kadar olabiliyorsa...

pastırma yazı

Kasım ayında, takvimlere göre 11 kasım 25 kasım arası, mevsimsiz sıcaklar başlar,
soğuk kış günleri ardı sıra beklediği için bu fırsatı mutlaka değerlendirmek lazım gelir.
Pastırma Yazı özellikle sonbahar gelmeye başladığını hissetiğimiz zamanlarda, hasretle
gözlediğimiz bir dönemdir, tıpkı şu günlerde olduğu gibi günlük güneşlik geçer,
ancak geceleri yinede pastırma yazına aldanıp kalorifer , soba yakmadanda geçirilemez..
O kadar da yaz değildir hani laf aramızda....
Dün de o günlerden biriydi ve ömerle kendimizi dışarlara attık, İstanbul Anadolu Yakası
nın bir ucundan bir ucuna bir gezinti yapıp hem Boğaz havası aldık hem de dua ettik;
 Boğazın suları bir göle dönüşmüştü, durgun, sakin,
Gerçi böyle açık ama puslu , güzelliğini sisler arkasına saklamış İstanbul havasını sevmem
lakin bu manzara da her hava durumunda hayran kalınmayacak gibi değilmiş.
 Bahçeler yapraklarını döken ağaçların sessizliği ile yazın kalabalığından sonra adeta
dinlenmeye çekilmiş,
 
Sonra oradan nispeten boş ,şaşkınlık yaratan Boğaz trafiğinde Beykozdan Üsküdara yol aldık,

 Ağaçlar sonbaharın renklerini giymiş, sarılar, kırmızlar, yeşiller,
yapraklarını henüz dökmeden, etrafı süslemeye devam ediyor
Kuleli heybetli duruyor sahilde...
 
Arada bir karnımız acıktı, deniz kenarında Avrupa yakasını seyrederek balığımızı yedik,

Sonra yine bol trafikli bir yolla ,adalar karşısındaki güzel
ilçemize ulaştık. İstanbul da her yer ayrı güzel, her yer başka duygular yaratıyor,
galiba onun için de bu kadar kalabalık..
Güzel bol gezmeli bir hafta sonu diliyorum...

Kadınlar Pazarı

İstanbul'da  yaşıyorsanız  görmeniz gereken yerlerin arasında;
         Unkapanı'ndan Fatih yönüne döndüğünüzde eski İstanbul'un su kemerlerinin doğal giriş kapısı haline geldiği Fatih Kadınlar Pazarını biz Siirt'li komşularımızdan duyduk ilk önce,onların ailesi İstanbul'da ilk oraya gelip yerleşmişler, zaten daha çok doğu insanının zamanında gelip yerleşmiş olduğu muhitmiş.
Ömer'de emekli olmadan önce Şehremeni de çalıştığından oraları bilir de
yeni haline o da çok şaşırdı, çünkü eskiden ortalık yerlerde kasapların et kestiği bir yermiş.


Şimdi açıkta kesilen et falan yok bendlerden girince uzun bir park ve etrafında kasaplar,
kahvehaneler, baharatçılar, sakakatçılar , peynirciler ve bizim gitme amacımız:))
büryan salonları..
Daha önce methini duyduğumuz  Büryan için biz Şeref Büryan salonunu tercih ettik..
Ancak sıra sıra bir çok lokanta bu kebabı yapıyor.
Büryan kuzu etinden yapılan kuyu kebabı ,  isteyene kemikli isteyene kemiksiz pişiriyorlar..


Perde pilavı da söyledik ama hamuru biraz az pişmişti, idare eder lezzetteydi.

Yemekten sonra ikram ettikleri çay  bir başka güzeldi.
Karnınız rahatça doyduktan sonra gelen hesabın makul seviyesi de hoşumuza gitti doğrusu..
(Porsiyon 13 TL)

İstanbul'da böyle bir muhitin daha çok turizme yönelmesi gerekir kesinlikle.
Büryan kebabı,peynircileri, kasapları, balcıları, baharatçıları , en önemlisi tarihi dokusundan dolayı, o muhteşem Bozdoğan Kemerlerinin altına iki hasır tabure koyup
çay keyfi yapan yurdum insanı bu zevki turistlere de tanımalı ,
değil mi ama..

İstanbul gez gez bitmez,
bir gün değil bir ömür yetmez..

Güzel bir pazar günü olsun.....
ağız tadıyla...