hem okurlu hem yazarlı gün.


Geçen gün yaşamımda ikinci kez bir yazarla karşılaşma fırsatım oldu;
Buket Uzuner.

0'nun bize anlattığı kadarıyla ve şekliyle hayatına
değme fırsatımız oldu, o da kitaplarını imzalarken tek tek hepimizle kısa sohbetler
yaptı.(Yukarıdaki resimde sırada olduğumdan yayınlayayım dedim)
Yazar kimliği olan kişileri, bu işi meslek edinmiş, ortaya bir eser çıkartıp üstelik her aşamasıyla kendilerini vererek yıllarca uğraşmış,  eserini tanıtmak için de ayrıca çabalamış,
bir sürü okuyucuya ulaşıp, bir  çok hülyaya sebep olan kelimelerin ustalarını
hep merak ediyorum.
Onun için bu fırsatı kaçırmadım.
Buket Uzuner' in pekçok eseri kitaplığımda mevcut.16-17 yıl önce ilk olarak;
-Kumrak Ada Mavi Tuna 'yı okudum.
Sonra;
-Uzun beyaz Bulut,
-İstanbullular,
-Su,
-Toprak,
Hepsinde içimize işleyen güzel hikayeler var.
(''Yazarken bazen seyrederek yazarız'' dedi..)


Buket Uzuner renkli bir giyimle çıktı karşımıza sanırım turkuaz rengini çok seviyor, güler yüzlü
görüntüsü var, bol muhabbetli. Kendisi aslında Çevre ve Biyoloji konusunda eğitim almış bir fen insanı.Küçükken astronot olmayı hayal edermiş, dünyayı tepeden görmeye hala niyetli gibi
geldi bana. Yukarılardan olmasa da dünyanın çeşitli ülkelerini görmüş, oralarda yaşamış,
kültürlerini tanımış, eğitim almış, çalışmış  hatta gezi kitapları da varmış ama
ben onları henüz okumadım.
Sadece Güney Amerika'yı görmediğini mahçup bir ifade ile dile getirdi. Kitaplarının
konusunun geçtiği yerlere gidip oralarda araştırmalar yaptığını anlattı,
sanırım yazdığı yerlerin havasını bir soluklaması gerekiyor ,görmesi gerekiyor.
Şimdi ''Su'' ve ''Toprak'' kitaplarından sonra dörtlemenin ''Hava'' olanı yazılıyormuş,
olay da Kayseri de geçecekmiş..
Merakla bekliyoruz Defne'nin yeni macerasını..
Bu etkinlik Erbulak Oyunculuk ve Yazarlık evinde yapıldı. Sahibesi Ayşe Erbulak
moderatördü ve Ayşe Erbulak'ın gelen konukları tıpkı evine gelen bir misafir gibi içtenlikle karşılamasına bayıldım.
Babası Altan Erbulak çok sevdiğimiz bir sanatçıydı. ..
Buket Uzuner'e de Altan Erbulak'ın kendi çizdiği bir karikatürü armağan edildi.
 Hayatta el yazım hiiç güzel olmadığı için,Buket Uzuner'in yazısına hayran kaldım,
üstelik romanlarını el ile yazıyormuş, dolma kalemle, tam hayallerdeki yazarlar gibi...

Okumadığım kitaplarından İki Yeşil Susamuru'nu seçtim.
şimdilik bu kadar,
görüşürüz...
hafta sonunuz güzel geçsin...

bir hoş seda imiş..


Bu kartpostalı görünce hele birde annem dahil doğma büyüme Kartallı
olunca  hey gidi Kartal'ım hey diyesi geliyor insanın, rıhtımında çay bahçeleri
sahilinde kayıkların bağlı olduğu, arabalı vapurla Yalovaya seyahat edilebildiği,
trenlerin Haydarpaşa'ya ya da Anadolu'ya gidip gelirken mola verdiği istasyonu,


İstanbulluların da yazlık olarak tatile geldiği , denize girilebilen plajların sıra sıra olduğu Kartal.
Düşündümde  benim bildiğim Belediye plajı, Nizam pilajı, Kum plajını sayıyorum birde
sıra sıra devlet kurumlarının kampları; Sigorta kampı, askeri kamp, ptt kampı, su işleri kampı
hepsi sahile sıfır dizili,Dragosa kadar..
Deniz desen billur gibi, sırf kum..


Sahilde evlerin çoğunun kayığı vardı, açılıp biraz derinlerde denize girilebilirdi.
Semtin biraz dışarısı ise bağlık bahçelik bostanlık, zeytin ağaçları, incir, cevizler.
Kuyulardan serin buz gibi sular..
Vallahi kendim yazarken bile imrendim ,
hayal mi bu diye düşünmedim değil , ne güzelmiş  Kartal..
Aslında herşey ilk kartpostalda görünen o sipsivri bina ile başlamış.
Devlet Hastanesi.
Tren istasyonunun hemen yanında. İlk yapıldığında yük trenleri
geçerken sesten hastalar nasıl duracak, diye tartışılmıştı, çok yüksek denmişti,
sokak arası denmişti, denmişti.
Şimdilerde  dönüşüme girdiği söylenen Kartal aslında yıllar yıllar önceden beri
taş ve betona dönüşmüş meğer, ruhumuz bile duymamış
daha da dönüşecek bir şey bulmuşlar.
Zaten kaybettikleri güzellikleri arar gibi de bir halleri yok dönüşüm diyenlerin.
     İşte eskiden deniz olan şu yukarıdaki sahilin son hali;
 
İstasyon yok, yıkıldı,Marmaray yapılacak diye,3-4 yıldır ses yok,
arabalı vapur kaldırıldı, şimdi sadece ufak bir İDO iskelesi var ki o da en ufak
bir hava olayında sefer iptali yaşıyor.
Plajlar kamplar yok oldu, zaten girecek temiz deniz de yok ya.
 
Tabii ki yenilensin ama neden ''varolanı'' koruyup geliştirip yanına ilave
yapmak varken, ''yok edip'' yenisini yapmaya çalışırız ki..
Şu an elimizde ne var derseniz;
heryer  bina, her köşe inşaat, neyse işe yarar
bir sahil yolu, parklar bahçeler , sahilde mangal yapanlar,
manzara bu kaldı.

öncesini yaşamayanlar , sonradan göçenler için sorun yok da
bizlerin gözleri arıyor işte ...