Temmuz Akşamları ve Dip Dibe İstanbul.

Kartal'da akşam

 Temmuz ayı geldi. Havalar sıcak tabii ki. Akşam kendimizi dışarı atalım biraz dedik.Aman, ne kalabalıktı sahil, anlatılmaz, görülür.

Ben genelde gündüz dışarda olmayı seviyorum, gece insanı değilim. Ama sıcaklar bastırıp TV'de diziler de bitince, akşamları dışarı çıkıp yürüyüş yapmak iyi olur gibi geldi. Ne var ki sadece sahil bandı değil tüm kafe ve restoranlar tıklım tıklımdı.

 Yine İstanbul'un ne kadar kalabalıklaştığı üzerine konuşa konuşa her zamanki çay bahçemize gidip oturduk. Burası nispeten sakindi, boş masa vardı en azından. İnsanlar artık çayını termosa koyuyor, alıyor rejisör koltuğunu da atıyor kendini çimlere. Ya da işte ne içecekse, onu ve eşlikçilerini alıyor çevre marketlerden yine sahil kenarına konuşlanıyor. 

Ben çocukluğumdan beri sevmem piknik ya da çimde çimende oturma işini. Biraz konforuma düşkünümdür. Çay bahçesinde oturur, çayımı kahvemi içer kalkarım. Öyle uzun uzadıya oturamam piknikteyim diye. Bunlar keyfe keder şeyler tabi Ahali için seçenek çok, isteyen istediği gibi yapsın. Ama artık çok kalabalık ya hu! Dip dibe.

Ben mesela restoranlarda yan masa ile neredeyse mecburen biraraya gelmişsiniz gibi oturtulan düzenleri de sevmiyorum. Yanındaki ne konuşsa senin masanda ,sen ne konuşsan onun masasında. Duyulmaması mümkün değil. Ama artık çok kalabalık ya hu!. Mecbur tıkıştırıyorlar, adına da yeni konsept diyorlar.Herkes memnun ayrılıyor.  

Neyse ki akşam bile manzara çok güzel. 

Sıra Numarası Yanana Kadar

 İnsanların artık ne kadar rahat davranıp bunu giyim kuşamları ile de belli etmelerine hala şaşırıyorum. Sanırım bizim kuşak insanları fazla disiplinli yetişmişiz. 

Dün hastanede sıramızın gelmesini beklerken bankoya yakın bir koltukta oturuyorduk.Ben de tabii ki  gelen geçen insanları  incelemeden duramıyorum. Hava sıcak dolayısıyla gençlerin çoğu şort ve tişörtle gelmiş. Ayakta olması gereken ayakkabıların yerinde genelde terlik hatta bir tanesi parmak arası terlik giymişti. Bir an ''Sahil kenarında mıyız, hastane bekleme salonunda mı?'' diye düşündüm.. Zaten bu kadar ince giyinmek çin ortam çok fazla klimalı, üzerime hırka versen giyerim ,o kadar soğuk. Sanırsınız Avrupa'ya nispet yapıyoruz. Son günlerde haberlerde sürekli ''Avrupa kavruluyor,40 dereceleri gördüler,klimaları da pek yok.'' deniyor ya..Biz de bunun tam tersini savunuyoruz,içerisi resmen bu gibi.

Sonra kıyafetleri sorgulamaktan vazgeçtim. Herkes kendini nasıl rahat hissediyorsa öyle giyinsin. Yaşadığımız dönemin genel mottosu da bu galiba. Bizim çocukluğumuzda öğretilen ''Şurada şöyle giyinilir, burada böyle giyinilmez.'' diyen kurallar artık genel olarak geride kaldı..

Bize sıra ne zaman gelecek diye öflerken, bebekli genç bir çift geldi. İşlem yaptırıyorlar, sessiz sakin. Diğer bankoda işlem yaptıran başka bir  kadın bebeği farketti;

 ''Aman da ne kadar güzel bebek, ne kadar küçük ,ne zaman doğdu?'' diye sıraladı.

 Anne de gururla ''Bugün 30 gün oldu'' 

''Artık aylık olmuş'' diye karşılık verdi diğer kadın. O sırada köşede bekleyen 10 yaşlarındaki oğluna seslendi;

''Oğlum gel bak burada bebek var , gel gel bak ne kadar küçük,sen bu kadar küçük bebek ilk kez göreceksin''  Bu cümleyi duyunca şaşırdım. Çocuk merakla biraz da çekinerek yanaştı. Annesi ise usulca kendine çektiği bebeğini korumaya aldı. Diğeri açıklama yapmaya çalıştı;

''Benim oğlum hiç böyle küçük bebek görmedi de. Yok yakın çevremizde.'' 

Neyse ki baba işlemleri bitirdi de uzaklaştılar bebeklerini alıp. Değişik bir durumdu. İnsanların birbirlerinin hayatına,hiç tanımadıkları halde ne kadar kolay dahil olabildiğini bir kez daha düşündüm.

Sonunda hemşire beyimin adını seslendi, sıramız geldi, doktora girdik. Bizim bey omuzunu incitti, onun için geldik. Çok sıkıntılı bir durum yokmuş neyse ki. günün güzel haberi ile reçetemizi alıp evin yolunu tuttuk.

Doğu Anadolu'dan Dönerken

 Sevgili okuyucu bir haftalığına gittiğim Doğu Anadolu gezisinden, yazmak istediğim bir çok şey oldu..

Memleketimin taşını toprağını çok seven bir insanım. Her karışını gezip görmek istiyorum. Ve çoğu gezgin gibi gittiğim yerlerde ''Ah!keşke burada yaşasam'' diyorum. Bunu hissetiğim çok oldu. Van'da bunlardan biriydi.  Lakin kış aylarının ne kadar uzun olduğunu , karlı,buzlu ,soğuk hallerini düşününce bu isteğim köreldi. Yine de Van güzel ve yaşanılası bir şehir.Hemen her imkan erişilebilir durumda, üstelik hayat pahalılığı henüz buralara uğramamış. Hala bir bardak çayı 20 -25 TL ya içebiliyorlar. Hatta lokantalarda hala ikram olarak veriliyor. İstanbul'da bunlar artık nostalji oldu. Hani Yunanistan'a gidip ''şöyle ucuz yiyoruz, böyle ucuz içiyoruz'' diyenlere tavsiyem; bir de Doğu Anadolu 'da yiyip içmeleri. Aynı ülke içinde fiyat, lezzet ve porsiyon açısından ne kadar büyük farklar olduğunu görecekler.Hem de euro harcamadan, kendi paramızla. 

Evet, geziler çok güzel anılar kazandırıyor. Tat, koku, duygu,  düşünce dünyamız genişliyor. Unuttuğumuzu düşünsek de bir gün bir yerde bir tanesi önümüze düşüp bizi mutlu ediyor. Gezmek güzel. 

Tuzluca tuz terapi merkezi
Son olarak da size Tuzluca Tuz mağarasından bahsetmek ve resimlerini paylaşmak istedim. Iğdır'da milyonlarca yıl önce oluşmuş ve Türkiye'nin 100 yıllık ihtiyacının karşılamaya yetecek büyüklükte bir tuz rezervini barındıran mağara var;Tuzluca . Tuz mağarası günümüzde sağlık ve turizm açısından da hizmet vermekte.
Girişi böyle ,tepelerde ve yamaçlarda görülen beyazlar tuz. Dışarısı sıcak olsa da içerisi çok serin. Klimalı ortamlar gibi.
Iğdır
Çok büyük galeriler açılmış, devasa boyutta. Aralarda oturma yerleri yapılmış. Işıklandırma ve hafif çalınan müzik mağarayı ilginç kılıyor .Başka bir gezegen gibi.
kaya tuzu faydaları

Mağaranın dışında tuz ve ürünlerini alabileceğiniz satış veri , temiz bir kafeterya var. Mağaraya giriş ücrete tabi.

Ve bir gezinin da sonuna geldik. Gittiğimizde Erzurum havaalanına ,heybetli Palandöken dağları manzarasına karşı inmiştik.

Erzurum Havaalanı
Dönerken ise Van Gölü kıyısında kurulan Ferit Melen Havaalanından binerek güzel bir uçuşla İstanbul'a geldik. İkisinde de şansımıza yeni uçaklardı.Gayet güzel uçtuk (Ferit Melen Türkiye Cumhuriyeti 14.Başbakanı ve Van'lı.)
Van

Doğu Anadolu'yu karlı dağları, yemyeşil ovaları ,samimi insanları ile yeniden tanımak ülkemizin ne kadar güzel ,insanımızın ne kadar şanslı olduğunu hatırlamak iyi geldi.


Bitlis'te İki Mucize; Ahlat Selçuklu Mezarlığı ve Nemrut Krater Gölü

 Bugünlük size Doğu Anadolu gezimizin en etkileyici iki durağından bahsedeceğim. 




İlk durağımız, Van Gölü kıyısında geniş bir alana yayılmış Ahlat Şelçuklu Mezarlığı. Bitlis'e bağlı Ahlat ilçesinde bulunan ve yaklaşık 210 dönümlük bir alanı kaplayan bu tarihi mezarlık , 8 binden fazla mezar taşıyla dünyanın en büyük Türk-İslam mezarlıklarından biri kabul ediliyor. 

Mezarlıkta anıt mezarlar, şahideli  şahidesiz sanduka tipi mezarlar yer alıyor.Yüzyıllar boyunca farklı sosyal statüye ,ekonomik güce ve dönemin geleneklerine göre yapılmış binlerce mezar taşı adeta bir açık hava müzesi görünümünde.Özellikle mezar taşlarındaki taş işçiliği ve oymalar hayranlık uyandırıyor. Üzerindeki kitabeler ve süslemeler dönemin yaşamı hakkında önemli bilgiler veriyor. 2010 yılından sonra başlayan restorasyon ve araştırma çalışmaları sayesinde bir çok mezar taşı temizlenmiş, yazıları okunmaya ve kayıt altına alınmaya başlanılmış. Mezarlığın en dikkat çekici özelliği alışılmışın çok üzerindeki yükseklikteki mezar taşları ve üzerindeki ince taş işçiliği. 



Ilık göl ve Serin göl

Bir diğer durağımız doğa harikası Nemrut Dağı Krater gölü oldu. Bitlis ili sınırları içerisinde Tatvan'da bulunan Nemrut dağı 2250 m. yükseklikte dünyanın en büyük ikinci krater gölüne ev sahipliği yapıyor.Tatvan'dan minibüslerle çıktığımız yol oldukça meşakkatliydi. Virajlı ve çok bozuk yollardan ilerledikten sonra ilk olarak Ilıkgöl'e ulaştık. Adından da anlaşılacağı üzere suyu ılık olan bu göl, yeşile çalan rengiyla harika bir görüntü sunuyordu. Biraz daha ilerde ise SoğukGöl bulunyor. Mavi renk tonuyla dikkat çeken bu gölün suyu oldukça serin.

Binlerce yıl önce meydana gelen volkanik patlamalar sonucu oluşan bu krater gölleri , çevrelerinde vahşi doğa, yemyeşil bitki örtüsü ve sessizliğiyle ziyaretçilerine unutulmaz manzaralar sunuyor. Doğa hayranları için Nemrut krateri mutlaka görülmesi gereken yerlerden..  

Akdamar'ın Hüznü,Van'ın Güzelliği

 

Muradiye Şelalesi

Evet güzeller güzeli Van şehri. Medyada gördüklerimden, okuduklarımdan, izlediklerimden dolayı güzel bir şehirle karşılaşacağımızı tahmin etmiştim. Van Gölü/denizi/ sahilinin ve etrafındaki karlı dağların ,yeşil çayırların, küçük köy ve kasabaların muhteşem görüntüsü beni büyüledi. Edremit ilçesi ve kıyıları sanki bir anda Ege'ye götürüyor sizi. 

Şahane kıyı manzaraları eşliğinde Akdamar adasına gideceğimiz Gevaş motor iskelesine gittik. Doldur- boşalt usulu çalışan motorlarla kıyıya oldukça yakın Akdamar Adasına geçtik. 2010 yılında verilen müsaade ile 95 yıl aradan sonra Ermeni Surp Haç kilisesi ayine ve ibadete açıldı.  Ermeni topluluğu her yıl Eylül ayında ayin yapıyormuş. Bu ada ile anlatılan çeşitli hikayeler var. Birinci Dünya Savaşı sırasında ermeni çetelerinin yaptıkları mezalim yöre halkının hafızasında acı bir iz bırakmış olsa da bu kısmı tarihin eski yapraklarında bırakmak en iyisi. Savaşın iyi bir izi olamaz zaten.


Ben size buradaki acıklı aşk hikayesinden bahsedeyim.

Ah! Tamara . Burada yaşayan bir Ermeni Keşişin güzeller güzeli kızı Tamara  müslüman bir gence aşık olmuş Her gece bir  fener yakan Tamara sevgilisinin yüzerek adaya gelmesini sağlıyormuş. Gizlice buluşan aşıkları fark eden keşiş kızını zindana attırmış. Gece oluncada adamlarına adanın çeşitli yerlerinde fenerler yaktırmış. Sevgilisi ile buluşmak için göle giren zavallı  genç, bir o fenere bir bu fenere yüzmekten yorulup ,gölün sularında hayatını kaybetmiş. Ah! Tamara diye diye.. İşte o gün bu gün Ah Tamara olmuş size Akdamar ..Bu da bir aşk hikayesi.


Van Kalesi

Van'lı bir çift kına gecesi çekimleri yapıyordu. 

Van gölünden başka sahilde Van Kalesi ve Eski Van şehrinde restorasyon ve kazı çalışmaları yapılıyor.Eski şehrin surları yeniden aslına uygun yapılmakta. İlerde güzel bir ziyaret yeri olacak. Kalenin hemen yanında, yeni açılan ve bir duvarı tamamen aynalı cam olan(Binaya ayrı bir güzellik katmış karşısındaki kaleyi yansıtıyor) Van Müzesi ,bir yıla yakın bir zamandır kapalı. Atıl durumda. Sebebi açıklanmamış. Yazık. Ziyaret edemedik.

Van Kedisi

Tabii ki Van denilince Van kedisini de unutmamak lazım. Aman ne güzeller. Van Kedi Evini de ziyaret ettik. Van Kalesi yakınında bir yer. Bir de Van Yüzüncüyıl Üniversitesi içerisinde varmış. Bizim ki özel bir evdi. Buradan sahiplendirme de yapılıyormuş. Bu kediler; iki gözü mavi, iki gözü kehribar ve en değişik ,nadir görüleni bir gözü mavi bir gözü kehribar olanı ki biz kendisini Van Akdamar Adasında görüp sevdik:) Kedi evinin sahipleri aynı zamanda Savat Gümüş işçiliği ustalarından.Yan tarafında bu el emeği, değerli el sanatını sürdürüyor ve satış yapıyorlar. Savat, gümüşün üzerine kazınan motiflerin siyah bir alaşım(savat)la doldurulması ile oluşan bir süs sanatı. Çeşitli takılar ve süs eşyaları yapılıyor. 

Van şehir olarak da çok canlı, hareketli ,büyük ve bakımlı bir şehir. Gece geç saatlere kadar cıvıl cıvıl. Bu hareketliliği İranlı turistlere borçlu olduklarını söylüyorlar. Gerçi savaş bu ziyaretleri biraz etkilemiş ama yine de şehir çok canlı  Biz şehir merkezinde güzel bir otelde kaldık. Otele çok yakın güzel bir restoranda Van yemeklerinin /genelde et/ tadına baktık. Lezzetli yemekleri var. Keledoş hep merak ettiğim bir yemekleriydi. İki yerde yedim ,ikinci yediğim açık ara daha lezzetliydi. Ama bu gezinin sonunda söyle bir zeytinyağlı taze fasulye yemeğini özlemedim de değil. 

Ağrı Dağı'nın Gölgesindeki İhtişam:İshak Paşa Sarayı

 

Ve şimdi de heybetli Ağrı Dağı'nın eteklerinde kurulmuş Doğubayazıt'tayız .Dağların arasında kendine bir saray yaptırıp  düşmana korku salarken, kendi sonunu da hazırlayan İshak Paşa'nın ünlü sarayını ziyaret ettik. 

İshakPaşa Sarayı
(Avluda görülen iki küçük kulübe alt katlardaki zindanların havalandırması.Kulübelerin arkasındaki türbenin kime ait olduğu bilinmiyor.)

Osmanlı topraklarına giren İranlı elçilerinin karşılandığı sarayın ihtişamı, gösterişli yapısı ve ince taş işçiliği Padişahın kulağına kadar gitmiş.. Padişah ''Sen kendini benden üstün mü tutuyorsun ,''diyerek İshak Paşa'yı sürgüne göndermiş. Yakınlardaki Pasinler Karakale'de zindana atıldığı da söyleniyor. Sonrası pek bilinmiyor. tabii bunlar rivayet, efsane.

 Gerçek olan sarayın ihtişamı. Ağrı dağı bu civarda her yerden görünmesine rağmen Saray sadece ovayı görüyor. İshakPaşa'nın düşmandan korunmak amacıyla çevredeki tepelere bile surlar yaptırdığı kalıntılarından anlaşılıyor. 

Ovayı gören harem pencereleri..
Duvarlarda kendi ve sarayı için yaptırdığı methiyeler yazılı.

İshakpaşa Sarayını gezmek 65 yaş üzeri ücretsiz, diğer ziyaretçiler Müzekart ile giriş yapabiliyor. Müzekart fiyatı bu yıl 200 TL. Bir yıl boyunca kullanılabiliyor.

Kars:Kışın Değil, Baharın Şehri.

 

Ve nihayet ziyaret edeceğimiz ve konaklayacağımız ikinci Doğu Anadolu şehrindeyiz: Kars.

Kışın Doğu Ekspresiyle gelinen ,yılın büyük bölümünü karlarla kaplı geçiren *serhat şehrimiz..

''İyi ki bu mevsimde gelmişiz,''diye düşündüm. Hava kapalı ve serin hatta bir ara çiseleyen bir yağmur vardı Kars'a ulaştığımızda. Ama yine de her yer yemyeşildi. 

Meydanda yazılı ''Gazi Kars''yazısı dikkatimizi çekti. Gaziantep'i, Şanlıurfa'yı Kahramanmaraş'ı biliyoruz ama Kars'ın Gazi ünvanını alan ilk ilimiz olduğunu öğrenince şaşırdım. Osmanlı-Rus savaşı sırasında Kars halkının kahramanca savunması sonucunda şehre bu ünvan verilmiş. 1877-1918 yılları arasında Rus işgali altında kalan Kars ,1920 yılı itibariyle yeniden Türkiye topraklarına katılmış. 

Rus işgali döneminin etkileri bugün bile şehirde hissediliyor. Izgara planlı sokaklar, siyah bazalt taşlı taşlı binalar oldukça dikkat çekici. Yapıların bir kısmı restore edilmiş , bir kısmı hala virane,zamana direnmeye çalışıyor. 


Konakladığımız otel olan Katerina Sarayı 'da Kars çayının kıyısında yeralan muhteşem bir bina. Tv ekranlarında gezi programlarında ve dizilerde görüp merak ettiğim bu mekanda konaklama fırsatı bulmak beni mutlu etti. Gerçekten de ekranda görüldüğünden çok daha etkileyici bir konuma sahip. Otelin odalarına  çeşitli ünlülerin ismi verilmiş. Biz de Orhan Pamuk Odası'nda konakladık.

Kars'ta uzun sokak yürüyüşleri yaptık, binaları inceledik, Kars Kalesi ve etrafını gezdik. Tabii ki o  ünlü lokantada kaz eti ve pite de yedik. 

Kaz eti aşırı pahalıydı, söylemeden geçemeyeceğim. Açıkçası biraz turist kazıklanması yaşadığımızı düşündüm. Evet, bir çok yerde satılan kazların Kars kazı olmadığı,başka şehirlerden getirildiği söyleniyor ama yine de bir porsiyon kaz eti yanına bol yağlı bulgur pilavı 1.650.-TL olması bana fazla geldi.Fazla geldi.

Kars, süt ve süt ürünlerinin bolca bulunduğu, hayvancılığın gelişmiş olduğu bir şehir. Peynirde de tabi Kars kaşarı, malakan peyniri, gravyer tüm çeşitlerin en lezzetlileri burada galiba:)

 Malakanlar 93 Harbi olarak bilinen Osmanl-Rus savaşı sonrası Kars ve civarına yerleştirilmiş Rus kökenli toplulukmuş. Uzun süre burada yaşadıktan sonra ,kendi rızaları ile başka ülkelere göçmüşler. Mandıracılık, değirmencilik ve peynircilik konusunda şehirde izlerini bırakmışlar. Malaka peyniri de böyle bir mirasın günümüze ulaşan lezzetlerinden biri.

Neyse efendim  sevgili okuyucu; Kars  çok güzel bir şehrimiz.Bakımlı,düzenli. Bence kesinlikle kıştan ziyade bahar ve ilk yazda görülmesi gereken bir şehirlerimizden biri.

Not:* ''Ser''  şehir  ''had'' sınır. Serhad şehri ; sınır şehri demek. Yabancı devletler sınırdaş olan şehirlerimize bu ünvan verilir. Kars, Ardahan, Iğdır ,Ağrı illerimiz bu unvanla anılır.

Arpaçay'ın Kıyısında Bin Yıllık Şehir:Ani

Arpaçay

Erzurum'dan çıktıktan sonra istikametimiz kuzeydoğudaki Ani Harabeleri oldu. Rehberimiz öğleden sonra yağmur gösterdiği için ilk önce burayı ziyaret etmemize karar verdi. Ermenistan sınırına doğru yola çıktık. 

Türkiye ile Ermenistan sınırında bulunan Ani Harabeleri,tarih boyunca bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış çok önemli bir ören yeri. Bir zamanlar bölgenin en büyük yerleşimlerinden biri olan Ani,bugün geniş bir alana yayılmış kiliseleri,surları ve çeşitli yapı kalıntılarıyla ziyaretçileri geçmişe götürüyor.

Harabelerin hemen yanında derin bir yarda akan Arpaçay,Türkiye ile Ermenistan arasında doğal sınır oluşturuyor. Çayın karşı kıyısı Ermenistan'ın taş ocakları var. Bu taş ocaklarında patlatılan dinamitlerin harabelere zarar verdiği bu nedenle faaliyetlerine zaman zaman ara verildiğini anlattı rehberimiz. Ne kadar doğru bilemem. Neden onca yer varken bu kadar önemli bir tarihi mirasın karşısında taş ocakları açtıkları düşündürücü.

Gittiğimiz mevsim tek kelime ile doğanın muhteşem olduğu bir dönem. Yemyeşil çayırlar, her türlü renkte kır çiçekleri, gelincikler bakmaya doyulmuyor. Rehberimizin anlattığına göre bu rengarenk çiçekler ve özellikle gelincikler yöre halkı tarafından kök boya yapımında kullanılıyormuş. Taa eskilerden beri buradaki dokumaların , duvar boyalarının renkleri hep bu bitkilerden özellikle gelinciklerden elde ediliyormuş. 

Ani'deki yapılarda siyah renkli bazalt taşının yoğun olarak kullanıldığı görülüyor. Bu da bölgenin volkanik geçmişinin bir sonucu. 

Ani Harabelerine Müzekart ile giriş yapılıyor. 65 yaş üzeri ziyaretçiler için giriş ücretsiz. .










Erzurum Günlüğü.

,

 Gezmeyi en çok sevdiğim aylar ilkbahar, sonbahar ayları. Bu yıl mayıs ayında Ayvalık işi çıkınca bizim gezi haziranın ilk haftasına kaydı. Doğu Anadolu görmek istediğim bir coğrafya ve bu gezi ile birlikte memlekette görmediğim az sayıda ilimiz kaldı. 

Memleketimizin her bölgesi her mevsim ayrı güzel ama ilk bahar ilk yaz bir başka. Bu gezdiğim yerlere kışın gelmek cesaret ister, çünkü oldukça soğuk bölgeler. Yaşayanlar alışkın ama gezmek için kışın değil bahar veya yazın gelinmeli. Haziran olmasına rağmen dağlarda kar eksik değildi. Bu soğuk sıcak hava durumlarına hassasiyet sanırım yaş ilerlemesi ile alakalı. Çünkü ilkokula Artvin'de başlamış üç yıl orada yaşamış biri olarak,o günlerden soğuk ya da sıcak ile ilgili belirgin bir şey hatırlamıyorum. Sadece çok kar yağardı, küçük boyumu aşacak kadar kar olurdu. Pırıl pırıl bembeyaz karlar, kardan adam ve kartopu. Anılar bunları çağrıştırıyor. 

İlk durak sabah 07.00 de vardığımız Erzurum. Ankara uçağından da  yolcu geleceği için beklemek için bizi Erzurum Evleri diye bir yere bıraktılar. Eski Erzurum evlerinin yapısını görebildiğiniz içiçe geçen avlu ve yollarla değişik bir yapı. Restorant ve kafe olarak hizmet veriyor. Açıkcası bize pek iç açıcı gelmedi.

Beklenen yolcu geldikten sonra hemen yakınındaki Erzurum'un sembolü  Çifte Minareli Medreseyi ziyaret ettik. Hemen az ilerisinde  Anadolu'daki en güzel kümbetlerden sayılan Üç Kümbetler'i dolaştık. Bu bahsettim yapılar birbirine çok yakın. İstanbul'da yaşayan bizler için Anadolu'da gezdiğimiz her şehir küçük, gezip görülecek yerler birbirine çok yakın geliyor.Hatta bazen İstanbul'da yaşadığımız bir semt,Anadolu'daki küçük bir şehir kadar kalabalık geliyor insana. Buralarda her yere yürüyerek rahatça ulaşıyorsunuz. Bu, büyük bir lüks.


Erzurum'un bir başka simgesi oltu taşı. Oltu taşından yapılan çeşitli süs eşyalarının ,takıların, tespihlerin vs.  satıldığı dükkanların birarada bulunduğu Taşhan'ı da dolaştık. Oltu taşı  yeraltından çıkan kömüre benzeyen parlak ,siyah bir taş.  

Erzurum'da ilgi çekici bir başka eser de Uzundere ilçesinin Çamlıyamaç köyündeki  Öşk Manastırı. Yemyeşil bir köyün içinde,yüzyıllara meydan okuyarak günümüze ulaşmış ancak ne yazık ki bakımsız bırakılmış bir manastır bu.Restorasyon çalışmaları başlanmış sonra yarım kalmış. Etrafı çevrili duruyor. Bu civarda Gürcü Krallıklarına ait pek çok yapı var. Ama turist çeksin diye uğraşılıyor mu? Emin değilim. Maalesef Erzurum bana biraz ilgisiz kalmış geldi. Belki uzun süre karla kaplı bir yaşam sürüldüğünden dolayı belki de tüm ilgiyi kayak turizmine ayırdıklarındandır. Ama öyle olsa Üniversiteler Arası Kış Oyunları için yapılan kayakla atlama pistleri o halde olmazdı,diye de düşünmedim değil.





Erzurum da bir diğer doğa harikası ise Tortum Şelalesi. Bu sene çok yağış olmasından dolayı su debisi yüksekti. Hatta seyir balkonlarından manzarayı izlerken ıslanmadan kalmak neredeyse imkansızdı. Bu arada şelaleyi izlemek ücretli. hangi hizmet için ücret alınıyor anlayamadım.Ne için alınıyor o ücret bilemedim. Şelale yakınında çay kahve içilecek tesis var, çok iyi değil ama kısa bir mola için yeterli.


Evet tabii ki Erzurum'a gelip cağ kebabı ve kadayıf dolması yemeden dönmedik. Hepsi çok lezzetli ve uygun fiyatlıydı.