Muhallebinin karamellisi..

2012 yılından kalan bir tarif yazım. Ev tatlısız olmuyor, şöyle eski tariflerime gözgezdirirken  rastladım,epeydir yapmıyordum ,dedim bugün pişireyim.Canımız tatlı çekince yapılabilecek en kolay , en klasik sütlü tatlı;
Muhallebi.
İçerisine birazda karamel eklerseniz tadına tat katmış oluyorsunuz. 
Tatlı yiyelim, tatlı düşünelim .İşler tatlı tatlı hallolsun.Belki bugün canı tatlı pişirmek isteyenler olur. Akşam yemeğinden sonra soğuk soğuk iyi geliyor.Bu tarif onlar için.Tavsiye ederim.
karamelli tatlı
2012 Ağustos;
''Dönüşüm tatlı tatlı olsun istedim,
sizleri ve bloğumu kendi bilgisayarımda hazırlamayı özledim,
bu muhallebiyi yapıp ,pişirip,tepsi tepsi hazırladım ki ,
ziyarete gelenler tadına baksın;
tavsiye edilir,
bayılacaksınız karamelin ve muhallebinin buluşmasına.
BUYRUN;

Karamel için;
*1 çay bardağı şeker,
*yarım çay bardağı su,
Muhallebi için;
*3,5 çorba kaşığı pirinç unu
*1 litre süt,
*1 su bardağı toz şeker,
*1 yumurta sarısı,

-Yumurta sarısı ve şeker iyice karıştırılıp, süt ilave edilir ,kaynamaya bırakılır.
-Pirinçunu,yarım bardak kadar suyla ezilerek kaynayan süte karıştırılır.
-Diğer bir kapta şeker eritilerek karamelize edilir ve içine bir miktar su yavaşça yedirilir ,
(Şekeri karamelize ederken içine kaşık sokmadan erittiğiniz tavayı arada sallayarak eritin, ocağın altı kısık olsun, suyu da birden değil usul usul verin)
-Fokurdayıp göz göz olan muhallebiye karemelize olan şekerimiz ilave edilerek, hızlıca karıştırılır.
Hafif sütlü kahverengini alan muhallebilerimizi kaselere bölüştürelim.Afiyetle yiyelim.

Bayılacaksınız...  ''


Not; Eskilerde kalan artık olmayan blog komşularının yorumları da işin nostaljisi olsun. Öylece yayınlıyorum.
       
                                                                  

romantik başlayan bir akşamın konusu

Cayır cayır yakan güneşli , nemli bir günden sonra hafif bir esinti , bünyeyi serinletmeye çalışsa da yine de sıcak bir ağustos akşamı. Hem de ne sıcak.
Bir yanıp bir sönen minnak ışıklarla aydınlanan balkon da sıradan bir yaz akşamı daha başlıyor. Radyodan gelen hafif bir müzik. Bu yazı soğuk içeceklerle mesafeli geçirdiğimiz için,  sıcak ve dingin akşamımıza,  harareti alacağı efsanesi ile taçlanan ,çay bardaklarının kırmızısı renk katıyor. 
Bir erkek ve bir kadın. Böyle bir akşamda konuşarak huzuru bozmak istemediklerinden sessizce oturuyor ve kavuşan güneşin gökyüzündeki mor,mavi turuncu, kırmızı,sarı daha tarif edemeyeceğim bir sürü renge boyadığı tuvali seyretmeye dalmışlardı..... ,demek ve yazmak istesem de,
diyemiyorum ve yazamıyorum. 
Elimi çeneme dayamışım ,usul usul konuşuyoruz. Ağustosun 9 u olmuş.
Dolar bugünlerde 7' leri geçmiş, altın desen gramı 490.-Tl ye dayanmış.Küçük çaplı bir devalüasyon yaşanıyor adeta. 
Yok bu değil mevzuu..
Kovid-19 hastalığı yine azmaya başlamış, vaka sayıları artıyor,hastaneler dolu Şaiyaları yine ortalığı yıkıyor.
Yok, bu da değil..
Muharrem İnce parti kuracakmış,kursun herkes kuruyor.
Bu hiç değil.
Üst katta başlayan ,tak tak, tuk tukk kafamızı şişiren ev tadilatı bile değil.
Mevzu ;
ebabil kuşları.
Evet evet ebabil kuşları, hani şu jet hızıyla uçup, bıcır bıcır öten kuşlar. 
Pencereye panjur içine yuva yaptılar ve bu romantik olmak için can atan akşamın baş sohbet konusu olarak , onca mühim konu içinde  ,bizim dünyamızdaki gündemi  meşgul ediyorlar. Hem de epeydir. Pıt pıt yanıp sönen sarı lambalar altında çaylarından yudumlarken konuşuyoruz;
-Bu ebabiller ne zaman göç ederler ki? 
-Sonbahar da yazıyor google kardeş.Zaten bildiğimiz de o değil mi, göçmen kuşlar bunlar, baharda gelir, sonbaharda giderler.
-Sakın kırlangıç olmasın, benziyor?
-Ama onların yuvası farklı,böyle gizli saklı kuytu köşelere yapmıyor ,çatı kenarlarına falan kuruyorlar yuvalarını..
İnternette ebabil ve kırlangıç kuşları hakkında bilgileri okuyup duruyoruz. 
Ebabiller yüzünden Galata Kulesi'ndeki restorasyon çalışmalarına bile ,kuşların göç vaktine kadar ,ara vermişler. Evet konu olmuştu, okumuştum. 
Demek ki en azından göç edecekleri garanti. Artık bizde panjurları o zaman bir restorasyona sokarız.Galata kulesi ne zaman restorasyona başlarsa , demekki yavrular büyüdü işe devam, bizde o zaman panjurlara baktırırız.
Neyseki sadece bir odanın panjurunu seçmişler. O sıkışık aracık derecik yere nasılda girip çıkıyorlar anlamış değiliz,çünkü bakınca düz duvar ,yuva yapmaya girecek yer yok.
Evet ,bu sıcak ağustos akşamında , sıra eldivenleri takıp, bizim yavru ebabiller ve ebeveynlerinin yaptıklarını temizlemekte. Bık bık her yeri kirletiyorlar.
-Sen misin eve kuş isteyen sevgili yazan kadın, işte sana taa Afrikalardan göçüp gelen ebabiller. Hızlarından dolayı onları görmen mümkün olmasa da cıvıl cıvıl cıvıltıları ve gerilerinde bıraktıkları yeter de artar..
Neyse canım yaşananlara bakınca,
kendimi teselli ediyorum.
Derdim sadece ebabiller olsun,
yoksa sıkıntı çok..