Markettekiler..

 Dün yakınımızdaki bir markete uğradım. Öğlen saatiydi, market sakindi. Öyle bakınırken kulağımın dibinde bir ses geldi; 

''Abla bir bakar mısın?'' Boş bulunmuşum  ''ayy!'' diye hafif bir sıçradım. 

 Döndüm baktım ,ben boyda, cılız ,saçları tas geçirilip kesilmiş püskül gibi bir ergen. Üzeri yabancı bir markanın logosu ile kaplı, uzaktan bakınca kareli sofra örtüsü gibi duran eski, bol bir eşofman takım giymiş. Ben öyle bağırıp ters bakınca ''pardon abla'' deyip dümeni çevirdi. Hızla yok oldu.

 Sonra baktım bunlar üç arkadaş. Alışveriş yapan insanların yanına usulca yanaşıp, bir şeyler almalarını istiyorlar. Çocukta değiller, gençler ,ergenler boyları posları olmuş artık. Gidip rafları yerleştiren çalışana seslendim; ''evladım bunlar içerde dileniyorlar, görmüyor musunuz?'' diye.

 Adamcağız kalkıp bunların peşine gitti. ''Abi biz bir şeyler alacağız'' dediler. Geri döndü. Bu arada bir kargaşa da oldu ama gençler dağıldı market içine. Bende alacağımı aldım kasaya geldim . Baktım sonra ne olduysa iki görevli bunları dışarı çıkarıyor. Üçü de değişik giyimli, biraz rap tarzı mı diyeyim, bilemedim bu yeni nesil genç giyimi. Biri desenli eşofman  giymiş, biri saksı şapka takmış, birinde üzerine çok bol bir pantolon. Değişik. 

Market önlerinde ufak çocukları dilendirenleri ya da yardım isteyen yaşlı insanları görüyoruz . Ama yaşları on beş on altı gibi olan bu çocukları görünce hem üzüldüm hem kızdım .Ah ne yazık, ne acı. Bu genç yaşta dilenmeye çıkmışlar. Oysa bu çocukların bu saatte okulda olmaları lazım.

 Gençlerimizi ziyan ediyoruz.

Yine canım sıkıldı.. 

Bir Lokma Muhabbet..

 

Komşumuz hayrına  lokma döktürdü. Gelen geçen kim varsa tadına baktı. İki üç yıldır sürdürüyor bu güzel ikramını. Ne diyelim, Allah kabul etsin. 

Cuma günleri merkez camii önünde de duruyor bu lokma arabaları. Kimi ölmüşlerinin ruhuna, kimi adakları için ,kimi de sadece iyilik için döktürüyor lokmasını. Genellikle küçük  hamur parçacıklarının kızartılıp ,şerbete bırakılması ile ortaya çıkan o bildik tat...Paylaştıkça çoğalan bir lezzet.
Bir keresinde Ayvalık'ta denk gelmiştik. Ama bu kez alıştığımız gibi değildi.Lokma yerine büyükçe pişi şeklinde yapıyorlardı, üzeri çörekotlu ve tatlı değil bildiğimiz tuzlu pişiydi. Çok lezzetliydi. Ayvalık'ta da bu lokma dökme işine cumaları pek yaygın, sık  rastlanıyor. Hem sevap kazanma isteği, hem bir arada bulunma, yardımlaşma, bir iki muhabbet. Hepsi bir arada. 
Güzel adetlerimiz var,gerçekten.

Bazen Hayat Düşündürücü..

 Dün hava çok güzeldi. Güneş hafif ısıtıyor, gölge hafif serinletiyor. Annemle babamı devre arkadaşları ile buluşmaya götürdük. Babam artık araba kullan/a/mıyor. Arabasını da sattı bu nedenle. Şimdi bir yerlere biz getirip götürüyoruz. Arkadaşları da çoğu arabalarını bir kenara bırakmışlar. Çoğu bizim gibi evlatlarıyla ,toplu ulaşımla , taksi ile bir yerlere gidip geliyor. İstanbul'da yaşayanlar için en mantıklısı artık bu. Trafik sorun, park yeri sorun, benzin pahalı yani say say bir çok neden. Kartal'dan Fenerbahçe'ye gitmemiz bir buçuk saati buldu. En sakin olacak zamanda hem de. Okullar kapalı olmasına rağmen dönüşüm inşaat işleri her daim her saat açık, koca koca hafriyat kamyonları  yollarda:/

Gittiğimiz yer sakin, huzurlu. Büyüklerimiz bir araya gelmekten mutlu. Biz de baya büyüğüz de bakmayın, onların yanında genç kalıyoruz:) 

Bu güzel ortamdan biraz erken ayrıldık. Çünkü aynı gün bir arkadaşımın vefat eden babasının, cenazesi kalkacaktı. İkindiye yetişmem gerekti. Bu gibi konuları artık benimkilere bahsetmek istemiyorum. Adamcağızı evladı yazlığına bırakıp İstanbul'a döndükten iki saat sonra ölüm haberi gelmiş. Çok acı. Hanımı bir anda tek başına kalmanın acısıyla o kadar çok ağlıyordu ki! Allah rahmet eylesin. Görevimizi yerine getirdik.

Dün yine yaşlanmanın ,yeni deyişle yaş almanın(ne farkı varsa,bir nevi teselli) ne kadar zor olduğunu düşünerek uyudum. 

Çiçek Elması


Flamingolar ve Keçiler

Dün , flamıngolar, ördekler, sülünler, keçiler, tavuklar horozlar, işte böyle şahane bir yerdeydik.
Şu ufak keçiyi yakalayıp da bir resmini çekemedim. Hop hop ,zıp zıp nasıl da şen şakrak şımardı bizi görünce. Öyle sevimli, öyle güzel. 
Flamingolar ise muhteşem varlıklar/seslerini duymayın/ o boyun hareketleri, renkleri, ince uzun zarif halleri yani gerçekten hayatta her bir varlık mucize gibi. 
Flamingolar göç zamanı mart ve nisanda ülkemize uğrarlar. Hem de kalabalık bir nüfus olarak. Türkiye'de özellikle Tuz gölü civarında ve İzmir Gediz deltasında görülürler. 
Halk arasında Allı Turna olarak bilinen ,ismine türkü yakılan kuşlar pembe flamingolardan başka bir kuş değildir. 
Bu göçmen kuşların ismi bir de dizi çağrıştırdı bana. ''Flamingo Yolu'' 
1981 de TRT 'de yayınlanmıştı. O zaman TV dizilerine ilgi bir başkaydı. Bakın hala aklımda kalmış ismi. Başrolünde Mark Harmon vardı. Çok yakışıklı bir aktördü. Bir de  şerif Taytıs . Dizinin kötü karakteri. Her zaman olduğu gibi iyiler ve kötüler. Ve güzeller; Morgan Fairchild. Çok hoş kadındı.
Hayat şehirde yaşayan bizler için çok gri, çok monoton ,çok resmi. 
Arada başka hayatlarla, farklı canlılarla karşılaşmak insanı mutlu kılıyor. 
 

Birkaç Günlük..

 Evde iki gündür tadilat vardı.Yaşadığımız evler aynı olsa da odalarda dekorlar zamanla değişim gösteriyor. Özellikle çocuk odaları, onlar büyüdükçe zamana uyuyor,değişiyor. İlk taşındığımızda odada mavi boya ve ortasında winni the pooh figürleri olan ,rengarek resimli bant boya vardı. Yatak küçüktü. Sonra ergenlik dönemi başladı o winnie the pooh lu resimler yerini formula1 pilotları özellikle Schumacher' in posterlerine bıraktı. Zamanla onlarda söküldü. Masalardaki oyun bilgisayarları yerini geniş ince ekranlara klavyelere vb.bir şeylere bıraktı. Şimdi yine bir temizlik, eskiler atılıp/verilip yerine umarım biraz daha sade ve sakin bir oda şekillenecek. Cekli konuşuyorum çünkü henüz masa ve sandalyesi ve kitaplığı gelmediğinden her yer her yerde. Hiç sevmediğim durum, karışıklık hali.

🎮🕹🪄

Bu arada babamın hastane durumları vardı, kulağı ile bir sorun var .Lakin tüm girişimlere rağmen çözümsüz, olduğu haliyle bıraktı. Doktoruna danıştım o da (of the record) yaşı gereği kalmasını istiyorsa kalsın , dedi. Umarım bir zaman sonra daha fena bir şekilde karşımıza çıkmaz. Başkası adına karar vermek zor. Israr etmeli mi yoksa kendi kararına bırakmalı? Zorlandım. Yaş aldıkça insanlar hem büyük gibiler hem küçük. Nasıl davranmak gerektiği bazen düşündürücü oluyor.🏨

Baharda bir gelmedi ki şöyle doya doya tadını çıkartalım. Lale bahçeleri şimdi çoşmuştur da İstanbul'da aklı olan hafta sonu gezmeye çıkmaz. Hafta içi vakti olmayan çıkar o başka. Çıkmış da zaten yaya yoğunluğu yüzde doksanmış, vay vay vay!! Zamanında bol bol gördüğüm lalelere sayarım.🌷🌷

Eskilerden  lale zamanı resimleri ile ortaya karışık yazımı da bitirmiş olayım.(Buyrun eski bir laleler yazısı )Konu bir anda lalelere geldi o da başka bir mevzu)






Mikrop Kapmaması Lazım.

 


Güzel bir akşam yaşamak için yola çıktık. Her gün İstanbul'un bir ucundan diğer ucuna yolcu taşıyan marmaray bile sakin .Yolcusu azalmış. İşe gidip gelenler yerini yavaş yavaş gezmeye gidenlere ,geceyi yaşamak isteyenlere bırakmış. Kafası telefona gömülmüş olanlardan ziyade muhabbet edenler de hatırı sayılır oranda çok. Neşeli bir vagon.

 İlerden bir kız çocuğu geliyor. Pembesi kirli üzerine küçük gelen bir kazak giymiş. Uzamaya başlayan boyuna kısa gelen siyah bir pantolonu var. Muhtemelen sabah çıkarken at kuyruğu yaptığı siyah saçları artık dağınık ve yan omuzundan önüne düşmüş. Ayaklarını sürüyerek elindeki kağıt mendilleri satmak için tek tek yolcuları dolaşıyor. O sırada yolcuların arasında iri yarı bir kadın var. Boyalı ,sarımsı kıvırcık saçlı. Elinde daha doğrusu kolunun altında poodle cinsi bir köpek tutuyor. Oyuncak gibi bir şey. Küçük mendil satıcısının solgun yüzü köpeği görünce parlıyor. Hemen onlara doğru yanaşıyor. Kadının boyu kocaman. Köpek ve kız küçücük. Kız sakince yanaşıp köpeği sevmek istiyor. Sanki sıcak bir şeyi tutmak ister gibi ,biraz da tereddütle elini köpeğin başına doğru getiriyor;

''Isırır mı?'' 

O sırada kızı görünce cüzdanından para çıkarmaya çalışan kadın, köpeği hafiften kızdan uzaklaştırıyor;

''Yok, ama mikrop kapmaması lazım'' neyse ki sesi soluk ,azarlama yok. Ama kibir var sanki, küçümseme var. 

Kızın eli yanına düşüyor, boynu eğiliyor. Kadın çantasından çıkardığı beş lirayı kıza uzatıp, kapının önüne ilerliyor.

Kafamda yankılanıyor 'mikrop kapmaması lazım'' cümlesi. Takıldığım bu cümleden kurtulamıyorum. Küçük kız tam da bulduğu o küçük mutluluk anını kaybediyor. Elinde mendilleri diğer vagonlara doğru uzaklaşıyor. 

İri yarı kadın da mikroptan korumaya çalıştığı köpeği ile sonraki durakta iniyorlar. 

 

Leylek Leylek Havada..

 Dün nihayet leylekleri gördük. 

14 şubat vesilesiyle Ö.e ve bana burca göre dizili renkli taşlardan birer bileklik almıştım, hediye babında. İnternetten tesadüfen bulduğum bir satış yeriydi. Çok şık kutularda, hemencecik göndermişlerdi bileklikleri. Pembe kutuların içine birer de *marteniçka koymuşlar. Ben takmak istemedim, Ö. hikayeyi anlatınca heyecanlandı; ona ilginç geldi ve hemen taktı. Bu aralar erkeklerin çoğunda böyle kırmızılı ipler çok var ,kendisi de özendi sanırım:) 

Sonra ona anlattım bir hikaye; ''Leylekleri görene kadar bu kolunda takılı duracak, sakın çıkarma.''

Zaten düğüm atmış, kesmesi lazım. Şimdi işimiz leylekleri beklemeye kalmıştı ki havalar kışa geri döndü.Yağmur, gri bulutlar, serin hava .Dedik leylekleri zor görürüz. 

Dün hastane sonrası bir kaç bir şey almak için AVM'ye giderken baktık bir adam kenarda duruyor,kollar havaya doğru, cep telefonunu gökyüzüne tutmuş bir şey çekiyor. Eğilip baktım...O da nee! Gökyüzünde ,neredeyse nokta gibi, ama hareketlerinden tanıdım.

Leylekleerr.

Geliyooor. ''Ö. çabuk bak, yukarı leylekler gelmiş.''  Leylekler  çok yukarda helezon şeklinde sakin sakin dönüyorlar. Ne kadar güzeller. Kim bilir ne uzak yollardan ,hangi rüzgarlara karşı geldiler. 

Ve Ö.in kolundaki marteniçkayı kesip bir bahar dalına astık. Öyleymiş usulü.

Bakalım şimdi leyleği havada gördük , ne kadar yol yapacağız bu sene. Malum leyleği havada görürsen bol bol seyahat edeceksin , demektir. Hadi bakalım.

Kısmet..



*Marteniçka; Balkan kültüründen gelen, mart ayı ile birlikte bileğe takılan , şans,bereket,sağlık getirdiğine inanılan ,kırmızı beyaz iplerden yapılan bir süs.