#istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mikrop Kapmaması Lazım.

 


Güzel bir akşam yaşamak için yola çıktık. Her gün İstanbul'un bir ucundan diğer ucuna yolcu taşıyan marmaray bile sakin .Yolcusu azalmış. İşe gidip gelenler yerini yavaş yavaş gezmeye gidenlere ,geceyi yaşamak isteyenlere bırakmış. Kafası telefona gömülmüş olanlardan ziyade muhabbet edenler de hatırı sayılır oranda çok. Neşeli bir vagon.

 İlerden bir kız çocuğu geliyor. Pembesi kirli üzerine küçük gelen bir kazak giymiş. Uzamaya başlayan boyuna kısa gelen siyah bir pantolonu var. Muhtemelen sabah çıkarken at kuyruğu yaptığı siyah saçları artık dağınık ve yan omuzundan önüne düşmüş. Ayaklarını sürüyerek elindeki kağıt mendilleri satmak için tek tek yolcuları dolaşıyor. O sırada yolcuların arasında iri yarı bir kadın var. Boyalı ,sarımsı kıvırcık saçlı. Elinde daha doğrusu kolunun altında poodle cinsi bir köpek tutuyor. Oyuncak gibi bir şey. Küçük mendil satıcısının solgun yüzü köpeği görünce parlıyor. Hemen onlara doğru yanaşıyor. Kadının boyu kocaman. Köpek ve kız küçücük. Kız sakince yanaşıp köpeği sevmek istiyor. Sanki sıcak bir şeyi tutmak ister gibi ,biraz da tereddütle elini köpeğin başına doğru getiriyor;

''Isırır mı?'' 

O sırada kızı görünce cüzdanından para çıkarmaya çalışan kadın, köpeği hafiften kızdan uzaklaştırıyor;

''Yok, ama mikrop kapmaması lazım'' neyse ki sesi soluk ,azarlama yok. Ama kibir var sanki, küçümseme var. 

Kızın eli yanına düşüyor, boynu eğiliyor. Kadın çantasından çıkardığı beş lirayı kıza uzatıp, kapının önüne ilerliyor.

Kafamda yankılanıyor 'mikrop kapmaması lazım'' cümlesi. Takıldığım bu cümleden kurtulamıyorum. Küçük kız tam da bulduğu o küçük mutluluk anını kaybediyor. Elinde mendilleri diğer vagonlara doğru uzaklaşıyor. 

İri yarı kadın da mikroptan korumaya çalıştığı köpeği ile sonraki durakta iniyorlar. 

 

İptal..


 Yine turunculu ama bulutlu gökyüzü ile sıcak bir kasım sabahı. Aslında bugün kalabalık,eğlenceli ve iyi niyetli bir amacı olan yemekli toplantımız vardı. Bir kaç aydır düşündük, hazırlandık, davetliler istekli biz heyecanlı. Ülkemiz hep olaylı, kanıksamışız artık. Acımız hep var. İlk tarihimiz tam da yirmi şehidimiz olduğu günlere denk geldi, hemen iptal ettik. Bu güne karar kılındı. Bir gün önce teyitleşildi. Ama sonrasındaki sabah dokuzda arandık, aynı acımız sebebiyle uzunca bir süre bu tip etkinlikler iptal edilmiş, bildirildi. 

Evet askeri tesislerde bir organizasyona girişmek hep risklidir. Çünkü ülkemizde ,özellikle bir zamanlar devamlı gözyaşımız akar olmuştu, gencecik evlatlarımız için. Eğer askeriyenin bir sosyal tesisinde bir düğündü, yemekti, nişandı vs. etkinliğiniz varsa iptal olma olasılığını hep cebinizde tutmalısınız. Tabi askeri ve diğer devlet kurumlarının sosyal tesislerinde fiyatlar dışarıya göre daha uygun oluyor. Bu sebeple de daha çok tercih ediliyor. Eğer asker bir ailedenseniz düğün, nişan vs. gibi etkinliklere izin veriliyor. Bizim ailede de pek çok böyle davetimiz oldu, iptal gibi duruma denk gelmedik. Ama bu sefer öyle olmadı.11 Kasımdaki şehitlerimiz sebebiyle tüm toplantılar sanırım eğlenceli olanlar iptal olmuş. İkinci bir emre kadar.
Şehitlerimize Allahtan rahmet diliyorum.
Ama bu kadar mı moralsiz kalmamız isteniliyor.
Sanırım yas ilan edilmemişti.
Peki bu engellemeler üzerinden geçen zamana rağmen nedir? 
Tabii ki anlayamayız. 
Daha da yazmak istemiyorum.
Sonuçta yardım yemeğimiz son dakika iptal oldu. Şimdi üçüncüye sivil bir mekan bakacağız.  Kısmetten öte yol yok...

22 mart

 22 Mart cumartesi akşamı İstanbul'a giriş çıkışlar, protestolara katılmaları muhtemel kişiler için kısıtlanmış. Sanırım yollarda çevirme, arama yapacaklar. Böyle bir tedbir sanırım pandemide olmuştu.

İnanılmaz bir korku dağları sardı ,durumu var. Akşam Saraçhane, Çağlayan Adliyesi ve yurdun pek çok yerinde toplantılar, protestolar vardı. Milyonlar sokaklardaydı. Mahallerde apartmanlardan tencere tava çalanlar, düdük sesleri birbirine karıştı. Ama yine bunu ekranlarında gösterebilen iki üç TV kanalı vardı. Diğerleri eli sopalılarla ekranlarda kafaları eğik bir şeyler anlatıyorlardı, sesleri içlerine kaçmış gibiydi. Haber alabildiğimiz TV kanalları da sanmayın rahat, onların başında da RTÜK gibi bir kısıtlayıcı var. halktan bilgiyi nasıl kaçırabilirsin, bizim haber alma özgürlüğümüzü nasıl elimizden alabilirsin? 

Bunlar kabul edilebilir olaylar değil.

Haber almak bizim hakkımız. Madem diktatörlük yok diyorsunuz, salın bir milleti ya hu! 


23 mart sabah itibari ile Ekrem İmamoğlu ve doksan iki kişi mahkemeye tutuklama talebiyle sevkedildi. Şimdi mahkemeden kararın çıkması bekleniyor. Muhalefet partisi geleceğin cumhurbaşkanı adayını tespit ettirmek için pek yerde kurduğu sandıklarda seçim yaptırıyor. Tek aday olduğundan seçim denemez onay vermek gibi bir durum var. 

Bu günlük böyle başladı.

20 Mart

 Bu sabah itibari ile sosyal medya hala çalışmıyor. Olayları sadece vpn yükleyenlerden ve TV'lerden duyabiliyoruz. Gerçekten çok üzülüyorum ülkem adına. İstanbul adına. Seçtiğimiz belediye başkanını suçlu ilan etmeye çalışıyorlar, iktidara gelmeye çalışmayı suç örgütü kurmak olarak niteliyorlar. Oylarımızla geldi o insan belediyenin başına, dürüstçe verilmiş gerçek oylarla, koca bir şehrin oyları ile. Biz nasıl oy vermediğimiz ama başka seçmenlerın oyları ile bizi yönetenlerden ,nasıl olurlarsa olsunlar razı oluyorsak, iktidardakiler de bizim seçtiğimiz belediyeye bunu yapamazlar. Sevgili okuyucu diyorsun ki: 'Yapıyorlar, ne yapacaksın?' İşte onu da seçildiği parti düşünecek. Dün Meclis kürsüsünde konuşma yaptılar, protesto ettiler, Meclis'ten  , Partilerinin Ankara İl binasına yürüyüşe geçtiler. Bir takım kalabalığa konuşmalar yaptılar. O kadar sanırım. Akşam Saraçhane'de epey kalabalık toplanmıştı. Tabi İstanbul'u bilen bilir bir yerden bir yere ulaşmak hele yollar kapalı iken zor. Zorlukları aşıp gidenlere helal olsun. Gençlerin de çoğunlukta olduğu söyleniyor, şahane. Zaten gelecek gençlerin. ODTÜ öğrencileride protesto eylemlerinde bulundular. Biliyorsunuz insanların gösteri yapma, eylemde bulunmak gibi Anayasal bir hakları vardır. (Anayasa madde:34) İstanbul Üniversitesi öğrencileri de destek açıkladılar ki kendi mezun olduğum okulun verdiği diploma iptal kararının kınıyorum. TRT de biri çıkmış bu diploma işinin organize bir çalışma olduğunu iddia ediyordu .Peki otuz kırk yıl önce mi? Şaşkınız bu fikirlere.

Aymayan günlerden biri..

 Dün gece;

Hiç bir şeye şaşırmayız artık diyoruz, yine yeni bir şey bizi dumura uğratıyor. Ana muhalefet partisinin CB seçimlerindeki olası adayının üniversite diploması iptal edildi. Onunla birlikte aynı durumda olan 28 kişi de bu olaydan etkilendi. Olacak şey değil hiç bir varlığımızın güvencesi yok mu artık. İlerde bizimde herhangi bir kurumla ilgili başımıza bir şey gelir mi? Nelerimiz iptal edilebilir? Zamanında kurumlar hata yaptıysa eğer, ki daha önce her şeyin dosdoğru olduğu açıklanmış, onun hatasını neden bireyler çeker? Hem de yıllar yıllar sonra. 

Artık çok oluyorlar. Gemi azıya alıyorlar.

Bu sabah;


Bu günkü nokta. 
Berbat, karanlık bir İstanbul sabahı.
Yollar kapandı, metroların bir kısmı çalışmıyor.
Gösteri yapılması dört gün boyunca yasak.
Bir anda borsa kapandı, döviz ve altın fırladı.
Sosyal medyalara erişim yapılamıyor, ( VPN ile bile)
Sadece TV ler var onlara da bir şey olur mu?
Daha ne olacak diye bekleşen şaşkın vatandaşlarız..


Burgaz Ada

 

Camdan reçel kavanozuna  konulmuş mimozalar 🌼masalara renk katmış. Mimoza ağaçları adaların olduğu kadar Kartal ve Pendik'in de simge ağaçlarındandı. Ama  dal dal koparıp parayla satalım diye kimsenin aklına gelmezdi. Şimdi fulyalar, nergisler gibi mimoza dalları  da köşe başlarında para ile satılıyor. Tevekkeli zamanında İstanbul'un taşı toprağı altın , demişler. Bir yerden bir şeyler satıp geçinmeye çalışıyor insanlar. Bir ağaç dalına bile para verecek insanlar , bir ağaç dalını paraya çevirecek insanlar bir arada .
Mimoza baharın ilk açan çiçeklerinden,  kıştan sonra gelecek sıcakları , güneşi 🌞müjdeler gibi. Aynı zamanda İtalya , Fransa gibi ülkelerde kadınlar gününün simgelerinden. Çok da hoş kokuları vardır.
Burgaz adanın simgelerinden biriside, yaşamını burada geçirmiş olan Türk edebiyatının usta yazarlarından Sait Faik Abasıyanık. Burgazada'da yaşadığı ev müze olarak ziyarete açık, adına bir okul var ama bu heykel son geldiğimizde burada değildi. Heykeltraş Çağdaş Erçelik tarafından yapılmış Sait Faik Abasıyanık heykeli , Burgaz adaya gelenleri hemen iskele meydanında karşılıyor.
Tabii ki kuğu gibi süzülen ada vapurları. İstanbul'a en çok yakışan taşıtlar⛵️. Gerçi sayıları azaldı artık şekilsiz, bakımsız gürültülü motorlar deniz ulaşımında başrolde. Yani güzel şeylere odaklanmak istiyorum ama yine öyle şeyler var ki yaşadığımız bu yüzyılların şehrine yakışmıyor. Bir bakımsızlık, ilgisizlik , düzensizlik en önemlisi estetik yoksulluğu var. Bazen manzara bile kurtaramıyor bunu. Of adalar harika evet ama coğrafik olarak harika , eskiden kalan yapılar, evler bahçeler harika ama işte sonrası iç açıcı değil. Faytonlar kalktıktan sonra konulan elektrikli araçlar , model olarak tıpkı Kadıköy_Pendik minibüsleri şeklinde hatta neredeyse aynı boyutlarda. İlerde trafik sorunu yaşanabilir adalarda . Ziyaretçi sayısı da hayli artmış, kış olmasına , ramazan ayı olmasına ve hafta içi olmasına rağmen üstelik.

2019 Burgaz Ada'sı nasılmış  bir okuyun derim. Pandemi öncesi. İnanın o hali çok iyiymiş. Orada yazdıklarımdan bazıları değişmiş. Gidiş ücreti dahil. Şimdi motorla geçmek İstanbul kartla 88.-TL  gidiş-dönüş 176 TL. 65 yaş üstü ücretsiz. 

mahallede seçim çalışmaları

 Pencereyi açmak için cam kenarına gittiğimde gördüm, muhalefetin astığı ''Tam Yol İleri'' yazılı kocaman pankartın altına bu sabahta diğer bir muhalefet ''Özümüzde Ahlak Var'' diye kocaman harflerle yazan başka bir bez afiş asmış .Cadde zaten şenlik yeri gibi , bayrak ve adayların neredeyse yerleri süpürecek boyutta büyük bez afişleri ile dolu heryer. O afişlerin çoğu gelip geçen kamyon/Burası İstanbul ama sokaklarda devasa hafriyat kamyonları olmazsa olmaz hale geldi/, otobüs gibi büyük araçlara sürüne sürüne lime lime olmuş şimdiden. Halkın sanırım bayramlarda bile  böyle çoşkulu,  neşeli ,heyecanlı gösteri ve insanlara rastlama olasılığı olmuyor. Bizim insanımız artık mutlu olmayı unuttu ,eğlenmeyi bilmez oldu. Ama seçilecek adayların astıkları resimleri öyle aydın ,neşeli, pırıl pırıl güzel ve yakışıklı resimler ki vay be dedirtiyor. Bir de çok sayı da muhtar adayı var. Şimdiye kadar kapımızı iki tanesi çaldı. Bir tanesi ,üzerinde ismi yazılı gazoz kapağı şeklinde ama çay bardağı altı kadar büyük , beyaz bir şişe açacağı getirdi. Yanında türbanlı hanımı ile dolaştı kapıları tek tek oy istedi. Öbürü ,bizim halihazırdaki muhtarımız ki sanırım bu üçüncü dönemi olacak, o da oy pusulalarımızı getirdi, yanında oğlu ile pek telaşlı,'' az günümüzü kaldı , gece gündüz çalışmalıyız ''diye diye gitti. Tam da akşam vaktiydi biz yemeğe oturmuştuk. Seçim mahallede heyecanlı çalışmalarla geçiyor. Arka sokaktaki parkı bitireceğiz diye gece gündüz çalışıyorlar desem yeridir, bizim salaş yemyeşil parkımız süslendi püslendi, bambaşka bir yer olma yolunda , biraz ilerde de pati parkı yaptılar o daha çabuk bitti ama ikisine bir  açılış bekliyoruz artık mahallede. Bu arada Pati Parkını hiç duymamıştım daha önce evcil hayvanları olanlar için yapılmış, yani bir laf vardı ;Şaban güzeldi, çiçek açtı.  Yani mahalle de öyle olma yolunda. Bakalım göreceğiz bu şenlikli hava 1 Nisan da tam da şaka günü kimler şaka yapacak:/

ne oluyor sana blogger?

 Sabah en sevdiğim şeylerden; blog okuma listesinden komşuları dolaşayım dedim, bugün yazasım yoktu. Bu aralar blogger da mı bir hoşluk var, bilemiyorum. Çoğu takipte olduğum ve okumadan geçmediğim bloglarda şu aşağıda görülen yazı çıkıyor ve okuma yarıda kalıveriyor. 


Bir süredir gelen yorumlar spama düşüyor, postlar zor okunuyor . Benim yayınlarda da böyle oluyor mu bilmiyorum. Reklamlı bloglar mı ? desem , değil karışık. Neyse teknik bilgisi olan arkadaşlar belki değinir bu konuya, umarım benim laptop ile ilgili değildir. Çünkü kendi bilgisayarım miyadı doldurup çalışmayı kesince, sevgili beyimin laptopunda bana ayrı bir oturum açıldı da oradan yazmaya devam ediyorum. 

Neyse bende bari bu arada iki kalem yazayım dedim, serin, gri  sanki  karadeniz kenarında yaşarcasına, devamlı yağmur geçişli bir İstanbul pazartesi günü sabahından./çok uzun oldu farkettim/ Yavaş yavaş tatil planları yapalım desek bile ısınmayan havalar heves etmemizi engelliyor. Bu haziranda böyle olsun bakalım, serin serin geçsin. İçimiz gri olmasın da varsın bulutlar gri olsun..

Güzel geçen günlerle dolu bir hafta diliyorum sevgili okuyucu.. 

bizim buralar..

Günaydın, yine sabahın sekizi, günlerden pazar,etraf sakin mi sakin, hava da yine nefis.  Ocak ayında kombinin yanmadığı gün hatırlamıyorum ama bir kaç gündür kaloriferleri akşam bir kaç saat hariç yakmak gerekmiyor. Tabii evimizin güneye bakması tüm gün güneş alacak şekilde konumlanmasının bunda etkisi var, ama ocak ayında hiç bu şekilde güneşle ısınmamıştı ev hatırladığım kadarı ile. Tabii ki bu gelen doğalgaz faturaların etkilememiş, bu ay  ;dokuz yüz bir lira fatura geldi. 
Günün güzelliğini kendimizi dışarı atıp bol bol yürüyüş yaparak  arada sevdiğimiz yerlerde çay molaları vererek değerlendiriyoruz.
Yakacık en sevdiğimiz yerlerden .Bu cümlenin sonunda ya da içerisinde ''değişmeyen'' kelimesini de kullanacaktım ama sildim. Değişim ancak eskisine göre daha düzenli ve estetik, daha bir gelişmişlik getiriyorsa olumludur. Oysa Yakacık'ın en güzel yeri öylesine duruyor. Mesela şu telefon kulübesi anıt sayılabilecek bir çınar ağacının dibinde. Bir zamanlar  bu çınar ağacının dibinde, tatlı su akan bir çeşme var. Buraya çay içmeye gelenler bidonları ile gelir ve meşhur Yakacık suyundan bidonlarını doldururlardı/k. Şimdi çer çöp dolmuş, çeşme de musluksuz, kapalı. 
Hava öyle güzel ki moral bozup olumsuzlukları görmeyelim ,diyerek yolumuza devam ettik. Çay bahçesinde kış nedeniyle kaldırdıkları bahçe masalarını tekrar yerleştirmişler, biz de kenarda bir yerde oturup, gökdelenlerle dolu olan Kartal ve az ilerde görünen Pendik manzaraları eşliğinde buradan başka bir yerde zor yiyebileceğiniz lezzetteki lahmacunlarımızı yedik, nefis çayımızı içtik. Ustasının eline sağlık.


 güzel duygularla geçireceğiniz bir pazar günü diliyorum..

Günler Zaten Güzeldir,

'Çirkin olan bizim hislerimiz'' Okuduğum Ahmet Ümit kitabından bir cümle. Kahinlerin prenslere verdiği öğütlerinden. Doğru değil mi?Her gün harika renklerle doğuyor, içimize dönmeden bakarsak dünyaya ,her gün muhteşem renkli bir gökyüzü , güneşli, yağmurlu ,karlı , sisli, rüzgarlı çeşit çeşit doğa oyunları. Hele ki son günlerde güneş öyle  kavuşma anları yaratıyor ki renkler inanılmaz güzellikte, her an değişe değişe karanlığa ulaşıyor gün. Aynı şey sabah gün doğumunda da var, pamuk şeker gibi pembeler , süt mavileri ,bakmalara doyulmaz bulutlar. Ama işte iç dünyamız iyi değilse günü de yaftalıyoruz;

'' bu nasıl gün'' falan diye. Ruhumuz ,zihnimiz olumlu düşüncelerle, güzel duygularla dolu olabilse günler hep güzelliği ile görünecek gözümüze. Söylendiği kadar kolay değil bu insanlar için. Ne kadar olumlama yapmaya çalışsak da etrafımız ,yaşanılanlar, ilişkide bulunduklarımız buna müsaade etmiyor olabilir.

Bu günlerde bu konu üzerine ,pek yapmadığım bir şey üzerine bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.  Duygularımızı özgürleştirme ile ilgili. Şimdiye kadar ilgimi çekmeyen belki de ihtiyacım olmayan konular bile olabilir. Bakalım ne derece devam edebileceğim, neler öğreneceğim. Yaş kemale erse de hayatın öğretecekleri bitmiyor, bizim de tedbir almamız varsa öğrenmemiz gerekenler, ders almaya devam etmemiz lazım demek . Böylece hayatın renkleri daha net görünecektir, eminim..

gezegenlerden jüpiter..

 

Komşu mahalle de böyle güzel bir park olduğunu bilmiyormuşum. Pek oralara kadar yürüyemiyoruz. O mahalle yokuşta kalıyor , bizim güzergah sahil tarafı, düzayak. Parkın içine  güzelde bir kafe açılmış Belediye tarafından. Yeni açılan bu kafeteryalara gezegen isimleri verilmiş, buradakinin ismi  sistemin bilinen en büyük gezegeni ;Jüpiter. Gayet güzel, temiz , yeni ve ucuz. Dört TL ye çay nerede içilir artık bilmiyorum. Kartal'da üç adetmiş bu kafelerden .Genelde çay bahçeleri, kafeler deniz kenarına açıldığı için , mahalle içlerinde, apartman aralarındaki boşlukların da bu şekilde değerlendirilmesi güzel olmuş. Sonuçta ilçe denize doğru değil kuzey tarafa, içerilere doğru gelişmekte. Herkes de her yürüyüş istediğinde ya da azıcık hava almaya ihtiyacı olduğunda sahile koşacak değil sonuçta içeri kısımlarda nüfus fazlalaştı, yeni mahalleler oluştu,lazım böyle sosyalleşme alanları, parklar, yeşillikler. Hele ki betonlaşma ,yapılaşma bu kadar fazlalaşmışken ilçede.

 Bol muhabbetli bir buluşma oldu , kendi gürültümüz bize yeterken, yan masada sekiz yaşına basan Pamuk Prenses kıyafetli küçük bir kızın doğum günü kutlanıyordu. Önce  balonları şişirdiler,kenarlara konsepte uygun afişler astılar, anne ve yakınları getirdikleri mamaları mutfağa bıraktılar, servis orada hazırlandı. Fakat biraz gürültü artınca pastalarını kesmeden önce biz kalktık, mor kıyafetli pamuk prenses arkadaşları ile koştururken anneler pasta öncesi börek çörek tabaklarının tadına bakmaya başlamıştı. Doğum günleri daha çok çocukla, daha çok eğlenceli, gülmeli, şarkılı, neşeli ,oyunlu olmalı kesinlikle. Kuru gürültülü değil asla.

Dönüşte yürüyelim dedik, usul usul yağan yağmurun altında yokuş aşağı güzel yürüdük annemle, biraz muhabbet, biraz dedikodu yol nasıl geçti anlamadık. 

Bir gün daha sona erdi. 

Çirkin Kadın Yoktur..

 


Dün derneğin  toplantısından sonra biraz yürüyüş yaptım Kartal'da çarşı içine doğru,oradan Marmaray'a geçip eve oradan dönerim dedim. Çarşı sakin , meydan İBB ile  sanırım ortak yapılan çalışmalarla güzel bir hale büründü.  Ortada duran ulu çınar ağacı  ortaya çıkmış  , altına banklar, karşısına agora şeklinde oturma yerleri  aralara yeni fidanlar ekilmiş. Bir tek demiryolunun hemen alt kısmında merkez caminin karşısında Eski Hamam yıkık dökük sadece bir kocaman kubbe olarak kalakalmış.200 yıllık hamam  uzun yıllar faaliyette kaldı, yakın zamanlara kadar  Kartal halkının kullandığı hamam kimbilir hangi bürokratik işlemler gerektiğinden ,kısayol yok sanırım, öylece çıplak kalmış ortada, restorasyon yapılmayı bekliyor. 

Çarşıda her köşe başında diyeceğim sıklıkta ''Beauty Shop'' lar var. Bir zamanlar sadece Ajda'ların ulaşabildiği güzelliğe ,gençliğe, gerdirmelere, botokslara ,ipek kirpiklere,çeşitli işlere yarar masajlara lazer ,terapi vs. her türlü güzellik işlemlerine ,artık her bütçedeki kadın ulaşabiliyor. Bizim oturduğumuz caddede bile bir tane açılmıştı, sonra caddenin karşısına açıldı, şimdi gelirken baktım biraz daha ileriye yeni bir tane yapılıyor tabelası asılmış yeni ''Beauty'' cumuzun. 

Güzellik konusundan sonra çoğalan ikinci adresler; Bijütericiler ,onlarda sıra sıra. Bijüteri; değeri olmayan malzemelerden üretilmiş takı, süs eşyası demek aynı zamanda bunların satıldığı dükkanlar da bu isimle anılıyor. Malum altın fiyatları zirvede olunca kadınlar da bu tip süs eşyalarına ilgi alaka gösterip onları takıp takıştırıyor.   

Kadınlar böylece süslenmenin yolunu bir şekilde ucuzdu, pahalıydı artık nasıl uygunsa buluyor.

Bakına bakına nihayet Marmaray' a geldim.  Arada çarşı teftişi yapmayı seviyorum. Ne var ne yok, ne gündemde ,yeni açılan nereler var ,keyifli oluyor. Ama şu da var ki dikkat çekecek şekilde, çarşının eski canlılığı,kalabalığı yok. 

Belki soğuktandır, belki başka sebepten.