#istanbudayaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#istanbudayaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Satış Taktikleri..

 

Pastırma yazını değerlendirmek istedim. Yazlıktan yeni dönen can arkadaşımla buluştuk. Bir nevi ahretliğim. Annelerimiz komşuydu bizde bebeklikten tanışız 😊 Ben önce gitmişim. Cam kenarı ,sahili gören bir masaya oturdum. Garson kız arkadaşım gelene kadar iki kez geldi. Arkadaşım geldi, iki kere daha geldi. Kendimi tuttum; ''hayır boş oturmayacağız ,sipariş vereceğiz ,az bir rahat ver'' dememek için. Sanırsın dışarda kuyruk var. Mekan bildiğin boş,sakin. Neyse telefondan menü okumasını yapıp sipariş verdik. Kızce de rahatladı biz de.Sonrası Muhabbet koyu, çaylar demli, ortaya söylediğimiz pizza lezzetliydi. Güya öğlen yemek yemiyordum, boşverdim. Yememe hakkım akşama kaldı. 

Buraya gelirken yolda bir kız çevirdi;
-abla bakar mısın? Siyah uzun saçlı,yüzü ful makyaj,çenesinde yapma bir ben ya da dövme anlamadım. 
-nasılsınız?
-iyi? Tersliğim tuttu. Sen nasılsın dememi bekler gibi ,sitemli ve manalı bir gülüşle,sormadığım halde;
-Bende iyiyim.
....!? 
Eline bir kart tutuşturdu. Biraz önce önünden geçtiğim güzellik merkezinin kartı.Yeni değil bir süredir var ,biliyorum. Kartı alıp yürüyecektim kii önüme atladı;
-abla oraya gidip cilt bakımı kaç lira diye sorar mısın? Biz bunu için kişi başı 100 TL alıyoruz. Lütfen abla. 
Ay yapıştı çocuk(dediğime bakmayın 30 unda var,) peşimde. Dönüşte sorarım ben, diye atlayayım dedim. Abla gidelim bak şurası diyor hala.
 Artık nasıl baktıysam önümden çekildi. Ya hu! ben ısrar sevmem, böyle yapışan satıcıları sevmem, bu gibi satış tuzaklarını da az çok biliyoruz artık. İnsanları kandırmak kolay özellikle karşınızdaki kanmak istiyorsa. Sen güzellik merkezi çalışanısın ,hiç mi duymadın: Zorla güzellik olmaz.

-

başlıksız..

 Hayat bir gün düğün bir gün cenaze.

 Çok üzücü bir olay oldu sitemizde. Geçen sabah ambulansı giderken gördüm bahçeden. Ardından da bir araba. Canhıraş siren sesi yoktu. Sessizce ayrılırken aklıma üçüncü kattaki yaşlı bey geldi.Hanımı üç dört sene önce vefat etmiş, kendisi de çok zor zamanlar geçiriyor. Yoksa geçen yaz kalp krizi geçiren komşu mu , diye düşündük.Ah!ah! meğer komşumuzun genç, hem de çok genç yaştaki kızı evden çalışıp işi için uğraşırken aniden fenalaşıp bayılmış. Öğleye doğru kahreden haber whatsapp grubuna düştü. Genç kız daha ambulansta hayata veda etmişti. Samimiyetimiz yoktu belki ama sarsıcı bir haber oldu. Ailesi ile empati içerisine soktum kendimi bir anda. Bazı ölümler beni daha derinden etkiliyor. Duasında annesi omzuma sarılıp ağlarken''on dakika içinde gitti yavrum, o benim herşeyimdi'' derken benim de içim yandı. 

Evet ölüm hepimizin karşılaşacağı bir gerçek olsa da ani ve genç insan ölümleri yıkıcı oluyor. Bu işin sırası yaş ile ilgili değil de baştan yazılan kalp atışımızla ilgili diye düşünüyorum bazen. Ana babanın tek kızı artık yok. Ateş ocaklarına aniden düştü. Allahım sabırlar versin, kabullenme gücü versin.

Geçen cumartesi genç insanların sevincine ortak olmuşken, bu cumartesi aynı yaşlarda bir genç kızın ardından gözyaşları sel oldu. Üzgünüm..

Sürpriz, Müzikli Kahve ..

Kartal sahil

 Hava durumu haberlerinde ve telefona göre salı itibari ile hava kış havası gibi olacakmış. Uyarılar var. İşte çok yağmur, şiddetli rüzgar ve ani ısı düşüşü. 

Sabah kalktık hava şahane, mavi gökyüzü, güneş parlak, dal kıpırdamıyor. Kahvaltımızı her zamanki gibi balkonda yapıp, hazırlanıp yürüyüşe çıktık. Malum bu güzel pazartesiyi değerlendirmek lazım madem havalar bozacak. 

Sahile indik. Sahil kalabalık, insanlar yürüyüşte, piknikte, kimi balık tutuyor. Biz de biraz yürüyüp yazların vazgeçilmezi çay bahçesine gidip mola verdik. Sabah kahvesi molası. Sahilde tamda Büyük Ada'nın karşısındaki bu çay bahçesi, semtimizin en güzel çay bahçesi bence. Çayı her zaman güzel, bardakları temiz, etrafı da. Self servis olduğu için çalışan sadece bardakları toplamak için geliyor. Hafif bir müzik çalıyorlar. Salkım söğüt , ceviz, ıhlamur ve sarmaşıkların altında nezih bir yer. Bir çok dizinin burada çekilmiş sahnesi de var. Mesela Can Borcu dizisinde handan ile Mehmet burada buluşuyordu:) 

 Müzik demişken, hani şu meşhur kahve zincirlerinden birinde /ki sadece Kartal'da benim bildiğim üçüncü şubesi açıldı/ Geçen akşam canlı dj performansı varmış. Oğlum'' şaşırdım anne, bangır bangır müzik, elde kahveler herkes cıstak cıstak'' dedi. ''Bir daha da uğramam oraya.''. Disco müziği ve kahveci. Bilemedim . Kahve alınacak onlarca mekan var zaten bizim buralarda. Kahve ekonomisi dönüyor, dediklerinin canlı örneği burada yaşanıyor. 

Evet sevgili okuyucu , havamızı aldık,vaktiyle evimize döndük. Bitmeyen ev işleri ile ilgilenip biraz film keyfi yapalım ,diyecekken akşam üzeri kapımız çaldı. Çat kapı gelecek kimsemiz pek yoktur. Varmış meğer. Bizim kız ''sürpriiiz'' diye çıkageldi. Tedarikçisi bu taraflardaymış, dönüşte bize uğramış. Pek mutlu olduk. Diğer evlatta geldi, yemek yedik, sohbet ettik. Akşam evimiz daha bir şenlendi. Hamdolsun..

Bugünlük bu kadar. Sevgili okuyucu,size de güzel sürprizli bir gün olsun 

Bazen Kolay

 

İki gündür Kartal'da deprem konusu var. 3.2 olanı duydum. Koltukta oturmuş Oasis adlı diziyi izliyordum. Bölüm başlangıcını yapan ses , tatil köyünde yaşanan olayın ani gelen bir depremin etkisi yarattığı şeklinde bir girizgah yapıyordu ki  oturduğum yere alttan bir yumruk vurdu sanki. İşaret fenaydı. Hemen etrafta sallanabilecek şeylere baktım. Avizeye, çiçeklerin yapraklarına, sürahideki suya. Hiç bir şey kıpırdamamıştı. Sonra haberleri açtım, yok. Telefona baktım, yok. Bir süre sonra X'de paylaşımlar başladı. neyse en büyüğü bu olsun. Ama bu sıralar dünya çok şiddetli sarsılıyor. Bu İstanbul'da deprem korkusunu da tetikliyor. Zaten Kartal şu an öyle bir dönüşümde ki her yer yıkılma-yapılma aşamasında. Güzel de kaçabilecek, deprem anında çıkabilecek hiç mi hiç boş yer kalmadı. Sonumuz hayrola..

Ağustosun yarısı yaz, yarısı kış  denir ama hala yaz kısmındayız. Güzel , sarı bir sıcak var. Kardeşimin doğum günüydü. İkimizde yazın en sıcağında doğmuşuz. Temmuz sonu ,ağustos ortası. Benim çocuklar Haziran doğumlu, yeğenim Eylül. Biz böyle hazirandan başlayıp eylül başına uzanan bir yaz ailesiyiz. Kardeşimle aramda on yaş var. Onun da benimde özel hayatlarımız biraz çalkantılı başlamıştı. Sonra rayına girdik. Eh , arslan burçları anlaşması zor burçlardır🦁 Kardeşim herkesin kurduğu büyük şehirden kaçıp, Ege kasabasına yerleşme hayalini gerçekleştirdi:) Onun ki biraz mecburiyetten de olsa hayal gerçekleşti. Güzel bir pansiyonu var. İşleri hep rast gitsin isterim, gülenyüzü de hep gülsün. 

Sabah sabah oturmuş  bunları yazarken, ekrana yansıyan yüzüm, alt kattaki genç babanın çocuğuna söylediği şarkı, çocuğun kahkahaları altında gülümsedi. Anne işe gidiyor baba evden çalıştığı için çocuk genelde onda. Şimdi yaz ayları camlar açık komşu sesleri birbirine karışıyor. Mutlu genç bir aileye komşu olduğumuz için bizde mutluyuz. Seven ,sayan ailenin çocukları da mutlu büyüyor, ne güzel.🧿 ''Dalda bir elmayım💃💃. Olgunlaştım sanmayın''  şarkısı beni güldürdü. 

Mutlu olmak bu kadar kolay mı? bazen kolay..

Karışık..

 Dün kısa bir video düştü önüme. Özlem Gürses artık sosyal mecralarda alkollü içecek resmi paylaşmanın ceza sebebi olduğunu anlatıyordu. Daha önce de içki resmi paylaşanlara baya yüksek miktarda para cezası geldiği, haber olmuştu. Tabi bu olay,  alkolün markası görünürse, tanıtım ya da özendirme içeriyorsa gerçekleşiyormuş. Ama bunu kim, neye göre tespit edecek, her paylaşıma ceza gelmeyeceğinin garantisi var mı? Markası görünmeyince özendirici olmuyor mu? Dizilerde ,filmlerde blurlanmış bardaklarlara,şişelere alışmıştık. Ya da 'fermente üzüm suyu' gibi tabirlere. Şimdi belki her yerde flu görüntüler ve yeni tabirlerle karşılaşacağız. her şey halkımızın iyiliği, sağlığı için..

****

Yıllardır kullandığım düdüklü tenceremin yenilenme vakti geldi. Onu  emekliye ayırıp yazlığa götüreceğim, biraz da orada pişirsin. Yerine yine aynı markanın düdüklüsünü aldım. Alman malı bu düdüklü tencerenin üzerine başka tencere tanımam. Fiyatı indirime girmişti online mağazada. Reel de kasada yüzde 10 indirim daha yapıldı. Neredeyse kızıma 3 yıl önce aldığım fiyata yakın bir fiyata aldım. Denk geldi. 

****

Sevgili eşimin arkadaşından duyduğu bir Bafra Pidecisi varmış , dışarı çıkmışken aklıma geldi. Hadi oraya gidip bir pide yiyelim ,dedim. Rahmetli kayınpeder bizi Sarıyer'de bir Bafra pidecisine götürürdü, güzel yaparlardı. Burası da iyiymiş dediler, bakalım dedik. Gittik ki  yerinde yok, dükkan taşınmış!Koca bir 'Kiralık' levhası asılı. Bakındığımızı gören yoldan geçen bir bey ''Hemen şu karşı eczaneyi dönün o caddeye taşındı.'' dedi. Gelmişiz buraya kadar ,yürüyüverdik tarif ettiği yere doğru. Kolay yerdeymiş yine. Çok şık ,nezih bir pide salonuymuş. Yeni ve modern döşeli. Kapıda karşılayan robot servis elemanı bile var . Oturduk güzel bir masaya,iki Bafra pidesi ve ayran söyledik. Boğazda yediklerimizden daha iyiydi. Üzerine çay da ikram:)  Düdüklü tencere alışverişi üzerine iyi geldi...



Temmuz Akşamları ve Dip Dibe İstanbul.

Kartal'da akşam

 Temmuz ayı geldi. Havalar sıcak tabii ki. Akşam kendimizi dışarı atalım biraz dedik.Aman, ne kalabalıktı sahil, anlatılmaz, görülür.

Ben genelde gündüz dışarda olmayı seviyorum, gece insanı değilim. Ama sıcaklar bastırıp TV'de diziler de bitince, akşamları dışarı çıkıp yürüyüş yapmak iyi olur gibi geldi. Ne var ki sadece sahil bandı değil tüm kafe ve restoranlar tıklım tıklımdı.

 Yine İstanbul'un ne kadar kalabalıklaştığı üzerine konuşa konuşa her zamanki çay bahçemize gidip oturduk. Burası nispeten sakindi, boş masa vardı en azından. İnsanlar artık çayını termosa koyuyor, alıyor rejisör koltuğunu da atıyor kendini çimlere. Ya da işte ne içecekse, onu ve eşlikçilerini alıyor çevre marketlerden yine sahil kenarına konuşlanıyor. 

Ben çocukluğumdan beri sevmem piknik ya da çimde çimende oturma işini. Biraz konforuma düşkünümdür. Çay bahçesinde oturur, çayımı kahvemi içer kalkarım. Öyle uzun uzadıya oturamam piknikteyim diye. Bunlar keyfe keder şeyler tabi Ahali için seçenek çok, isteyen istediği gibi yapsın. Ama artık çok kalabalık ya hu! Dip dibe.

Ben mesela restoranlarda yan masa ile neredeyse mecburen biraraya gelmişsiniz gibi oturtulan düzenleri de sevmiyorum. Yanındaki ne konuşsa senin masanda ,sen ne konuşsan onun masasında. Duyulmaması mümkün değil. Ama artık çok kalabalık ya hu!. Mecbur tıkıştırıyorlar, adına da yeni konsept diyorlar.Herkes memnun ayrılıyor.  

Neyse ki akşam bile manzara çok güzel. 

Sıra Numarası Yanana Kadar

 İnsanların artık ne kadar rahat davranıp bunu giyim kuşamları ile de belli etmelerine hala şaşırıyorum. Sanırım bizim kuşak insanları fazla disiplinli yetişmişiz. 

Dün hastanede sıramızın gelmesini beklerken bankoya yakın bir koltukta oturuyorduk.Ben de tabii ki  gelen geçen insanları  incelemeden duramıyorum. Hava sıcak dolayısıyla gençlerin çoğu şort ve tişörtle gelmiş. Ayakta olması gereken ayakkabıların yerinde genelde terlik hatta bir tanesi parmak arası terlik giymişti. Bir an ''Sahil kenarında mıyız, hastane bekleme salonunda mı?'' diye düşündüm.. Zaten bu kadar ince giyinmek çin ortam çok fazla klimalı, üzerime hırka versen giyerim ,o kadar soğuk. Sanırsınız Avrupa'ya nispet yapıyoruz. Son günlerde haberlerde sürekli ''Avrupa kavruluyor,40 dereceleri gördüler,klimaları da pek yok.'' deniyor ya..Biz de bunun tam tersini savunuyoruz,içerisi resmen bu gibi.

Sonra kıyafetleri sorgulamaktan vazgeçtim. Herkes kendini nasıl rahat hissediyorsa öyle giyinsin. Yaşadığımız dönemin genel mottosu da bu galiba. Bizim çocukluğumuzda öğretilen ''Şurada şöyle giyinilir, burada böyle giyinilmez.'' diyen kurallar artık genel olarak geride kaldı..

Bize sıra ne zaman gelecek diye öflerken, bebekli genç bir çift geldi. İşlem yaptırıyorlar, sessiz sakin. Diğer bankoda işlem yaptıran başka bir  kadın bebeği farketti;

 ''Aman da ne kadar güzel bebek, ne kadar küçük ,ne zaman doğdu?'' diye sıraladı.

 Anne de gururla ''Bugün 30 gün oldu'' 

''Artık aylık olmuş'' diye karşılık verdi diğer kadın. O sırada köşede bekleyen 10 yaşlarındaki oğluna seslendi;

''Oğlum gel bak burada bebek var , gel gel bak ne kadar küçük,sen bu kadar küçük bebek ilk kez göreceksin''  Bu cümleyi duyunca şaşırdım. Çocuk merakla biraz da çekinerek yanaştı. Annesi ise usulca kendine çektiği bebeğini korumaya aldı. Diğeri açıklama yapmaya çalıştı;

''Benim oğlum hiç böyle küçük bebek görmedi de. Yok yakın çevremizde.'' 

Neyse ki baba işlemleri bitirdi de uzaklaştılar bebeklerini alıp. Değişik bir durumdu. İnsanların birbirlerinin hayatına,hiç tanımadıkları halde ne kadar kolay dahil olabildiğini bir kez daha düşündüm.

Sonunda hemşire beyimin adını seslendi, sıramız geldi, doktora girdik. Bizim bey omuzunu incitti, onun için geldik. Çok sıkıntılı bir durum yokmuş neyse ki. günün güzel haberi ile reçetemizi alıp evin yolunu tuttuk.

İstanbul'dan Hafta Sonu Notları..

 Lodosuyla, nemi ile hoş geldin yaz sıcakları.. İstanbul böyle işte. Hemen Ayvalık'ı özlemeyeceğim, kendime sözüm var. 

Geldiğimden beri pek bir şey yaptığım söylenemez. Zaten oğlum sağ olsun  biz yokken dağınık tutmuyor evi, gayet düzgündü her şey. Belki dağıtıyor da  biz döneceğimiz zaman her şey yerli yerine koyuyordur,bilemiyorum. Bir tek ütü biriktirmişti ,o kadar olsun dedim.

 Ütü yapmayı severim zaten. Bir şeyler dinleyerek ütü yapmak en sevdiğim ev işi diyebilirim. Yemek pişirmek ikinci sıra. Zaten diğerlerini makinalar hallediyor. En sevmediğim süpürge işiydi.Sonra binbir nazlanarak aldığım, ''Ne gerek var?'' dediğim robot süpürge hayatıma girdi. Şimdi evin gözbebeği ve benim kurtarıcım oldu. 

 Yarın çocuklar kahvaltıya gelecek, görüşmeyeli neredeyse bir ay oldu. Haftaya doğum günleri var ama sürpriz olsun diye bu hafta kutlamaya karar verdik. Epeydir/pandemiden beri olabilir/ doğum günlerinde ikisini bir arada bulmakta zorlanıyoruz. Oğlan yanımızda oluyor genelde ama kız ya arkadaşları ile kutluyor ya da bir yerlerde oluyor/mesela bu kez hafta sonu yurtdışında kutlayacaklarmış/ Bize de sonrası kutlamak düşüyor. Onun için bu hafta sonu küçük bir pasta keselim, birlikte kutlayalım dedik. 

Pazar günü ise bir arkadaşımın annesinin yedisi  için okutacağı  mevlidine gitmem gerekiyor. Annesini bu hafta başında kaybetti. Epeydir görüşmemiştik böyle bir sebeple görüşmek istemezdim ama kısmet. Epeydir hastaydı annesi. 

Bu sene iki arkadaşım annesini bir tanesi babasını kaybetti. İnsan bu haberleri alınca ister istemez durup düşünüyor. Yaş ilerledikçe hayatın takvimi değişiyormuş. Eskiden gelen nişan, düğün, doğum haberlerinin yanına vedalar da ekleniyormuş. 

Yine de hayat tüm hızıyla akıp gidiyor. Bir yanda doğum günü pastaları kesiliyor, bir yanda mevlitlerde dualar ediliyor. 

İşte yaşamak tam da böyle bir şey..


''Gün''lerden ''Gün''lere..

 


Bu sezon da gerçekleştirdiğimiz hanımlar arası ''gün'' toplantılarımızın sonuna geldik. Bu paralı günler artık azalsa da nostalji tadında devam etmekte. Bir farkla artık kimse evde toplanmak istemiyor. Hanımlar evde oturmaktan sıkıldı. Yıllarca süregelen ev günlerinin yeni adresi kafe, pastane ya da restoranlar oluyor. 

Diğer yerleri bilmem ama yıllar yıllar önce anneannemlerin mahallesinde herkesi belli bir ''gün''ü vardı. Ayın diyelim 20'si Ayşe hanımın, 8 'i Fatma hanımın , 12'si Şadiye hanımın gibi. O tarihler sabitti. Hiç kimse gelmeyecek bile olsa evde çay hazırlığı yapılır, ev toparlanır, misafir beklenirdi. Kimseye özel davet olmazdı, zaten  iletişim kolay mıydı sanırsınız? O gün kimin günü olduğu bilinir ve ona göre gidilirdi. Para pul işleri yoktu ilk zamanlar. Sonra artık nereden çıktıysa günler ''paralı gün'' oldu. Evin sahibesi hem hazırlık yapar, hem de misafirlerden paraları o gün o toplardı. Sonra sonra paralı gün ''altın günü'' ne dönüştü. Henüz gram altının bilinmediği zamanlar, herkes için çeyrek altının erişilebilir olduğu zamanlardı bunlar. Düğünde çeyrek takanlara burun kıvırılırdı neredeyse. Hey gidi günler. Sonra sonra pandemi falan insanlar evlere kapanıp, günlerin sonu geldi. Tekrar normal hayata geçtiğimizde  hanımların sosyalleşme olayları da başka şekle bürünmüştü. Artık gram altın piyasada daha revaçta. Hatta mecburiyetten avro ya da dolar günleri bile başladı.  Liramız gittikçe alım gücünü kaybediyor, hanımlarda kendilerini güvenceye alıyorlar. hayat şartları herkesi ekonomist yaptı neredeyse. 

Yeni ''gün''ler için kafelerde buluşuluyor, hanımlar artık rahat etmek istiyorlar. Evde ne diye onca hazırlık yapılıp masraf edilsin ki. Böylesi daha kolay .Zaten evde oturmak neredeyse sağlıksız bir durum şeklinde lanse edilen zamanlardayız. ''Evde durmayın yaşlanırsınız'' lara kadar geldi durumlar.(evim evim güzel evim)

 Nereden bugünlere geldik. Hem zenginleşip hem fakirleşmişiz, değişik durumlar yaşıyoruz. 

Ben çalıştığım için bu gün olaylarını annemden takip ederdim. Günlerde çok da güzel çaylık pasta-börek-kurabiye vs. tarifleri olurdu. Nefis şeyler yaparlardı. Özellikle bununla tanınmış bazı hanımlar vardı. Günde yapılanlar anlatılır, tarifler alınır verilirdi. Benim de çoğu tarifim bu dönemlerde annemdendir. Gerçi şimdi internet ve yapay zeka ne isterseniz önünüze sunuyor. Ama o zamanlar daha  tatlı anılar olarak hafızamda. 

Evet dünkü günümüz sonrası böyle bir yazı düştü klavyeden siz sevgili okuyucularıma. Her yerde farklı olabilir, hala evlerde gün yapıyor olanlar olabilir. Bizim buralarda böyleyken böyle. Analardan kızlara aktarılan bazı gelenekler işte. Mesela benim kızım ve en yakın arkadaşları da gün yapmaya başlamışlar.Ama onlar tekrar evlerde toplanmaya olayına geri döndüler. İşte böyle nesiller arası aktarım eski usule dönüşle devam ediyor. Tabi hepsi çalışan güçlü kadınlar. Belli ki evde olmayı özlüyorlar ve evlerde toplanıyorlar. Güzel evlatlarımız onlar hep başarılı , mutlu ,sağlıklı olsunlar . Gelecek onların..

Konuyu bambaşka yerden bağlayarak ayrılıyorum sevgili okuyucu. Demek ki bazı alışkanlıklar şekil değiştirse de tamamen kaybolmuyor. Annelerden kızlara geçen o sıcaklık, bir şekilde yolunu buluyor.

Bu pazar anneler günümüz , hepimizin kutlu olsun. Bu yazı da anneler ve anne olacaklar için olmuş olsun.



Başımıza Gelenler..

 İstanbul'da yaşamak her daim zor hale geldi. İnsanlar çok asabi çok. Hiç beklemediğiniz bir anda bir  vukuatın içine dahil olabilirsiniz.
 Mutlu mesut bu çiçekler gibi rengarenk bir halde trafiktesiniz mesela dün bizim olduğumuz gibi. Sakince bir yerden eve dönmeye çalışıyorsunuz. Az da kalmış, mahalleye varmışsınız. Parkın kenarındaki sokak çift gidiş geliş, lakin yolun tek tarafında arabalar tren vagonu gibi dizili park halinde. Genelde Marmaray'a yakın olan tüm sokaklar park yeri halini aldı. Sabah gelip arabalarını park ediyorlar ,marmaraya binip işlerine ya da her nereye ise gidiyorlar. 
Sokak araları trafiği tam bir keşmekeş. Biz de yolun girişinden baktık gelen yok ,sokak zaten kısa mesafe başından sonu görünüyor. Girdik yola çok az kaldı ki bir başka araç hızla sokağa girip önümüzde durdu. Camdan o cücük kafasını çıkarıp el kol ile geri gidin diyor. Filtreli camdan bile belli olan kırmızı rujlu bir kadın var yanında. Başladı ona bağırmaya ''çek resmini çek çek  cimere şikayet edeceğim'' 
Töbee! Eşim kibardır trafikte çok uzun yıllardır araç kullanır,bilir yol yordam. Ama adamın böylesine ilk kez çattık. O ancak beş-on metre geri gidecek, neredeyse köşede duruyor ,biz tüm sokağı geri gideceğiz.
Vallahi o hengamede aklıma ;Bir köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi hikayesi geldi. Sinirim bozuldu:)
Neyse adam yine el kol yapıp geri gitti(mecbur) ,bende benim beyi sakinleştirerek yolumuza devam ettik. 
Yani bu İstanbul'da trafik çıldırmış. Kolay kolay da hale yola gelmez. Çünkü o kadar dikine ve çarpık yapılaşma var ki .Yol desen aynı yol, herkes yıllar öncesinin o sakin sokaklarına doluştu.
Aynı gün içinde bir kaza ve bir kavgaya daha şahit olduk. 
Dün Anadolu'nun çok güzel bir şehrinden gelen okul arkadaşımla buluşma ayarlanmaya çalışılıyordu. Bir türlü denk getriremedik; ''Bizim orada her yer yarım saat, burada kimi metroya yakın istiyor, kimi metrobüse nasıl buluşacağız bilmem.Okul zamanı böyle miydi İstanbul'' diye şaşkınlığını belirtti. 

Öyle ne yazık ki İstanbul'da yaşamak tam bir çile..
Çile bülbülüm çile..
 

Markettekiler..

 Dün yakınımızdaki bir markete uğradım. Öğlen saatiydi, market sakindi. Öyle bakınırken kulağımın dibinde bir ses geldi; 

''Abla bir bakar mısın?'' Boş bulunmuşum  ''ayy!'' diye hafif bir sıçradım. 

 Döndüm baktım ,ben boyda, cılız ,saçları tas geçirilip kesilmiş püskül gibi bir ergen. Üzeri yabancı bir markanın logosu ile kaplı, uzaktan bakınca kareli sofra örtüsü gibi duran eski, bol bir eşofman takım giymiş. Ben öyle bağırıp ters bakınca ''pardon abla'' deyip dümeni çevirdi. Hızla yok oldu.

 Sonra baktım bunlar üç arkadaş. Alışveriş yapan insanların yanına usulca yanaşıp, bir şeyler almalarını istiyorlar. Çocukta değiller, gençler ,ergenler boyları posları olmuş artık. Gidip rafları yerleştiren çalışana seslendim; ''evladım bunlar içerde dileniyorlar, görmüyor musunuz?'' diye.

 Adamcağız kalkıp bunların peşine gitti. ''Abi biz bir şeyler alacağız'' dediler. Geri döndü. Bu arada bir kargaşa da oldu ama gençler dağıldı market içine. Bende alacağımı aldım kasaya geldim . Baktım sonra ne olduysa iki görevli bunları dışarı çıkarıyor. Üçü de değişik giyimli, biraz rap tarzı mı diyeyim, bilemedim bu yeni nesil genç giyimi. Biri desenli eşofman  giymiş, biri saksı şapka takmış, birinde üzerine çok bol bir pantolon. Değişik. 

Market önlerinde ufak çocukları dilendirenleri ya da yardım isteyen yaşlı insanları görüyoruz . Ama yaşları on beş on altı gibi olan bu çocukları görünce hem üzüldüm hem kızdım .Ah ne yazık, ne acı. Bu genç yaşta dilenmeye çıkmışlar. Oysa bu çocukların bu saatte okulda olmaları lazım.

 Gençlerimizi ziyan ediyoruz.

Yine canım sıkıldı..