İSTANBUL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İSTANBUL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Manzara..

 


 İstanbul'un yine güzelliği üzerindeydi.

 Durgun, temiz bir hava, berrak denize yansımış beyaz pamuk bulutlar,uçuşan martılar. Giyimini kuşamını yapmış, ortalığa çıkmış, gösteriş yapıyor. 



Biz de uzun bir yürüyüş yaptık sahilde. Aralık için şahane bir hava vardı. 

Oysa bu sabah İstanbul'da ,dünün aksine ,gri bir sabah. Mazhar Fuat Özkan'ın şarkısındaki gibi;

Bu sabah yağmur var İstanbul'da

Kandil Simidi..

Kandil Simidi(Biraz tombul oldu ama tadı tam :)

Bugün itibariyle(22Mart) 65 yaş ve üzerine dışarı çıkma konusunda sınırlama  getirildi, denilince üzerime alınmamıştım.
Lakin'' 65 yaş üzeri veya kronik hastalığı olanlar..'' diye devam edince cümle ,
birdenbire olaya dahil olduğumu gördüm. Kurallara uyarım.
Zaten neredeyse 10 gündür, ilk defa cuma günü markete çıkmıştım.
 İyi ki çıkıp bir hava almışım. Alışveriş işleri artık evlatlara kalacak.
Gerçi ana yüreği evlatlardan,kendimden daha çok endişe ediyorum.
Hep yaş sınırı veriyorlarda, genç insanlarda hastalığa
yakalanabiliyor.
Bu tabii ki korona salgını olayını ciddiye almayıp ,
kendini tatile girmiş farzedip fellik fellik gezmeye çalışanların ya da yaş almış insanlarımızın park-bahçelerden meydanlardan kopamamalarının ,banklara veda edememelerinin sonucu.
Nedir o kardeşim, Belgrad ormanlarında mangal yapanlar, boğaz turuna çıkanlar,
sandalyesini kapıp sahile koşanlar.
Evde oturamayan bir insan topluluğu olmuş çıkmışız. Evler yuvalar batar olmuş insanlara. Demekki.
Bu kadar çıkan olmasa,kurallara azıcık riayet edilse '' 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olanlar dışarı çıkmayacak'' sınırlaması da gelmezdi.
Ben artık topyekün eve kapanalım diyecek moda gelmek üzereyim.
Dün CB dan telefonlara moral motivasyon mesajı ,geldi.Gece de video yayınlamış. Kaçırmışım, bugün medyada vardı.
Teker teker başka tedbirlerde geliyor. Kuaför, berber, restoran ve lokantalar da kapandığına göre geriye pek bir şey kalmadı.
İş ciddi .
Evde oturalım.
Ev candır, huzurdur, diyelim.
Sağlıklı olduğumuz her güne, şükredelim.
Dua edelim..


yine de ilkbahar gelmişti.

Evet şimdi de Koronavirüsünün sebep olduğu (Corona) (covid-19) Dünya Sağlık Örgütünce Pandemik (Küresel anlamda salgın) ilan edilen hastalık var.Ama ben yine de güzel bir şeyler olsun istedim. 
İlkbahar geldi.Baharlar açtı.
Papatyalar keza, yeşil üzerinde sarı beyaz gülümsüyor. Oysa dünyada yaşayan insanların kalpleri buruk,yaşam sevinci örselenmiş gibi.Haberlerde telaşe mahal yok ,denilsede ,yine de sanki panik havası oluşturulmakta. Aynı konu devamlı dönüyor. Kendimi dışarı attım. En azından dışarıda  her şey normal gibi görünüyor.Geçen sarı otobüslerde bir kaç maskeli insan, marketteki mavi plastik eldivenli kasiyer kız dışında hastalığı hatırlatan bir şey yok.
Hatta mangalcılar sahile çıkmış bile,ilk mangallarını kutluyor. Sanırım açık güneşli havaların Koronaya karşı etkili olduğunu düşünüyorlar. Marmaray istasyonuna giren çıkan dolu ,pek bir kalabalık. Yürüyen merdivenlerin başına oturmuş çingene çocukları birbirleriyle didişip, gelen geçenden bir şeyler isteyip duruyorlar. Zaten sudan çıkmayan ellerimiz, ha bre tekrarlan;
''Ellerini yıka, 20 saniye,kolonya kullan ,temiz ol vs. vs.'' nidalarıyla neredeyse kurumuşken bu çocuklara bakıyorum. Ten renklerini çözemeyeceğim kadar kararmış,güneşten yanık kirli yüzleri, yalınayaklar,saçlar yoluk yoluk. Kavga ediyorlar ,yoldan geçen esmer bir kadın ayırıyor onları. Ayırırken öyle bir hırpalıyor ki dövüyor sanıp ayaklanıyoruz.Ortalık bir karışıyor. Kadın en küçük olanlarını yürüyen merdivenlerin başına hırsla bırakırken büyük olanlar çoktan fıymış. Tam kadına minnetle bakacakken;
''Ağlayacağına Söyle Anana niye doğurmuş seni,sokaklarda büyü diye mi?!''
Çocuksuz bir kadının içi buz kesiyor.Suskunluk oluyor.Küçük oğlan burnunu çekiyor ağlıyor, kadın bırakıp gidiyor.
Yürüyen merdivenler ,üzerindeki bu kadar hengame ile şak, diye duruyor.Camiden çıkmış eve dönen yaşlı amcalar söylenip duruyor şimdi;
'' ya hu.. bu merdivenleri nasıl çıkacağız?!! '',diye.
Sarı saçlı garson kızımız çayları tazelemiş.Olaylara bakmaktan içememişiz.
Hesabı ödeyip kalkıyoruz.
Bu istasyon hep hareketli.
Corona şu an ,en son sorun gibi halleri var,etraftakilerin.Biz de öyle görünüyoruz.
Eve gelip haberleri bir açtık ki bir dizi önlemler. Okullar kapanmış. Ama havaalanları,camiler, kreşler, bakımevleri, dersaneler , AVM'ler ,istasyonlar, metrolar açık.Kalabalık olmaya müsait her yer açık.
Bir bildikleri vardır yine de böyüklerimizin,
Sanırım.Vardır.
Çok değil ,kısa süreler önce, çığda kaybettiklerimize, depremlere, şehit olan gencecik fidanlara yanıp yakıldık. Sığınmacıların hallerini görüp vicdan sızlattık.
Şimdi de hastalık.
Moralimiz diplere değdi.

Bari gelen şu ilk bahar güneşi içimize sıcaklığını, güzelliğini bıraksın da
nefes alıp, yaşamaya fırsat bulalım.

İstanbullunun en fena derdi..

ocak ayının çarşambası,
tam okulların çıkış saatine denk gelmişiz. Gri puslu bir hava var.Hava kirliliğini ,nefes
aldıkça genzinizi yakan, is kokusundan alıyorsunuz.Tüm minibüsler tıklım tıkış geliyor.
İnsanlar ayakta rahat dursun diye ,içerdeki koltuk sayılarını azalttılar.
Gençliğimde okula giderken ,hatırlarım minibüslerde
ayakta yolcu almak yasaktı. Şimdi hatırlamaz gençler,'' trafik kontrolü '' diye bir şey
vardı gündüz yollarda. Eğer kontrol varsa ,şöför ya da muavini ''ayaktakiler çöksün''
evet evet ,ayaktakiler çöksün ,diye seslenirdi,
yarı bellerinden eğilmiş  3-4 yolcuya. Onlarda aradaki daracık koridorda
çömelirlerdi ,oturuyorlarmış gibi. Kamera şakası gibi.
Şimdi dolmuşta ayakta gitmişsin,oturmuşsun kimse umursamıyor.
Ne ayakta yolcu alıyorsun ,diye şoföre ceza var,
ne de insanların böyle istiflenmiş halde yolculuk yapmaya itirazı.
Kişi kendine değer vermiyorsa, başkaları hiç vermez.
Git de ,var da varacağın yere ,nasıl varırsan var, der.
Ana caddeye yürümeye karar verdik.
10-15 dakika yürüdük.İyi de geldi aslında.
Amma velakin cadde kilit, baş belası trafik durmuş.Arabalar duruyor, yayalar ilerliyor.
Çünkü neden;
caddenin yan tarafındaki tren yolu yıllardır insaat halinde , yolun yarısı kapalı,
köprüler kapalı, yaya geçitleri kapalı.  Neredeyse beş yıldır devam eden bir
Marmaray inşaatı . Sanki atla deve, bitiremediler gitti.
Genç olsak yürü Kartal'a kadar ,nasılsa vasıtaya binsen
gitmiyor, içerisinde oturacaksın.Lakin yorgun ayaklar
öyle demiyor.
 Söylene söylene biraz daha yürüdük,
 trafik hafif açılır gibi olduğu yerde bindik bir alamete,
gidedurduk evimize..
Demişti canısı ''alayım seni çıkışta'' diye. Söz dinlemedim, yorgunluktan bittim..
--------
(foto.int.alıntı)

İstanbul'dan yeni yılın ilk günü

pırıl pırıl bir hava..
günlük güneşlik.
Tarih 01.0cak.2018 pazartesi  .Fotoğraflarla size de göstereceğim gibi
bizim buralar:
 yürüyüş yapanlar,
 piknik yapanlar,
 güneş ışıklarının yansımaları,pırıltıları,

 Olcay'ın bisikletini bekleyen Kartallı kedicik,

güneşlenen  sahil kedicikleri,

 yürüyüş sonrası birer demli çay içmek isteyenlerle dolu..


Tabi soğuk var mı? Var ..
O kadar olacak, Ocak ayına girmiş bulunuyoruz nihayetinde..

İstanbul'da Aralık..

İstanbul 2017 yılının son haftasına, maşallah pırıl mı pırıl bir hava ile girdi.
Hava soğuk olsa insanlar AVM leri tıklım tıkış doldururlardı ki sanırım,
 yine haftasonu ve akşamüzerleri öyle .Ne de olsa AVM lerin en ışıl ışıl zamanı bu ay.
Her yer,tüm mağazalar,yeni yıl indirimleri,
süslü vitrinler, yılbaşı konseptine uygun dekorlarla bezeli.

 Yeni yapılan alışveriş merkezlerinde açık havada dolaşılabilecek ,
sokak tarzı bölümlerde var artık.Sıcak havalarda da alışveriş merkezlerine gelebilirsiniz, diyorlar yani.

 Hatta Küçükyalı'daki bu alışveriş merkezinde, hem açık hem kapalı havası bile yaratmışlar bir bölümde:)) 
Ama biz kanıyormuyuz??  Hayıır.İşimizi çabucak halledip doğru sahile..
İstanbul'da bu güzel Aralık ayının son günlerinde sahilleri dolaşmadan, yürüyüş yapmadan,
bir çay bahçesinde çay içmeden de olmaz ama değil mi?
Güzel havaları kaçırmayacaksın.Yürüyüş,  hem sağlık hem mutluluk için şart.
Size biraz bulut manzaralı ,sahil resimleri de çektim.Boğazdan sonra en güzel
sahil, bizim bu taraflardaki sahil.Anadolu yakası.Neden derseniz ;çünkü karşımızda Adalar var..
.


2018 yılı parlak güneşli günlerin çok olduğu bir yıl olsun,
diyerek bir yeni yıl dileği daha bırakayım..

Lodos var


İstanbul'da lodos var. Buraların meşhur, güneyli rüzgarı. Hafta sonu esti durdu. Pencere aralarından
içeri giren uğultular, havada sessizce pike yapıp duran martıların uğultusu gibi.
Gemiler, kendilerini karaya vurmuş bulmamak için, Büyükada'nın kuytularına sığınmış.
İki yaka arası deniz ulaşımı duruvermiş,denizin haşmetli dalgalarının durmasını bekliyor.
Havada rüzgarlarla yayılan yosunla karışık, ılık bir deniz kokusu var. Kış kıyamet olması
gereken aralık ayında bir sıcaklık yayılıyor rüzgarla birlikte.
İnsanlar iki kaşlarının arasından yayılan bir ağrıyla uğraşıyor.
Tatsız tuzsuz lodos balığı gibi ,sersem sepelek..Bir huzursuz ,bir gergin.
Dışarda insanların uçuş uçuş saçlarını bile zaptetmesi güç.
Rüzgar öyle bir ittiriyor ki sanırsın savuracak insanı.
İstanbul'un neminden kolay kolay kurumayan çamaşırlar  balkonlarda efil efil rüzgarla
hemencecik kuruyuveriyor.
Havanın böyle hafiften ısınmasına aldanmayın. Öteden beri lodosun arkasından
ya yağmur ya da kar gelir, derler. Aralık ayında olmamızdan dolayı muhtemelen kar yağar.
Bir iki senedir, her yeni yıl başlangıcını, karlarla karşılıyor İstanbul.
Yine de belli olmaz.
Havasına hiç güven olmaz İstanbul'un. Bugün ılık ılık eser savurur ,
yarın bir poyraz sabahına uyanırsın, buz kesmiş etraf.

Her ne kadar biraz güzelleme yapmak istesem de,
bu lodos rüzgarı pek hazettiğim bir hava durumu değil.Hani şu yılbaşlarında vitrinlerde
çokça gördüğümüz,içlerinde çeşitli figürler olan cam küreler vardır..
Sallarsınız içerisinde karlar ,simler,beyaz pamuklar uçuşur.
Lodoslu havada sanki o cam küredeyimde birisi cam küreyi
eline almış, devamlı sallıyor  gibiyim bende.
Bilmem anlatabildim mi??

Güzel pazarlar..
Ağız tadıyla...








Dikine dikine

Günaydın, sabah saatleri günün en sessiz,en dingin saatleridir...
bizim buralarda değil ama.
Şöyle pencereyi açayım, içeri hava dolsun dersiniz.
Hava yerine sesler dolar birden.
Uzaktan en acısından bir ambulans sireni duyulur, ne çok geçerler .
Güzel bir ses duymak için ancak serçe cıvıltılarına pürdikkat kesilmeniz gerekir.
Bir tek onlar, cıvıl cıvıl dolanırlar..
Bu en erken saatlerde martıların bağırtılarına, kargaların gakları karışırken daha ,
karşı binalarda işçiler çoktan işbaşı yapmış,çekişlerin kolon demirlerini çakma sesleri, etrafı doldurmuştur.
Tüm civar metal çınlamasıyla karışık ,tok took, seslerle inlemektedir.
Yolda çimento kamyonunun geri geri gittiğini o ıslık gibi ,biip biip, öten geri vites sesinden
anlarsınız.Caddeyi kapatacaktır, yine.Hemen diğer araçların kornaları başlar.
Çimentocunun iki dakika manevra yapmasını beklemezler, daaat dat basarlar kornaya.
Biri sözcülüklerini yapsa ya, yoo hayır,
 öndeki kornaya basınca ,arkadakilerde Meksika dalgası
gibi ard arda öttürürler kornalarını.
fesuphanallah.
Kapatırsınız pencerenizi, dışarda alınacak hava kalmamıştır.
Bari bir demli çayımı şöyle dışarı bakarak içeyim deseniz?
Karşıda seslerini duyduğunuz inşaatlar, dikine dikine.
Sayarsınız ,bu inşaat kaç kat olacak bakalım diye,
1,2,3,4...,11,12,   17,18.. neyse ne..say say bitmiyor,karıştırırsınız .
  Çayınızı içip, içinizden sayarsınız!😐😑😐

Düzgün planlanmış, temiz pak sokaklı, kuş ve çocuk sesli ,parklı bahçeli şehirlerde
yaşamak dileğiyle,
gününüz güzel geçsin..😍

martılar ne yer ki?

İstanbul sanırım buraya yaşamaya gelen insanları değiştirdiği, kendi bütününde harmanlayıp
bambaşka kimliklere büründürdüğü gibi martılara da el atmış.
Kesin.

Patates kızartması yemek nedir, martı kardeş.
Vapurdan atılan simitlere alıştın, karbonhidrat meraklısı mı oldun çıktın.
Fast food zararlı çocukları uzak tutmaya çalışıyoruz bak
sen de uzak dursan iyi olacak. Obez olucaksın ,uçamayacaksın sonra.
Masada yemek yiyen kadın ,bir çocuğuna veriyor patates kızartmasını birde
yerde kümesinden kaçmış tavuk gibi dolanan martıya .
Bir çocuğuna bir martıya..
Ya denizin en önündeki masama dadanmak nedir peki.
utanmasan kışt kışt demesek boş sandalyeye geçip konacaksın , açın buna bir servis
diyeceğiz garsona.
Yemeğimizi mi kollasak seni mi kışt kıştlasak şaşırdık.
Sen perde ayaklı, balıkla beslenen kocaman bir kuşsun.
Pişmiş balık bizim için, denizde yüzüp duran balıklar senin için..
haydi denize,
haydii
haydii..

Kuşbakışı İstanbul..

Beş yıl öncesi,
2012 yılında fotoğrafladığım İstanbul.
Safir(Sapphire) adındaki gökdelenden .Açıldığı yıl itibari ve sanırım halen,Türkiye'nin en yüksek binası.
261 metre yüksekliğinde . Belli bir ücret karşılığı çıkılan seyir terasından İstanbul,
dört bir yönü ile izlenebiliyor.
Muhteşem bir duygu veriyor insana.
Kibrit kutusu gibi evler, oyuncak gibi arabalar karınca misali insanlar...

 
 Taa uzaklarda Prens Adaları görülmekte..
 3.Köprü henüz ortalarda yokmuş..



 Kutu kutu evler:( arasında yeşillik olan yer, Zincirlikuyu.
 Keşmekeşinden ,betonlaşmasından ,kalabalığından ne kadar şikayet edersek edelim, yukarılardan bakınca çok güzel görünüyor İstanbul.
Kuşlar şanslı...
Kuşbakışı İstanbul'un seyrine doyum olmuyor..

sayılı gün dediğin...

Arada İstanbul'a böyle 10 günlük tatil iyi geliyor.
Şöyle bir nefes alıyoruz,
artık her saat kalabalık olan yollar ,bomboş sayılabilir,
istediğiniz yere ,yıllar öncesi ulaşabildiğiniz dakikalar içinde, gezmeye gidebiliyorsunuz.
 
 Mesela şu yukarıda görülen cadde Turgut Özal bulvarı, yani sahil yolumuz.Burada toplu ulaşım araçları olarak otobüsler ve sarı dolmuşlar çalışıyor.Onun dışında özel araçlarında minibüs yolu ve E-5 e alternatif olan güzergahı. Kadıköy'den Pendik sonuna kadar uzanıyor.
Burasını sair günde öğleden sonra boş bulmak imkansızken işte bir bayram günü önümüzde,yamacımızda herhangi bir vasıta olmadan rahat rahat gittiğimizin resmi..

   Şu alttaki ise sahil yolunun meşhur ''mangalcı tayfası''ndan bir örnek aile. Israrla her hafta sonu,
yazın her akşam gece yarılarına kadar , duman duman mangallar yanıyor, çaylar demleniyor,
etraf çer çöp piknikler yapılıyor. Piknik yapılmasına değil ama şu mangal yakılmasına karşı
bir çok insanız. Maltepe'den öte mangala yasak var ama Kartal , Pendik arası böyle bir yasak olmadığından buram buram yanmış et kokusu, genelde,tavuk , her yanı sarıyor, hele ki rüzgar yoksa
kesif bir sis gibi yayılıyor sahile. Bir de şu örnekde görüldüğü gibi, yeşil kısmın ön tarafı lebi derya
olduğu halde , mangalları kaldırıma kurup gelen geçen araba manzarası altında keyif yapıyorlar.


 
Tuhaf milletiz vesselam.. 

kadın ve erkek ayrımı



Bazı illerde pembe otobüs, kadınlara ayrı metro vagonu haberleri falan var ya hani, kadınlar ayrı erkekler ayrı.Hatta geçtiğimiz günlerde bir Anadolu Lisesinde kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıfta okuyacağına karar vermiş bir okul müdürü.Öylesine okuyordumda dün bizzat bir ayrımının içinden geçince bir fena oldum doğrusu. Nasıl sinir bozucu bir şey.
Biz kadınlar bunlara nasıl müsade ediyoruz, usul usul koyun gibi sessizce uyuyoruz
sinirlenip kızdım. Ya sabır! dedim, burası yeri değil çemkirmenin.


İstanbul'da her mevsim ,her ay ,her gün sabah akşam binlerce kişinin ziyaret ettiği
Eyüp SultanTürbesi burası. Özellikle Ramazan aylarında ziyaretçileri dahada fazla.
Şaşalı kıyafetleriyle sünnet çocuklarını getirirler ben kendimi bildim bileli .
Kurban kesmeye bile gidilirdi önceleri Kurban bayramlarında. Şimdi yapılmıyordur sanırım bu .
Adak adayan, şükür için giden, dua etmeye giden,turistik giden. Yani ziyaretçisi çok fazla.
Bir kaç sene önce tadilatta falandı türbe .Sonra yapılmış geçen yaz gidemedik. Bu sene geçen gün, hadi gidelim dedik.
Türbenin girişini bayanlar ve baylar diyerek ikiye ayırmışlar.Önce eşim sinirlendi ne oluyor diye
sonra ayrı ayrı girdik ayakkabılarımızı elimize poşetlerle alıp(İçerde yerler halı kaplı,cami gibi ayakkabılar çıkartılıyor.Bu da ayrı bir giriş kalabalığı yaratıyor.Niye gerek duymuşlar anlamadım)
        Tamam ayrı ayrı soktunuz içeride kadınlar çok kalabalık ,genelde gruplar halinde gelmiş, erkekler daha  seyrek bir kuyrukla ilerlediler. Ama biz duvar dibinde kalakaldık, içeri girmek zor
Hemen eşimi bulup yanına geçtim sırada erkekler ve bir ben,kadınlar duvar dibinden sırayla içeri giriyor erkekler hemen türbenin önünden ilerliyor.
Türbenin olduğu yerde yüksekçe bir setin üzerinde elinde bir değnek, başı beyaz takkeli
orta yaşlı,beyaz gömlekli bir adam bağırıp duruyor ''bayanlar duvar tarafı ,erkekler bu taraf ''diye.
Hadsiz,
Densiz.
Sonra sırada eşimi ve beni yanyana görünce usul usul kenara geçip oturdu, bekçiyle muhabbete daldı.
Kadınlar duvar dibinde  uzaktan sessizce  dualar ederken, beyleri türbeyi en önden
görüyorlardı. Tamam türbeyi uzak yakın görmüşsün önemli değil, duada nerede olsa edilir
yeter ki gönülden olsun,
lakin bu kadarda kendimizi itip kaktırmayalım kardeşim.Oraya zaten gelmişiz eşimizle, dostumuzla, kim kime napacak.
''Rahat etsin bağyanlar'' , kısmı hikaye, kandırmaca.
kendinizi öteletmeyin, ayrıştırmayın..
Hayata aynı şekilde doğarak geliyoruz,
dünyada kadın ve erkek birlikte yaşıyoruz.
bunu sakın unutmayın.
ayrıştırmayın kendinizi.
Biz değerliyiz , insan olarak  unutmayın.
Herkese iyi bir hafta diliyorum,Günaydın olsun.

Cemre demek, bahar geliyor demek..


Galiba kış bitiyor.
Nereden mi anladım..

Çünkü dün ilk cemre yağmurla, rüzgarla kara bulutlarla''Hava'' ya düştü.
Cemre ne ola ki?

Şubatın 20 sinde ilki havaya , sonra 7 şer gün arayla ''su''  ve '' toprak'' a düştüğüne inanılan hava olayı.
Düşmek derken??

Cemre arapça kökenli , ''kor halinde ateş'' manasında olduğundan düştüğü yerleri ısıttığı farz edilip
sıcakların başlayacağının müjdesi kabul ediliyor..
Yani??
Artık gökyüzünün mavi, çimenlerin yeşil, suların sakin olduğu günler geliyor..

İstanbul'dan bildiriyorum

 
Hava durumu;
Fena gözükmüyor, en azından kışın en ortası sayılabilecek zamanlar için.Gri bir gökyüzü,
çişeleyen yağmur, soğuk ve rüzgarsız bir hava.
                                                              Yol durumu;
İstanbul'da trafikte olanlara kolaylık diliyorum, artık sadece  kırmızı değil ,bordo renkli yollar
mevcut. Trafikte yol durumunu anlatan spikerler ''Yoğun '' ve ''Akıcı'' tabirlerini kullanırken şimdi
''Ciddi yoğun'' gibi tabirlerle anlatıyorlar,trafikte ''Akıcı''lık tarihe karıştı gibi:(

Ve son dönemlerde hayatımıza giren,( tv'lerde de yayınlansın biliriz en azından);

Elektirik kesinti durumu;
Planlı kesinti adı altında yayınlansa da ne saati tam belli, ne günü, ne gecesi. Pat diye gidiyor elektirik,ne zaman canı isterse pat diye geliyor.Yayınlanan elektirik kesinti listesinde varsanız da kesiliyor yoksanız da kesiliyor.Ayedaş' a telefonla ulaşmak mümkün değil. Neredeyse aylardır Elektirikle ilgili durum budur. Devlet elindeyken hiç mi bakım yapılmamış ki aylardır bir 'Planlı Bakım Onarım'' çalışmasıdır gidiyor.
Dolayısıyla;
 
Evdeki elektirik durumu budur,
Alışveriş listelerine elektirik kesintileri için,uzun yıllardır unuttuğumuz mum, kibrit,ışıldak,fener tekrar ilave edildi.;
 

az gittik uz gittik..

Bu devasa şehirde o kadar büyük bir kalabalık içinde yaşamaya başladık
o kadar çok göç aldık ki  düşünüyorum bu kadar insanın yaşaması
için gerekli alt yapı nasıl yeterli olacak, ulaşım nasıl olacak en kötüsü nefes alacak
hava kalacak mı? Bir gün  gözümüzü şenlendiren tek manzaramız olan
denizimiz  bile bitecek mi?..
O nedenle öyle ya da böyle , bu dolmuş taşmış şehir  için yapılan
her türlü yol su elektrik yatırımını desteklemek durumundayız ,diye düşünüyorum.
Yeter ki  çözüm odaklı olsun rant odaklı değil.
Boğaziçine takılan 3. inci gerdanlık ,Yavuz Sultan Selim Köprüsünü görelim bir
dedik. Normalde hiç yolumuzun düşmeyeceği bir yönde ama yaşadığımız
şehir burası biz de bir görelim, köprüden geçelim dedik .

Çok fazla bağlantı yolu olmadığından, en yakın giriş yolu olan Çekmeköy'den  girdik yola .


 Git git bitmeyen uzun uzun yollardan geçtik .Gerçekten yemyeşil ormanların ortasından
hunharca girip otobanları yapmışlar. İçim acıdı onca yeşile nasıl kıymışlar diye.
Sanırım daha da kıyılıp şehrin karadenize doğru büyümesi düşünülmüş.
Çünkü bu yolların etrafı eninde sonunda dolar , örneğini 2. köprü etrafında gözlerimizle
gördük, görüyoruz.
Neyse nihayet gişeleri görünce hah dedik tamam geldik. Ama yok ..Daha bayağı
bir yol gittikten sonra uzaktan köprünün direkleri göründü.






Devasa bir köprü,


Köprüden ilk çıkıştan çıkınca hemen Kilyostasınız. Güzel duygular uyandırmıyor değil,
Bir tarafta Karadeniz, bir tarafta Boğaz ,uzaklarda İstanbul silueti..
Gereksiz değil kesin şart olan bir köprü ama buralara mı yapılmalıydı bilemiyorum.
Bozulmamış bir bu cennet köşeler kalmıştı, şimdi buralarda tıklım tıkış dolar artık..
Bizim geçtiğimiz gün köprü ücretsiz olduğundan çoğunluk bizim gibi meraklılardan oluşuyordu.
Hatıra fotoğrafları çektirmek için köprü üzerinde hemen herkes durmuştu.
Bizde durduk mu, tabii ki..
Bir daha bu köprüden bu kadar sakin ve boş trafikte ,
ücretsiz geçmek mümkün olamayacağı için
bu anı  hatıralara kazımak için fotoğraf şarttı:))

(Akşam haberlerde duyduk ki geçiş ücretleri Çekmeköy- Fenertepe arası 20 TL,
Dönüşte de 30 TL imiş..Anlaşıldı, artık sadece İstanbul'da yaşamak değil ,
transit geçmek bile çok pahalı ya hu...)