Nikah..

Bu hafta sonu mutlu bir olaya tanıklık ettik. Çocuklarımın ,çocukluk arkadaşı evlendi. Aynı ana okulunda tanıştılar, ilkokula beraber gittiler. Sitenin bahçesinde yıllarca beraber oynadılar. Oğlumun en yakın arkadaşı oldu. Kızımın da. Liseden itibaren farklı okullara, işlere  ayrıldılar tabi.  Ama çocukluk arkadaşlıkları baki kaldı.  Umarım hep devam eder. 
Nikah salonu çevremizdeki en güzel nikah salonu olabilir. Havuz kenarında, fıskiyeler, kuğular, tavus kuşları, gezinti yolları hepsi harika bir manzara oluşturuyor. Salonların içi de ha keza öyle.
Gelin kızımızı resimlerden görmüştük , çıtı pıtı çok hoş , güler yüzlü. Her gelin gibi çok güzel ve mutlu.
Anneler babalar heyecanlı. 
İnsanın evladını evlendirmesi ,aile kurmaya başladığını görmesi içini rahatlatan olaylardan.Ana baba olarak iyi hissediliyor. Evlatta ana baba da özgürleşiyor. Hayatlarında mutlu olsunlar, anne baba da o zaman mutlu:)
Nikah kıyıldı, güzel bir müzik eşliğinde genç çift dans etti. Alkışlar ve tebrik-takı merasimi başladı. Önce aile efradı sonra diğer misafirler. Resimlerimizi de çekilip, hemen de aldık. Fotoğrafçı bir yandan çekerken yana kurulmuş makineden hemen çıktısı alınıveriyor. Ne kolay her şey.Çıkışta da kırmızı buzdolabı magneti şeklindeki nikah hediyelerimizi de aldık. Resim çerçevesi şeklinde bir magnetti.
Hey gidi hey. Bir zamanlar nikah şekeri olmazsa olmazdı. Badem şekerleri. Kimi beyaz kimi renkli. Tüllerle bağlanır , süslü kutulara ,keselere falan konulurdu. Uzun zamandır badem şekerleri yok yerine değişik hediyelikler veriliyor. 
Tıpkı evlere dağıtılan gerçek davetiyelerin yerini whatsapp davetiyelerinin alması gibi ,nikah şekerleri de değişime , zamana uydu ve değişti. Değişikler her zaman iyi yönde midir? Emin değilim. Bir de nikah şahidi olayı var .Normalde Medeni Kanunumuza göre iki resmi şahit ile nikah kıyılması gerekirken dört şahit de olabiliyor. Bu kanun değişikliği ile değil belediyelerin uygulama sırasındaki esnekliklerinden dolayı olabiliyor. İdari işler yani..
**
Evet, bu gençlerin masalı ,hafta sonu mutlu başlangıca ermiş.
Gökten üç elma düşmüş; biri mutlu çifte, biri  davetlilere, bir diğeri de sevgili okuyuculara.
 

 

Parçalı Bulutlu Havalar..

 


Bulutlar pare pare.. Öyle güzel dolaşıyor ki gökyüzünde. Dünkü yağmurlu ,kasvetli havadan sonra içimiz açıldı. Serinden ziyade soğuk gibiydi dün.

İnternette dolaşan bir takım alıntılarda ,hava durumu ile çok fazla ilgilenmenin yaşlanma belirtilerinden biri sayıldığını okursunuz. Bence doğrudur.Hakkın rahmetine kavuşmuş büyüklerimiz takvim yapraklarından, fırtınaları, sayılı soğukları, sıcakları ,radyo ve televizyonlardan hava durumlarını mutlaka takip ederlerdi. Üniversite yıllarımı annanemle yaşadığımdan, iyi bilirim. Ben de artık hava durumu ile yakinen ilgilenilen yaşlardayım ,demek ki. Çocukken yoktu öyle soğukmuş, sıcakmış, terlemişiz, nemlenmişiz durumları. velhasıl kelam çocuk olmak güzel şeymiş. 

Dün bizim alt komşu çocuğuna skotır almış, bahçede bindirecek. Biraz mızmızlanıyor anneye. Bizi görünce susup gülümsemeye başladı .Bizim bey  ''Aman ne güzel skotermış bu ne de güzel yakışmış mavı mavi kask falan'' diyince bizim ki skoterda fır fır gitmeye başladı. Annesi de peşinde ''dur aman '' diye diye.. demin hadi oğlum diyen anne, şimdi de aman yavaş yavaş demeye başladı. Of bu annelik  doğumdan sonra hep bir endişe hali. Neyse ki çabuk büyüyorlar. Anne endişeleri tükenmez kaynak gibi ama yetişkin olan evlatla bebek olan evlat tabii ki mukayese değil. 

Bir dizi başladı ''Tuzlu Kahve'' ilk iki bölümü iyiydi de üçüncü fena patladı kanımca. Ama yine de o kadar çok yıldız oyuncu ve usta oyuncu var ki sırf onlar için izliyorum. Ve parmak basılan ''annesiii annesiii.'' nakaratıyla oğluna olan aşırı düşkünlüğünü beste yapan anne modeli. İnanılmaz. Gelin adayına ''üçümüzüz'' diyen, oğluna boğulur diye denizi yasaklayan abartılı endişeli anne modeli.. Var mıdır? Vardır.. Bu anne modeli hem endişeli hem sahiplenmeli model. En zoru😊  Oğlan annesi olarak neyse ki öyle durumlarım yok. Zaten asla fırsat verecek bir oğlum da yok. Bakalım bir gelin adayı olursa nasıl olacağız. Kısmet olursa tabi bu hayat şartlarında...

Evet sevgili okuyucu bir nereden nereye yazımızın daha sonuna geldim. daha da devam edip bambaşka konulara yelken açma kapasitem var şu an ama çay demlenmiş, kahvaltı bizi bekler. 

Güzel günler dilerim..


Sürpriz, Müzikli Kahve ..

Kartal sahil

 Hava durumu haberlerinde ve telefona göre salı itibari ile hava kış havası gibi olacakmış. Uyarılar var. İşte çok yağmur, şiddetli rüzgar ve ani ısı düşüşü. 

Sabah kalktık hava şahane, mavi gökyüzü, güneş parlak, dal kıpırdamıyor. Kahvaltımızı her zamanki gibi balkonda yapıp, hazırlanıp yürüyüşe çıktık. Malum bu güzel pazartesiyi değerlendirmek lazım madem havalar bozacak. 

Sahile indik. Sahil kalabalık, insanlar yürüyüşte, piknikte, kimi balık tutuyor. Biz de biraz yürüyüp yazların vazgeçilmezi çay bahçesine gidip mola verdik. Sabah kahvesi molası. Sahilde tamda Büyük Ada'nın karşısındaki bu çay bahçesi, semtimizin en güzel çay bahçesi bence. Çayı her zaman güzel, bardakları temiz, etrafı da. Self servis olduğu için çalışan sadece bardakları toplamak için geliyor. Hafif bir müzik çalıyorlar. Salkım söğüt , ceviz, ıhlamur ve sarmaşıkların altında nezih bir yer. Bir çok dizinin burada çekilmiş sahnesi de var. Mesela Can Borcu dizisinde handan ile Mehmet burada buluşuyordu:) 

 Müzik demişken, hani şu meşhur kahve zincirlerinden birinde /ki sadece Kartal'da benim bildiğim üçüncü şubesi açıldı/ Geçen akşam canlı dj performansı varmış. Oğlum'' şaşırdım anne, bangır bangır müzik, elde kahveler herkes cıstak cıstak'' dedi. ''Bir daha da uğramam oraya.''. Disco müziği ve kahveci. Bilemedim . Kahve alınacak onlarca mekan var zaten bizim buralarda. Kahve ekonomisi dönüyor, dediklerinin canlı örneği burada yaşanıyor. 

Evet sevgili okuyucu , havamızı aldık,vaktiyle evimize döndük. Bitmeyen ev işleri ile ilgilenip biraz film keyfi yapalım ,diyecekken akşam üzeri kapımız çaldı. Çat kapı gelecek kimsemiz pek yoktur. Varmış meğer. Bizim kız ''sürpriiiz'' diye çıkageldi. Tedarikçisi bu taraflardaymış, dönüşte bize uğramış. Pek mutlu olduk. Diğer evlatta geldi, yemek yedik, sohbet ettik. Akşam evimiz daha bir şenlendi. Hamdolsun..

Bugünlük bu kadar. Sevgili okuyucu,size de güzel sürprizli bir gün olsun 

Dişçi..

Bu aralar pek çok şeyi aynı anda yapmak istiyorum. Size de oluyor mu bilemem. Kek pişerken ,tatlı da şunu mu yapsam, bir dizi izlerken ,biraz da kitap okusaydım, hala yarım olan bir işi yaparken aklıma gelen başka bir işe başlamak gibi .Değişik ,karışık oluveriyorum. Gezmeye çıkacak oluyoruz ,niyetimiz varken karar değiştirip başka bir yere gidiyoruz. Kararsızlık, hepsini aynı anda yapma ama aslında çoğunu yapamama gibi bir şey.  
Bir süredir dişçiye gitmek istiyorum .Yani ağzımız alışmış ''dişçi'' diyoruz da normali  Diş Hekimi. Bazen İngilizce  Dentist de kullanılıyor tabelalarında. Global olabilme açısı önemli tabii ki. Dt. (diş tabibi) de yazan var. Biz ise hala ''dişçi'' deyiz.  
Sevgili okuyucu ben aniden karar verip dişçiye gidebildim. Bunda sol üstteki azı dişimin hafiften sızlanması ile ilgisi var. Tatlı yediğimde, kuruyemiş yediğimde o garip hassasiyeti, buram buram acısı. 
Dişçiye gittiğimde önce soruyorlar altı ay içinde çekilmiş röntgen var mı? Tabii ki en son üç yıl önce gitmiştim, yok. 
Yeniden çektiler. Ama ağrıyan taraf sol üst , çürük diş sağ altta çıktı. Üç yıl önce de sol üst için gitmiştim, sağ alt kanal dolgum yenilenmişti. 
Bir karışıklık mı var? Bu işte.. 
Dişçi hanıma göre ; sorunlu dişler farklı bölgelerden sinyal verebiliyormuş. Bilemedim. Bir saat beş dakika süren bir çürük dolgu işleminden sonra ağzım yamulmuş halde çıktım. Bu bir saat içerisinde dişçi hanım hemen hemen herşeyini anlattı. 
Hiç susmadı. Gençliğinde annesinin saçını boyatmasına izin vermediğinden, eve akşam yemeğine gelen misafir için ne kadar stres olup , nasıl hazırlandığına, modunun nasıl değiştiğine kadar. Muhabbeti güzel de elleri benim ağzımın içinde, bir yandan fışkıran serpintili su yüzümde, uyuşuk dilim, ağzım ben sana nasıl cevap vereyim...O arada kendisi  tatlı tatlı her şeyi konuşuyor. Zamane çocukların sağlıksız şeyler yediği için dişleri berbat haldeymiş, gencecik çocuklar neredeyse takma dişle geziyormuş. Bu gibi konulara da değindik.
 Kendisinden önce girdiğim diş taşı temizletme işinden yarım saate kolayca sessizce çıkan ben, muhabbet karşısında şaşkın ama memnun da kaldım. Bir de cama dönük yatar vaziyetteyim, duvar tamamen camdı .Karşıda da çok güzel bir çınar ağacı, bulutlar, gökyüzü ve bol muhabbet...
Yani bir daha dolgu için kesinlikle kendisini tercih edeceğim. Ama yine de ağzımın yamulması hoş değildi . Çıkarken maske verdi ''tak bunu ''diye. İki üç saat sürdü ağzımın düzelmesi. İğnesiz dayanabilir miydim? Bilmiyorum.
Yazım vesilesi ile saygılar bu meslek erbabına da..

Not; Bu güzel ürün resmi de ne alaka derseniz. Kararsızlığıma verin aslında yazı konusu kendisi olacakken dişlerime geçtik.  Geçenlerde Ekmekçi Kız'dan tarifini aldığım, mısır unlu ekmeği  pişirdim. Çok lezzetli oldu. Kırmızı biber de vardı ilave olarak onu da kattım içine. Dişim hassastı yapılan işlemlerden, ben yiyemedim ama evdeki beyler silip süpürdü. Sağolasın Ekmekçi Kız..

kısa kısa..

🎕Eylül ayı geldi , yapraklar sararmaya başladı.  
Bir miskinlik var üzerimde. Bunu kırmam lazımdı. 
Biraz arabayla dışarıya çıktım. Yolda önümüze Müslüm Gürses çıktı. ''insanlar sahte olduktan sonra , biz gerçekleri yazsak ne yazar.'' diyor rahmetli.
Bu ara özellikle siyasette insanların nasıl da sahte olduklarını gördükçe ,umutsuzluk katsayım artıyor. 
Kuşa , buluta, ağaca ,börtü böceğe veriyorum dikkatimi. 
Tuzla sahil
Hele o masmavi deniz yok mu? Üzerinde beyaz köpükler ve beyaz martılar..
İyi ki var.. Sahilde denize bakmak , öyle uzaklara uzaklara  öyle rahatlatıyor ki.

 🎦Hazır açılışı yapmışken ikinci bir sinema keyfi yapalım dedik. Bizim çevredeki sinemaların tamamı kapanıp pandemiden sonra yeni bir AVM'de yeni sinemalar açıldı. Biz buraya da ilk kez gittik. Kat kat sinema da oluyormuş. Bizim salon 3.kattaydı. Küçücük bir salon ve biz sadece dört kişi ile evde film izler gibi film izledik. Güzel de oldu. Film neydi onu da belirteyim ;OAK CADDESİ'NİN SONU . 
Anne Hathaway ve Ewan McGroger başrolde, bir gerilim ve korku filmi. Vasat bir yapım. Hatta Netflix'te Son Ev isimli bir film  seyretmiştik, neredeyse onun benzeri . Bir ev ve bir sokakta geçen bir film. İdare ettik . Geçen sefer soğuk sinema salonu tecrübesi ile tedbirli gitmiştik ama salon ısı ayarı gayet iyiydi.

✍Bloglarla ilgili de okuma listesi hiç güncellenmez oldu , okuyamıyorum komşu blogları , nedendir ki? Başka yerlerde yazmak için bakındım. Substack var , word press var. Ama wordpres çok karışık geldi, substack daha pratik ama bilemedim. Bloggera çok alışmışım galiba..
Okuma listene düştüysem ,ne mutlu..

Eylül ''Ay''ı

 


  Bu sabah masmavi gökyüzünde parlak, saydam bir ışıltı göz kırptı bana. Mavi gökyüzünde bir tarafta güneş doğmuş yükseliyor, bir tarafta ay bana bakıyor. Harika görünüyor. Küçülen ama hala şişkin bembeyaz bir ay. Güneşten  ışığını almaya devam ediyor. Sanki sabah olduğunu fark etmemiş gibi. Belki de güneşle birlikte bugün mavi göğü süslemek istiyor. Çok güzel çok.. 

Gözümü alamadığımı fark etmiş midir?. Çünkü bakışıyor gibiyiz ,o kadar karşımda ki. Bana ışığı isim olmuş. Çocukken bazen gece yolculuklarında otobüs pencerelerinden izlerdim, sanki benimle birlikte o da gelirdi. Ay özel, ay güzel, ay da bir mucize değil mi? Olağan gelen ,alışık olduğumuz pek çok mucize gibi. Bu sabahın ilhamı oldu. 

Bu sabah başka bir güzellikte, saksıdaki japon gülümün iki çiçek birden açmasıydı. Yapmaz böyle şeyler normalde. Bu sabah eylül karşılaması olarak iki kırmızı gülünü açıvermiş. 


Eylül ayına böylece hoş geldin demeli. Blog başlığımı da değiştirdim. O da güzel oldu. 

Güzel oldu bu sabah.