Günlük..

Kartal meydanda Atatürk heykeli ,28 ekim 1963 de dikilmiş.Sahil doldurulmadan önce biraz daha içerdeydi, sonra meydanı görecek şekilde yeri biraz değiştirildi. İnternette eski halini görünce paylaşmak istedim, burada da bulunsun.
Resimde denizin başladığı köşede duruyor şu an. 
Kocaman bir meydanımız var.

Denizi doldurup sonra yine su ve süs olsun diye fıskiyeli havuz yapmak! Biraz ilerde şahane marmara denizi var.

Biraz yürüyüş, sonra sade bir türk kahvesi.. Burada manzara iç açıyor..

 

Sadece Duydum.

 -sana çok yakışır.....

-ben de kulağa takılan değil, burnun kenarına takılanlardan istiyorum, neydi adı?..

-evet hızma.ama annem ne der?...

-boya ya da karşı. Saçını ziyan edersin diyor......

- kestane rengi olsa,çok beğeniyorum bana da yakışır....

- benim yok kestane değil siyah bildiğin, kestane hafif kızıllı.....

-sınıfta bazı kızlar var araya ışıltı attırmış çok güzel duruyor.

-evet, yok ben kestane düz boya....

-bir daha mı on yedi olacağız yaa.. ben annemi bir şekil ikna edicem...

-söylemeden olmaz kızım...

-tatlı dille......

- gerçi anneme tatlı dil işe yarar mı bilmem, sert çıkar biliyorum..

-dur marmaray geldi,bunu da kaçıramam..

Elinde laf arasında içtiği plastik su sişesinin son yudumunu içti. Şişeyi hemen yanı başındaki metal çöpe bırakıp sırt çantasını omuzladı ve konuşa konuşa vagona yürüdü.

Ah! annesi ,bir daha mı on yedi olacak, bırak boyasın saçlarını, taksın burnuna hızmayı.. Sanki on yıl geri gidip kendi kızımı dinledim gibi geldi. O da saçlarını boyamayı o yaşlarda çok istemişti. Yüz takısı gibi olaylara girmemişti, can acısı nedeniyle sanırım. Ama saç boyası hep gündemdeydi. Bu kulak misafiri olduğum güzeller güzeli genç kız da aynı şeyleri yaşıyor. Dertleri bunlar olsun. 

Bu arada bilerek dinlemedim. Beraber tren beklerken o kimse yokmuşcasına ,rahat rahat konuşuyordu. Ben sadece duydum....

Annesi şimdi evde midir, işte mi, akşam yemeğini mi düşünüyordur bilmiyorum. Belki kızının saçlarını her okşayışında çocukluğunu hatırlıyor, belki “geçer” dediği şeylerin hiç geçmediğini en iyi o biliyordur. Sert çıkan cümlelerinin arkasında, kimseye belli etmediği bir telaş vardır mutlaka; hayatın can yakıcı yerlerinden kızını koruma isteği. Çünkü bazı “hayır”lar yasak değil, korkudan söylenir.

Bir daha mı on yedi olacağız?
Olmayacağız.
Ama bir yerlerde, bir tren peronunda, her seferinde yeniden hatırlayacağız.





Bulaşıkçılar


 

Bulaşıkçılar, Morris Panych’in kaleme aldığı, kara mizah dozu yüksek ve absürt bir tiyatro oyunudur. Oyun, lüks bir restoranın mutfağında, sahne arkasında çalışan üç bulaşıkçının etrafında şekillenir. Görünmez emek, sınıf farkı ve insanın değersizlik duygusuyla mücadelesi; ironik diyaloglar ve sert bir mizah eşliğinde ele alınır.

Sahnenin merkezinde bulaşık yıkayan karakterler vardır ama asıl anlatılan, toplumun en alt basamağına itilen insanların iç dünyası, hayalleri ve öfkeleridir. Bulaşıkçılar, hem güldüren hem de rahatsız eden yapısıyla seyirciyi düşünmeye zorlayan, çağdaş tiyatronun dikkat çeken metinlerinden biridir.

(Zaten evlerimizde ve hatta işyerlerimizde hepimiz birer bulaşıkçı değil miyiz? Daimi olmasak da bir yerde bulaşığa eli değmemiş olanımız var mı?Üstelik çoğumuz da diplomalı bulaşıkçı.)

Bulaşıkçılar oyununda sevdiğim yıldızları da izleme fırsatı doğdu. Özge Özpirinçci,Ahsen Eroğlu, Şebnem Sönmez ve Ekin Eryılmaz sahnede tüm tiyatro konusundaki hünerlerini sergilediler. Gerçi seyirciler oyunculara kusur eyledi. 21.00 de başlayacak oyun seyircilerin yerleşememesi nedeniyle 21.15 olarak anons edildi, 21.15 de hala girenler olunca Özge Özpirinçci sahneye çıkıp oyuna başladı. Işıkların sönmemesi de garipti. Öyle kendiliğinden başladı oyun. Bir zamanlar kapıların kapanması, oyun sırasında içeri ve dışarı çıkılmaması, bir şey yenilip içilmemesi gibi nazik kurallardan eser kalmamıştı.

İstanbul'da evet, hemen her türlü kültürel etkinlik var. Fakat ulaşım ve ulaşmak zor ,çaba gerektiriyor. Mesela ulaşımda cuma cumartesi geç saatlere kadar olan raylı sistem ulaşımları pazar dahil diğer günlerde gece yarısı sona eriyor. Alışmış insanlar umursuyor mu? Hayır. Oysa böyle yaşayan bir şehrin metro ve marmarayı tüm gün ve gece çalışsa ne güzel olur. Sadece eğlence için değil gece çalışan bir çok insan var.
Neyse biz trene yetiştik, kalabalık vagonlarla herkes bir yerlerden evine dönüyordu. Güzel bir geceydi.

Viral Olan Tatlı..

Japon Keki;
İnstagramda bu tatlı tarifi viral olmuş.(Viral olmak: Sosyal medyada hızla yayılmak) Pek aldırış etmem bu gibi şeylere ama canım çok tatlı çekince böyle oldu. 
Hemen denedim. 
Evde ne varsa. Çünkü tarifler çeşitliydi, benimki de başka çeşit oldu. 

*Bir kase süzme yoğurt-normal yoğurt.* Yarım su bardağı granül kahve ,içine beş çay kaşığı toz şeker. İyice çırp. Üç küçük kaseye bölüştür. *İçine bisküvileri(çeşitleri farklı farklı yapanlar var,lotustan bebebisküviye kadar)  sık arayla batırarak diz. *Dolaba at,beklesin.*Kakao serpip ,ye. 

Ev ahalisi yorumları;
 *Kıvam on numara.(Resimde berbat çıksa da )
*Yazın daha iyi gider. 
*En tatlı bisküvi hangisi ise onunla olmalı, ya da kahvesini bol şekerli ya da yoğurda da ayrıca pudra şekeri olabilir ilave edilmeli. Şekeri bana az geldi. 
*Ama güzel mi güzel. Leziz mi Leziz. 
*Kim uydurmuşsa, iyi uydurmuş.

Güzel bir hafta başlasın. Sorunlar çözümlü, insanlar kolay anlaşılır, dertler dermanlı olsun. 
Ama en çok tatlı, mutlu, gülümseten haberler ve işlerle dolu geçsin. 

  

Cumartesi

 Bu gri İstanbul günleri fena halde can sıkıcı. Arada yağıyor, duruyor, soğuyor, ılıyor,kış havası hükmünü sürüyor.  Evvelki gün babamı doktora götürürken de böyleydi hava. KBB hekimi genç hanım  babamın kulak tedavisini kontrol için çağırmıştı. Neyse ki hastane yakın. Hastane değil de Tıp Merkezi, yeni açıldı. Ufak bir yer ama her tür branş var. Babam için bir ilaç yazmış, piyasada yok ilaç.''Bulamadınız değil mi? '' dedi. Kontrol için çağırıyor lakin kullanması gereken ilacı kullanamayacağını tahmin ediyor! Biraz tuhaftı. Muadilini yazdı, pazartesi tekrar kontrole çağırdı. 

Çıktıktan sonra sahildeki belediye tesislerine gidelim ,dedik. Hava yağmurlu diye boş olacağını düşünmüştük. Tahminimi doğru çıktı ,hemen masa bulduk. Güzel, kuru bir havada burada zamanınız sıra beklemekle geçebilir. Öylesine talep fazla. Talebin fazla olma sebebi hem lezzetli yiyecekler, hem nezih ortam, hem uygun fiyatlar. Biz de güzel bir kahvaltı yapıp, üzerine sade kahvelerimizi içtik. 
Kahve içmek için o kadar çok yeni mekan açıldı ki bu  civarda. Sahile giden sokak arasında bir tane daha açılmış. Yürürken gördük. Değişik bir ismi var ,çoğunun olduğu gibi. Şıkır şıkır ışıklandırmış, sakin sokak bir anda cadde havasına bürünmüş. Önünden geçerken içerisinin dolu olduğunu görmek şaşırtmadı. Kimi lak lak yapıyor, kimi laptoplu çalışıyor. Bu kadar çok kahveci olması garibime gidiyor bu muhit için. Çünkü buralar meskun mahal, mesela bu sokak, sokak arası, mahalle içi denilen yerlerden . Çarşı pazar yoğun kalabalık yerler değil ama gelip buraya kocaman ışıl ışıl bir kahveci açmışlar. 
Kısaca zincir olanı ,olmayanı ile  semtimiz, kahvecilerden kahveci beğen bir yerleşim yeri haline geldi.


Birkaç Günlük..


Sevgili Nazik Okuyucu; pazar günümü tümüyle Bridgerton dizisinin   4.sozonu ilk kısmına ayırdım. Şimdi dizilerde moda bu, bir sezonu ikiye bölüp kısa aralıkla yayınlıyorlar. Dört bölüm şimdi yayında, şubat sonunda diğer dört bölüm. Dördüncü sezon evin kızlarına değil,  yakışıklı  oğul Benedict üzerine kurgulanmış. Üstelik bir Külkedisi masalı üzerinden. Masalsı dekor ve kostümlere ,masalsı bir konu gelmiş. 

*****

Covid döneminden beri her yıl bir şekilde süresi uzatılan ilaç raporları dönemi sona erdi. Yeniden ilaç raporu çıkarmak için pazartesiye randevu aldım. Çantamı almak üzere sandalyeye hafif eğildiğimde öksürüğümün tutmasıyla belimin tutulması bir oldu. Neredeyse öyle yere paralel kalacaktım. Biraz açıldı oturunca lakin bugün üçüncü gün hala tutuk haldeyim. Yine de canım acıya acıya gidip muayene ve rapor işimi hallettim. 

***** 

İstanbul günlerdir yağıyor, bugün biraz güneş yüzünü gösterdi sanki. Ruhumuz depresif hale geldi gri havadan. Alışkın değil bünye. Bugün pazarımız var, bakalım fiyat artışları ne durumda. Malum aralık ayında 0 olan enflasyon ocak ayında birdenbire neredeyse 5 lere çıkmış. Vah bu indi çıktı oyunları vah!

****


 

Havadan Sudan Muhabbetler..

 2026 yılının bu ilk ayı, bana çok uzun geldi. Ay sonu gelmek bilmiyor. Neden acele ettiğim konusunda ise bir düşüncem yok. Öylesine geçsin istiyorum.

*****

Annem ,internette beğendiği elbise modelini göndermiş . Hatta linki ile beraber. Zamana uyum sağlamak böyle bir şey. ''N'apalım ,bize göre kıyafet mağazalarda zor bulunuyor.'' diyor. Haklı.  İstediği modelin M si kalmış, aldım. ''Olmaz o beden bana'' dedi, tavır yaptı. Bende başka bir elbise daha aldım XL . Dün geldi kıyafetler; M olan annem için çok bol ,diğeri ise neredeyse dar. Neyse ki kumaşı ve kesimlerini beğendi ,anlar bu işlerden ama ufak tefek tadilat için terziye gidecek. 

Annem bir zamanlar çok iyi dikiş dikerdi. Şimdi evlerde dikiş makinası falan yok. Bizim Singer marka bir dikiş makinamız vardı ve çocukken tüm , gençken çoğu kıyafetim annem tarafından dikilmişti. Burda'nın aylık sayılarından seçerdik kıyafetlerimi. Kumaş almaya bir hevesle giderdik.Akabinde modelin kalıpları çıkartılır, kumaş kesilir, tıkır tıkır dikilirdi. Hepsi ayrı maharet ve çoğu kadın bilirdi elbise dikmeyi. Bize de düz lise olmasına rağmen ufak tefek dikiş işte düğmedir, ilik açmadır, teğeldir vs. bunları öğrettikleri ders vardı. El İşi dersi miydi adı?! hatırlamadım. Şimdi böyle şeyler öğretilmiyor sanırım. Bu dönemden çok farklı zamanlar o zamanlar tabi. Kıyas kabul etmez. Hem yaşam şekli, hem ekonomi hem kullanılan malzeme ,kumaş ,ürün açısından. Bu dönem tüket-at dönemi.

****

Dernek için ,yardım amaçlı kahvaltı organize ediyoruz. İstanbul içi gezilerde belediyeler araç tahsis edebiliyor. Küçük bir otobüs verildi . Talep fazla ,belki bir araç daha verebileceklerini söylediler. Bakalım.

*****

Yazlıkta yaşayan kapı komşum nihayet evine döndü. Önceleri bir kaç aylığına gittikleri yazlıktan şimdi bir kaç aylığına İstanbul'a dönüyorlar. Kiraya vermeyi bile düşünmeye başlamışlar. Kahve içmeye çağırdım geçen sabah. ''Müge'yi seyrediyorum bitince geleyim  '' dedi. Dedim'' gel bende izliyorum.'' :)  Bazı programlar var çoğunluk izliyor ama sorsan kimse izlemiyor, herkes belgesel izlemede. Gündüz programları ve Survivor  mesela..

******

Altın fiyatları uçtu gitti. Bu sene altın günü yapalım demiştik, şansımıza bak. Yedi binleri geçti, on bine varacak diyordu kuyumcu geçen alışımda.  Bu döngü bitsin dolar gününe dönmek lazım, doların artmasını bir şekilde engelliyorlar nasılsa. Seçime kadar da tutarlar gibi. Belli de olmaz ya. Ülkede hiç bir şeyin önünü ardını göremez olduk. 

******

Altın cuma itibari ile düştü. Tv izliyorsanız, altın fiyatları ve emekli maaşlarından başka konu yok. Bir de Suriye mevzuu. Ama akıl ve ruh sağlığı açısından haber ve güncel olayların takibinden uzak durmak hayrımıza.

Öyle böyle derken ocak ayının otuz biri geldi. Bu hafta sonunun bir günü ocak bir günü şubat. Herkes için güzel geçsin,İyi hafta sonları .



İki Tarih Arasında

 Unutmam ,unutursam diye de takvimime not alırım sevdiklerimin doğum günlerini. Çok kalabalık değil zaten, çocuklarımın ki unutulmaz ikisi aynı tarih olduğundan kolaylık, canlarım benim. Eşim zaten bir ay önce hatırlatmaya başlar. Kardeşimin tarihi bana yakın. Babamınkini son yıllarda hatırlar olduk. Anneminki ise iki farklı tarih; kimlikte yazın ortası, gerçekte kışın ortası.  Anneannem''sen ocak ayında doğdun'' demiş, nüfusa geç kaydetmişler. Öyle diyorsa öyledir, doğuran bilir.Onun için bu ay kutluyoruz doğum gününü. 

Lakin ben bu kez unutmuşum ,takvime de bakmamışım.Sabah kardeşim arayıp hatırlattı. Aradım ''Telefonla mı kutlayacaksınız?'' dedi. ''Yok ,gelicez, ön kutlama yapıyorum.'' dedim. Sekizle başlayan yaşlara giriş yılında, biraz mutsuz,geriye fazlaca bakıyor. ''Anne sen artık yetmiş dokuz da kal o zaman,'' deyince ''Boşver yaşlarındayım artık, soranlara söylemem'' dedi. Maşallah diyeyim sevgili annem, sağlıklı yaşları olsun.

Tesadüf bu ya, akşam annemle aynı yaşta olan bir sanatçıyı dinlemeye gittik. Sesine hayran olduk; Işıl Ay . Eski bir Türk Sanat Müziği sanatçısı olan Şükran Ay'ın(1931-2011) kızı.Annem Şükran Ay'ın sesini çok severdi. Küçüklüğümde radyodan ya da plaklardan dinlemişliğim çoktur. Işıl Ay hanımın sesi de geçmişten süzülüp gelmiş gibiydi. Muhteşem, keyifli bir müzik ve eğlence gecesi oldu. Üstelik bu gecede kırk yıllık üniversite arkadaş ve dostlarımızla beraberdik. 

Dönüşte oldukça geç olmuştu ama Kadıköy hala cıvıl cıvıl gençlikle kaynıyordu. Metroda siyah gömlek ve kırmızı kıravat takarak bir örnek giyinmiş, bazıları, renkli saçlı liseli gurubun arasında kaldık.Yabancı dil gibi gelen konuşmaları, bizi geçmişten geleceğe taşıyıverdi:) Geldikleri konser ,şarkı ve şarkıcılarla ilgili yorumlarına, anlamadan kulak misafiri olduk. Emo Era party konseriymiş, onlara göre nostaljik ama hit şarkılardan oluşan bir konsermiş. Neşeleri, enerjileri müthişti. Yorumları ilginçti. Bir anda sanat musikisinden ,rock müzik dünyasına geçtik. Gençler bizi hatıralardan çıkarıp, hızla günümüze getirdiler. Aynı vagonda, iki farklı zamandan ,biraradaydık.

 Bu hafta sonu da öyle geçti işte. Bir doğum günü, bir ses, bir metro vagonu. Zaman kendince aktı. Biz de içinde, kendi tarihlerimizle yol aldık

 


Güno..

 


Yağmurlu ,aydınlanmamış bir İstanbul sabahından günaydın. Saat 08:12 laptop sağ en alt köşede gösteriyor. 

Önce çiçeklerimin haftalık suyunu verdim, orkideler ve para çiçeği haftada bir su istiyor. Balkondaki japon gülü de kışın pek su istemeyenlerden o da haftada bir sulansa yetiyor. Yazın sıcak havalarda çok su sever. Hava durumuna göre.

 Sonra baktım sekize geliyor, oğlum kalkmamış henüz. Akşam maç izlemeye gittiler o yağmurlu havada. Keşke yenselerdi, ben bile Fener yensin istedim.Ne de olsa milli maç bu. Statda her seyirciye şanlı al bayrağımız verilmiş. Malum bu hafta içi hepimizi derinden üzen görüntülerle karşılaştık sosyal medyada. Bayrağımız bizim en önemli milli değerlerimizden. Bu konulardaki tepkileri ve seyirciye destekleri konusunda fenerbahçe fark yaratıyor. Galatasaraylı olarak bunu kabul etmemek olmaz. Yorgun ve ıslanmış olarak maçtan geç gelen evlat  ''ne çabuk sekiz olmuş'' diyerek uyandı, hazırlanıp jet hızı ile evden çıktı. 

Bende birazdan gözlüklerimi almaya gideceğim. Dün göz doktoruna gittim,iki yılı geçmiş derinlemesine muayene olmayalı. Gidince yanlış günde randevu aldığımı anladım. Sömestre tatili nedeniyle randevular yoğun ve çoğu çocuktu:) (Şu ara her yer kalabalık, sair günlere göre) Son zamanlarda ekrana bakarken  gözlerim rahatsızlık vermeye başlamıştı, sebebi göz kuruluğu imiş. Sabah akşam göz damlası kullanacağım. Bir de yakın uzak bir arada gözlüklerden yaptırdım. Kullanan arkadaşlarım memnun, bakalım benim için nasıl bir deneyim olacak?  

Evet bu sabah bizim evin hallerinden durumlar böyle. Yazmaya ara vermemek adına bir iki kelam etmek istedim. Hadi bakalım, iyi haberler alacağımız bir güne başlamış olalım.


Kar,Marmaray ve Yedi Kocalı Hürmüz.

 


Kar yağacak diye alarm verirler, okullar tatil edilir, kar küreme araçları caddelere çıkar.

O kar yağmaz.

Hiç uyarı yapmazlar, kar yağar.

Kanımca okullar tatil olduğu için uyarı yapılmadı. Zaten lapa lapa yağan bir kar da yoktu. Tane tane dökülen, kimi zaman sulu kara dönüşen kar taneleri İstanbul’u ziyaret etti, geçti gitti.

Ben de böyle soğuk bir kış akşamı Yedi Kocalı Hürmüz müzikalini izlemeye gittim. Daha önce pek çok kez izlemiştim oyunu ve filmini. Türkan Şoray oynamıştı filminde. Bu kez müzikal bir oyun olarak sahneleniyor ve başrolde Çağla Şıkel var.


Pazar akşamı Marmaray bomboştu. Keza istasyonlar da öyleydi. Açılan kapılardan, sadece rüzgâr eşliğinde kar taneleri giriyordu. Biraz söylendim: “Yağmadı yağmadı, bu akşamı mı buldu?” diye. Havaya rağmen salon tıklım tıklımdı. Benim gibi kimse bu gösteriyi kaçırmak istememişti. Aylar önceden alınan bilet fiyatları, “yakalım gitsin” diyecek gibi değildi malum.

Sadık Şendil’in oyunu Yedi Kocalı Hürmüz, Türk tiyatrosunun klasik eserlerinden biridir.

Sinemada 1971 yılında Türkan Şoray, Yedi Kocalı Hürmüz’ü perdede canlandırdı. Daha sonra tiyatro oyunu ve müzikal olarak sahnelendi; pek çok sanatçı Hürmüz’e hayat verdi.

Benim aklıma ilk gelen ise tiyatro sahnelerinde, muhteşem sanatçılığı, güzel gözleri ve sesiyle Ayten Gökçer’in (1940–2024) oynadığı Yedi Kocalı Hürmüz karakteridir.

Sonrasında Birce Akalay Hürmüz rolüyle sahnede yer aldı. Onu izlemek kısmet olmadı. Şimdi ise Çağla Şıkel, Yedi Kocalı Hürmüz rolünü sahnede müthiş bir performansla canlandırıyor. Hem dansları, hem kalabalık dansçı kadrosu hem de usta sanatçıların yer aldığı oyuncu kadrosuyla tiyatro şahane bir oyun çıkarmış. Yaklaşık üç saat süren bu müzikal hiç sıkmıyor; aksine son derece eğlenceli. Müjdat Gezen, Suzan Kardeş, Defne Yalnız gibi usta sanatçıları izlemek de cabası.

Karlı bir kış akşamında, on ikide kalkan son trene güçlükle yetişerek evime vardım. O akşam Marmaray’ı ben kapattım gibi oldu; güvenlik görevlileri son kontrolleri yapıyordu. Oğlum da beni istasyonda bekliyordu. Birlikte evimize döndük.

Yapay Zekaya Göre Kimmişim?

 

Yine Birgün Biz Böyle mim yapmış. Mimler de zamana göre güncellenmiş. Yapay zeka ile ilgili bir mim. 
Artık hepimizin bir şeyler için kullandığı yapay zekaya soruyoruz; Sence benim posterimi yapsan nasıl yaparsın? Beni tanıdığın kadarı ile nasıl biriyim? 
Hiç cevap vermeden direkt görsel hazırladı.
Beni böyle afişe etti.  Şimdi ben pek bunu kendime göre bulmadım. 
Kendisi ile söyleştik. ''Meraklı'' ''Üretken'' ve ''Değer veren'' kısımları gerçekçi ama neşeli olduğum ve imojilerle süslenen kısımların klişe olduğunu kabul etti.Yazılarımı daha gri ve daha sert tonlu buluyormuş.
 Biraz daha derinlemesine ineceğini belirtip  yeni bir ''ben ''yazıverdi. 


Ve bu gerçekten benim duygularıma tercüman olmuş olabilir, kendimi yazsam böyle yazardım ,sanırım.Belki bu kadar da yazamazdım. İnsan kendini anlatırken  ya çok öğer ya da yerer. En zor şey kendini anlatmak değil mi?. 

Dönüşüm..

Bu merdivenlerden, yaklaşık otuz yıl önce oturduğum evin sokağına çıkılıyor. 
Lösev(Lösemili Çocuklar  Vakfı)ve Belediye işbirliği yaparak , farkındalık oluşturmak amacıyla bu merdivenleri boyama etkinliği yapmışlar. Renkli olmuş. Çocuklarımızın hayatı da hep böyle renkli, hep gülenyüzlü olsa.
Merdivenlerden sonra çıkılan sokak burası ama oturduğum apartmanın yerinde  yıkıntı var. Sokaktaki pek çok bina gibi  dönüşüme girmiş.
Üzücü, hatıralar hayal olmuş. 
Kartal'da pek çok mahallede pek çok bina yıkıldı. Kimi tek ,kimi ada bazında yıkılan binalar büyük boşluklar oluşturuyor. İlçemize de kötü bir görüntü verdiği gibi havamız da toz içerisinde. Şimdi bu yıkım işleri haziran ayına kadar durmuş ,diyorlar. Yeniden imar planları falan çizilecekmiş. Bir çok insan , yeni ve sağlam ev umuduyla evini boşaltıp, kiraya çıktı. Yıllar sürecek olan bu inşaat işleri konusu ,Kartal'da konuşulan konuların başında geliyor. 

 

bugünlük..

Dün uzun süredir sadece telefonla görüştüğüm dostlarımla buluştuk. Hava da ne soğuktu. Güneşli ama buz buz.. Sahildeki kafeye gidelim diye sözleşmiştik .Ama geçen günkü lodos fırtınasını unutmuşuz. Kafeyi deniz başmış, ufak çaplı bir tusunamiye maruz kalmış sahil kenarı balıkçılar, lokantalar ve kafe. Geçiçi olarak kapatılmıştı, tadilat vardı içeride. 

Biz de çarşı içinde başka bir yerde oturduk. Mekanlarda yine içeride sigara içiliyor ve içilen taraf yine içilmeyen taraftan  geniş. Konusu geçtiğinde televizyonda  sigara kelimesi bipleniyor ya da ''Sigara sağlığa zararlı'' deniliyor hemen. Pek bir faydası yok demek ki ! Biz içilmeyen tarafa geçtik. Arkadaş çevremden içen az, içen de dışarı çıkıp içer. Çoğu arkadaşım da -eşim dahil- bıraktılar bu kötü alışkanlığı.

Çalıştığım zamanlar ben hiç içmediğimden ,çok rahatsız olurdum. İşyerlerinde herkes masasında içerdi, 

Hiç unutmam yeni mezun olmuşum, yeni işe girmişim. Bir müfettiş, bir yazıcısı memur hanım bir de ben çaylak. Adam devamlı sigara ağzında emzik gibi, birini söndürüp birini yakıyor. Oda duman içinde. Eve gidiyoruz kahveden gelmiş gibi saçım, kıyafetim hep duman kokusu. Dışarıda içmesini rica edecek olduk bir kez ''Bedava yararlanıyorsunuz sigaradan işte '' diye laf etmişti . Kaba, görgüsüz adam. Neyse ki o bölümden kısa süre sonra ayrılmış,  rahata ermiştim. 

Sonradan bitti kapalı alanda sigara içme dönemi. Ceza afişleri asıldı işyerlerine, içene şu kadar para cezası var, diye. Temiz havaya kavuşmuş olduk. 

Peki şimdi ne olmuş da bu kural yine gevşemiş, bilemiyorum. Bu konu böyle sigara içmeyenler için duman aşırı rahatsız edici oluyor.

 

Dönüş yolu marmaray istasyonu.
Henüz boş, gerçi bu durak  arada bir durak .Banliyö trenleri zamanında yoktu ,marmaray da ilave oldu. İyi de oldu:)

(Bu yazıyı yazarken caddeden dört itfaiye aracı canhıraş sesleri ile trafiği açmaya çalışarak geçtiler,Allah yardımcıları olsun)

Tarihi Geçmiş Çözüm

 Dün Youtube' da Serdar Akinan'ı dinlerken anlattığı bir olay tüm gün aklıma takıldı. Türkiye'nin gerçek gündemi yoksulluğu anlatırken ,yönetenlerin bulduğu bir ''çözümden'' bahsetti. İnanılır gibi değil.Ama aslında inanılır.Hatta bizim ülke halkına gayet makul gelir, ''ne güzel'' ,diye alkışlanır. 

Yeni bir tür market zincirleri açılmaya başlamış, belki duymuşsunuz. Bu marketlerde tarihi geçmiş ürünler ,ucuz fiyata satılıyormuş. Son dönemlerde paketlerin üzerinde/ki ben özellikle dikkat ederim/ bir ''SKT'' (Son Kullanım Tarihi) , bir de ''TETT'' (Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi) kaşesi var. Bu TETT hayatımıza sonradan giren bir etiket. 

''TETT'' ne demek derseniz; eğer bir ürün ,her ne olursa, uygun koşullarda saklanmış,korunmuşsa, bu tarih geçse bile kullanılır, tüketilir demek. Ama tabii ki kalite ,lezzet, güvenilirlik aramayacaksanız. Peki bunları aramasak bile  bu paketin bu şartlara uyduğunu nereden bileceğiz? İçimiz rahat nasıl kullanacağız?

Bu etiketlemenin amacı israfı önlemekmiş. Yeni açılan bu marketlerde bu ürünler çok ucuza satılıyormuş. Girdim ınstagram sayfalarına baktım.Kendi çapında tanınmış hiç bilmediğim bir sürü sosyal medya fenomeni tanıtım yapmış. Mobil uygulaması bile var.

Akşam bu  marketler biraz da methedilerek, Sözcü Tv de verildi. Buna gerçekten şaşırdım. 

Evde  buzdolabında bir kaç gün geçmiş ya da buzlukta çok uzun kalmış yiyecekler için hepimiz ''Yenilir mi bu acaba?'' diye düşünürüz. Ziyan olmasın diye düşünür  ''Yenir yenir'' deriz. 

Ama içimiz rahattır. Kendi mutfağımızdır, nasıl sakladığımızı biliriz. 

Bu ise böyle bir şey değil.

Bu bence yoksullar için üretilmiş, israfı önleyelim adıyla süslenmiş bir kandırmaca. Ve inanıyorum ki çok rağbet görecektir. Üç harfli marketlere de rakip olacaktır. Çünkü kalite , lezzet, sağlıklı ürünler aramayı bıraktık çoktan yeter ki ucuz olsun derdine düştük. 

Yazık ,hepimiz adına  üzüldüm ..

Bugünlük..


 Yeni bir kitaba başladım Paul Coelho''Casus''. Romanda, 20.yüzyılın başında casuslukla suçlanarak idama mahkum olan Mata Hari'nin avukatına yazdığı mektubu konu edilerek, hayatı anlatılmış. Paul Coelho'nun yine sürükleyici bir dille kurguladığı romanını severek okudum. Hava buz gibi, yağmur,lodos bitmiyor tam evde kitap okuma havası. Zor şartlarda yaşam sürenleri, çalışanları düşününce tam bir lüks. 

Malum dünya karmakarışık, bir düzen değişikliğinin tam ortasındayız. Venezuella'dan sonra İran'daki karmaşa,isyan, hak mücadelesi artık ne denirse. Pek çok insanın canı yanıyor. Ülkesinde yaşayan insanları zorla bastırmak isteyen güçlerin ilk yaptığı şey interneti kesmek, dünyadan izole etmeye çalışmak.Sansür, şekli değişse de hep var. Yönetenler sadece kendi seslerini duymak istiyorlar. 

Bizde de en düşük emekli maaşlarının yirmi bin lira olması için muhalefetin cılız sesinden başka ses yok. Hafta sonu mecliste oturma eylemi yapmışlar, aman ne büyük etkinlik, bravo..
İçtiğimiz suya yeni yıl geldi hemen zam  geldi. 160 TL den 185 TL ye çıktı. Bu nakit ödenen bir harcama olduğundan dikkat çekiyor. Diğer faturalar kredi kartına bağlı olduğundan çoğuna gelen zammı fark edemiyoruz.  Bu arada zam zam diye ortalığı inlettikleri farkları da henüz görmedik, şubatta inşallah. 
Galatasaraylı olarak Fenerbahçe'yi kutlamadan olmaz, Türkiye Kupasının sahibi oldular. Küçük ailemde herkes Fenerli bir ben Galatasaraylı. Ben de onlarla sevindim. Maçtan çok dağıtılan yağmurlukların olay olması ayrı bir gülünç durumdu. Galatasarayın bunu telafi etmesi bir sonraki maçta seyircisine kaliteli yağmurluklar dağıtmasını bekliyoruz. Çok dalga geçildi çünkü. 
Yeni bir hafta başlıyor. Bugün kar yağma ihtimaline karşı okullar tatil, etrafa bir sükunet hakim. Lakin kar yağmıyor. Belki kuzey taraflarına yağıyordur. Keskin bir soğuk var. Dışarıda olanlara kolaylık dilerim. İyi haftalar.

Lodos Günü.


 Dünden sonra, inanılmaz bir hava durumu değişikliği yaşadık İstanbul'da . Lodos uzun yıllardır bu kadar şiddetli vurmamıştı. Özellikle bizim yaşadığımız bölge felaketti. Geçen akşam balık yediğimiz balıkçıyı deniz bastı, yollara keza öyle. Dün günlük güneşlik olan hava bu gün sinir krizi geçiriyor gibiydi. Babamın kontrol randevusu vardı ,sabah iyi ki erken almışız randevuyu diye ,şükrettik. Biz hastanedeyken hava sadece hafif rüzgar ve yağmurken öğlen saatlerinde coştu. Bir ara dolu bile yağdı. Bir plazanın 28. katında çalışan kızım binanın bir iki dakika deprem olurcasına sallandığını anlattı. Dışarıda olanlar için zor bir gündü.

Lodosumuz çok eser, böyle maddi zararlara hatta can yakıcı olaylara neden olması ara sıradır. Herkese geçmiş olsun. 08.ocak da hava böyle şiddetle savrulurken, 07. ocak günü de tıpkı aşağıdaki gibiydi.


Evet.. Evvel ki gün günlük güneşlik, dün sırılsaklam, uçuran ve bugün kimbilir nasıl bir güne başladık. Şimdilik sakin görünüyor😊


Değişim Hep Var..

 


Beklenen Aralık ayı enflasyonu açıklandı; yüzde 0,89. Bir bile değil yani. Böylelikle üç aylık enflasyona göre belirlenen emekli maaşları 12, 19 'da kaldı.  En düşün emekli maaşı yirmi bini bulamadı tıpkı asgari ücretin otuz bini bulamadığı gibi. Sıka sıka döndük muma. 2027 ye para biriktiriyorlar sanırım Malum seçim o zaman. Bizim halk da bu yemi yine yutarsa , peh! hak ettiği gibi yaşatıldığını bir kere daha kanıtlamış olur.

İstanbul'un uçuran lodosu nihayet duruldu. Adaların etrafına demirleyen gemiler yine açıklara gittiler.Hava ılımanlaştı. Ben ev kuşu , tv başında zaman geçirdim. Survivor başladı. Kış mevsiminde başka ülkelerin sıcak, yağmurlu kışlarını izlemek iyi geliyor. Bayhan var bu sene kırmızı takımda. 2003 yılında Pop Star yarışmasında tanınmıştı. Değişik titrek bir sesi vardı. Yarışmadan önceki sabıkasını gizlediği için olay olmuştu. Sansasyonel bir yarışmacı olarak akıllarda kaldı. O yarışmada kim birinci hatırlanmaz belki ama Bayhan yarışmanın ünlüsü oldu. 

Bir zamanlar sadece diziler yoktu TV'lerde . Şarkı yarışmaları da çok izlenirdi. Kanal D'de yayınlanan Pop Star Türkiye bunlardan biriydi. Sonra ATV'de yayınlanan Akademi Türkiye. Rahmetli Barış Akarsu birinci olmuştu. Bu yarışmalarda çok ünlüler jüri üyeliği yapıyordu; Armağan Çağlayan, Deniz Seki, Reha Muhtar, Meral Oktay ;Bülent Ersoy vb. Özgür Çevik'te Akademi Türkiye'den sonra ünlü olmuştu.  Bu yarışmalar daha sonralarda bitti. Hem izleyici yapısı, hem memleket insan yapısı değişti, akıllı telefonlar elimizdeki yerini aldı ,bu yarışmalarda eski ilgisini, kaybetti. 

Şimdiki zamanda( AI -Artificial Intelligence) Yapay Zeka şarkı yapar oldu. İnsan sesini taklit ediyor, beste de yapıyor güfte de. Daha ne hacet başka şeye. Hatta TYT diye bir kanal var, yeni bir kanal sanırım orada yapay zeka ile üretilmiş iki spiker haber sunuculuğu yapıyor. 

Değişmeyen tek şey değişim ve çok şey değişiyor hayatımızda.

Biz Böyleyiz? Dünya Nasıl?

 Yeni yıla girerken ilk haberlerden biri, yeni yılda doğan ilk bebektir. Saat 12 yi vururken, dünyaya 'merhaba' diyen kız bebek mi erkek bebek mi? ailesi ,doğduğu şehir ,haber olur. Bu yıl hemen her ilimizden yine yeni yılın ilk bebeği haberleri vardı. O bebekleri ziyaret eden yöneticiler, verilen hediyeler , bebeklerin isimleri . Bunlar mutluluk verici haberler oldu.

Ama  Fatih'te iki aylık bir bebeğin açlıktan öldüğü haberine ne diyeceğiz. Açlıktan ölmekten ziyade açlıktan öldürülmekmiş. Ailesi ,dilim varmıyor ailesi demeye,bilerek beslememiş bebeği. Geçtiğimiz yıl ''aile yılı'' ilan edilmişti ,değil mi?Nasıl aileler yaşar olmuş bu ülke de ağzımız açık kalıyor. 

Biz böyleyiz ,dünya pek mi güzel? Biz bunları düşünürken dünya da yerinde durmuyor.

Bugün Amerika Venezuella'ya girdi. Savaş tamtamları çalıyor sandık, adamlar ülkenin başkanı ve karısını dertop edip götürdüler. Kendi ülkelerinde yargılayacaklarmış. Neler görüyor, duyuyoruz. İlginç olaylar.

İstanbul'da lodos fena esiyor. Akşam balık istedi canımız, evde kızartması zor oluyor, balıkçıya gittik. Tüm masalar doluydu. İstavritler çok küçük, tekirler etliydi, mısır ekmeğini güzel pişirmişlerdi. 

Eve gelip çayımızı demledik. Lodos tüm gece ve bu sabah devam ediyor. Uğultusu zor uyuttu.

 Bu sabah lila renkli orkide de çiçeğini açtı. Dünya böyle işte,karanlığın arasında bir yerde bir umut hala var diye yüreklendiriyor insanı.



bugünlük..

 02.01.2026 cuma. İşyerlerinin bir kısmı tatil ilan etmiş bugünü, bazısı çalışıyor. Kızımın işyeri tatile bağlamış cumayı, oğlumun işyeri açık, o işe gitti. Bayram seyran arası tatile bağladıkları günleri, meğer yıllık izinden düşüyorlarmış. Evlatlar ''eksi izne düştük'' diye konuşuyorlar arada; ''O ne demek ki'' deyince anlattılar da anladım:)Ben bankada  böyle tatil bağlama olaylarını yaşamadım. Devlet  bayramlarda, arife ya da sonrası günleri tatil ilan ettiğinde, biz yine çalışırdık. Çünkü bunlar resmi tatil değil idari tatildir. İşi olan , gezmeye gidecek olanlar idareten izinli sayılır./dı/Şimdi belki değişmiştir. Özel şirketler de böyleymiş, çalışan herkese allah kolaylık versin. Bizim memlekette tatil bol zaten, izinler de ekstra kalıyor. Yeter ki tatile gidilebilecek maaşlar verilsin. Gençler evde yatarak değil ,gezerek tatilin tadını çıkarsın.


Zülfü Livaneli nin 'Bekle Beni' kitabına başlamıştım, biraz devam ettim bugün. Novella beni sarmadı, yarım bıraktığım  kitaplar arasında yerini aldı.

Kitabı bıraktım, ''Run Away'' e başladım. Harlan Coben'in romanı mini dizi olmuş. Bir bölüm sonra annem aradı, epeydir görmediğim kuzenim gelmiş,"hadi sende gel" dedi. Hazırlanıp çıktım.Bugün niyetler başka ,yapılanlar başka oldu. Hem muhabbet hem gidip gelirken yürüyüş iyi geldi. 

İstanbul için soğuk bir hava var.

Ve yine akşam oldu, hüzünlü renklere büründü gökyüzü.




Özel Bir Gün mü? Yoksa Sıradan mı?

 1 Ocak Perşembe 2026 Yılı. 

Yeni bir yıla başlarken İstanbul'da hava yağışsız, kuru bir ayaz var. Çok beklenen kar yağmadı. Yılbaşını önce annemlerin evinde, saat 10'dan sonra da kendi evimizde karşıladık. Annem babam ve teyzem ,eşim, oğlum ve ben güzel yemekler yedik, hafif içkiler yudumladık, televizyonda müzikli eğlenceli tek program sayılabilecek O Ses Özel Yılbaşını izledik. Çay ve tatlı faslından sonra yürüyerek eve döndük, sokaklar sessizdi. Evin arkasındaki parkta bir kaç genç grup toplaşmış, eğleniyorlardı. Gençlik güzel şey. Evde  Cem Yılmaz stand up gösterisini izledik yeni yıla gülerek girelim diye. Gülünç müydü?Eh işte. Fena değil.

 Saat 12 de her zaman olduğu gibi, göremediğimiz ama seslerini duyduğumuz, havai fişek seslerine ,silah sesleri de karıştı, kırmızı işaret fişekleri gökyüzünü kırmızıya boyadı ,bir patırtı bir gürültü sonrası etraf yine eski sakinliğine kavuştu. 

Her sene beklenen yeni yıl, yine geldi.

TV'lerde yeni yılın ilk günü dün akşamın programlarının tekrarını, dışarda hafif hafif yağan arada tipiye geçen pamuk gibi bir kar yağışını izledik. Biz sahil kesiminde oturduğumuzdan kar yerlerde tutmadı. TV'lerde gösterilen o karlı İstanbul çok ötelerde, kuzey taraflarda ama artık her yer İstanbul.

Size de oluyor mu bilmem ama yılbaşı herkes için aynı duyguları uyandırmıyor. Kimisi için mutluluk veren yeni oluşumların ,planların, listelerin başlangıcı kimisi için sıradan bir gün. Ben  belli bir süredir ikinci kısımdayım. 

Yılın son ayında her mecrayı parselleyen kadını erkeği ile astrologları dinleyince bu yıl zaten hiç iç açıcı değil. Hatta 2025 yılı için fragman 2026 da asıl film başlıyor diyenler bile var. Gerçi kendi burcum Aslan bu yılın ikinci yarısında şanslıymış. Bir altı ay dayanacağız o zaman bakalım ne gibi şanslar karşılayacak bizi. Ama bu astrologlar gerçekten aşmışlar kendilerini;kişileri, günleri geçmiş altın gümüş,para,platin her şeyin falına bakar olmuşlar. Bol bol dinledik.

Dinlediğimiz şeylerin bir kısmı da zamlardan oluştu, moral bozucu. maaşlara verilecek zamlar eridi şimdiden. TV'lerde sabah erken İstanbul Galata köprüsü ve civarında  yapılan Filistin yürüyüşü vardı, bazı kanallar sırf bunu verdi. Aklıma geldi bir ara cola boykotu vardı, şimdi her kanal her program her dizi de cola reklamı veriliyor. Boykot bitti sanırım. 

Evet bu arada iki  orkidem goncaya durmuştu , yeni yılda ilk olarak beyaz orkide çiçeği açtı. 

Beyaz güzel bir renktir. Şimdi sıra lila renklide.