#trafik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#trafik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Başımıza Gelenler..

 İstanbul'da yaşamak her daim zor hale geldi. İnsanlar çok asabi çok. Hiç beklemediğiniz bir anda bir  vukuatın içine dahil olabilirsiniz.
 Mutlu mesut bu çiçekler gibi rengarenk bir halde trafiktesiniz mesela dün bizim olduğumuz gibi. Sakince bir yerden eve dönmeye çalışıyorsunuz. Az da kalmış, mahalleye varmışsınız. Parkın kenarındaki sokak çift gidiş geliş, lakin yolun tek tarafında arabalar tren vagonu gibi dizili park halinde. Genelde Marmaray'a yakın olan tüm sokaklar park yeri halini aldı. Sabah gelip arabalarını park ediyorlar ,marmaraya binip işlerine ya da her nereye ise gidiyorlar. 
Sokak araları trafiği tam bir keşmekeş. Biz de yolun girişinden baktık gelen yok ,sokak zaten kısa mesafe başından sonu görünüyor. Girdik yola çok az kaldı ki bir başka araç hızla sokağa girip önümüzde durdu. Camdan o cücük kafasını çıkarıp el kol ile geri gidin diyor. Filtreli camdan bile belli olan kırmızı rujlu bir kadın var yanında. Başladı ona bağırmaya ''çek resmini çek çek  cimere şikayet edeceğim'' 
Töbee! Eşim kibardır trafikte çok uzun yıllardır araç kullanır,bilir yol yordam. Ama adamın böylesine ilk kez çattık. O ancak beş-on metre geri gidecek, neredeyse köşede duruyor ,biz tüm sokağı geri gideceğiz.
Vallahi o hengamede aklıma ;Bir köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi hikayesi geldi. Sinirim bozuldu:)
Neyse adam yine el kol yapıp geri gitti(mecbur) ,bende benim beyi sakinleştirerek yolumuza devam ettik. 
Yani bu İstanbul'da trafik çıldırmış. Kolay kolay da hale yola gelmez. Çünkü o kadar dikine ve çarpık yapılaşma var ki .Yol desen aynı yol, herkes yıllar öncesinin o sakin sokaklarına doluştu.
Aynı gün içinde bir kaza ve bir kavgaya daha şahit olduk. 
Dün Anadolu'nun çok güzel bir şehrinden gelen okul arkadaşımla buluşma ayarlanmaya çalışılıyordu. Bir türlü denk getriremedik; ''Bizim orada her yer yarım saat, burada kimi metroya yakın istiyor, kimi metrobüse nasıl buluşacağız bilmem.Okul zamanı böyle miydi İstanbul'' diye şaşkınlığını belirtti. 

Öyle ne yazık ki İstanbul'da yaşamak tam bir çile..
Çile bülbülüm çile..
 

İstanbullunun en fena derdi..

ocak ayının çarşambası,
tam okulların çıkış saatine denk gelmişiz. Gri puslu bir hava var.Hava kirliliğini ,nefes
aldıkça genzinizi yakan, is kokusundan alıyorsunuz.Tüm minibüsler tıklım tıkış geliyor.
İnsanlar ayakta rahat dursun diye ,içerdeki koltuk sayılarını azalttılar.
Gençliğimde okula giderken ,hatırlarım minibüslerde
ayakta yolcu almak yasaktı. Şimdi hatırlamaz gençler,'' trafik kontrolü '' diye bir şey
vardı gündüz yollarda. Eğer kontrol varsa ,şöför ya da muavini ''ayaktakiler çöksün''
evet evet ,ayaktakiler çöksün ,diye seslenirdi,
yarı bellerinden eğilmiş  3-4 yolcuya. Onlarda aradaki daracık koridorda
çömelirlerdi ,oturuyorlarmış gibi. Kamera şakası gibi.
Şimdi dolmuşta ayakta gitmişsin,oturmuşsun kimse umursamıyor.
Ne ayakta yolcu alıyorsun ,diye şoföre ceza var,
ne de insanların böyle istiflenmiş halde yolculuk yapmaya itirazı.
Kişi kendine değer vermiyorsa, başkaları hiç vermez.
Git de ,var da varacağın yere ,nasıl varırsan var, der.
Ana caddeye yürümeye karar verdik.
10-15 dakika yürüdük.İyi de geldi aslında.
Amma velakin cadde kilit, baş belası trafik durmuş.Arabalar duruyor, yayalar ilerliyor.
Çünkü neden;
caddenin yan tarafındaki tren yolu yıllardır insaat halinde , yolun yarısı kapalı,
köprüler kapalı, yaya geçitleri kapalı.  Neredeyse beş yıldır devam eden bir
Marmaray inşaatı . Sanki atla deve, bitiremediler gitti.
Genç olsak yürü Kartal'a kadar ,nasılsa vasıtaya binsen
gitmiyor, içerisinde oturacaksın.Lakin yorgun ayaklar
öyle demiyor.
 Söylene söylene biraz daha yürüdük,
 trafik hafif açılır gibi olduğu yerde bindik bir alamete,
gidedurduk evimize..
Demişti canısı ''alayım seni çıkışta'' diye. Söz dinlemedim, yorgunluktan bittim..
--------
(foto.int.alıntı)

mandalina çok tatlı, yemeden alma

 
 

 Yağmur hızlandı.Cama vuran taneler irileşti. Arabanın içinde müziğin sesi sileceklerin arada sırada
sağdan sola savrulan  lastik gıcırtısıyla bölünüyordu. Hava yağmur karanlığına bürünmüş,
neon lambalı dükkan tabelalarının ışıkları daha göze çarpar olmuştu. Gıdım gıdım ilerleyen
yolda, önlerine mandalinacının kamyoneti düşmüştü. Gebe olsa canı çeker insanın diye düşündü,
gözlüklerini takıp çamurluğa yapıştırılmış yazıyı okudu;''Mandalina çok tatlı, yemeden alma''organik ve yerli .4 kilosu 10 liraymış dedi, kocasından baştan savma bir, hıı hı sesi geldi,
devamında ' yürüsene be kardeşim'  homurtusu .
Kadın kamyonete döndü yine.Mandalinaların gerisinde armut ve nar vardı.Arka cama yine aynı
yamuk yumuk el yazısıyla , narın da organik, yerli , Finike'li olduğu yazılmıştı.
Yine kocaman bir 4 ve 10 rakamları.Kenarları yıpranmasın diye de sıkıca bantlamışlar.Tam kış meyveleri ,diye aklından geçirdi.Narı sevmezdi ama mandalina ve özellikle armuda bayılırdı.''Olaydı soyar yerdik.
Bu trafikte insanın yanına yolluk koyması şart, içim kıyıldı'' ,diye söylendi.
 
Kafasını organik ve yerli meyvelerle yüklü kamyonetden ötelere çevirdi, baka baka ağzı sulanmıştı valla.
Ay o da nasıl bir dükkan ismi öyle .''Şımarık AVM'' Hem de ne alırsan 5 TL. Eski 1 milyoncuların yeni döneme uygun hali 5 liracılar herhalde.
Bir furyaydı o 1 milyoncular.Hala dile yerleşmiştir, ucuzcu dükkanlara
bi milyoncu denilmesi. Burada da sanırım 5 liradan kasıt o ,yoksa 5 liraya bir bardak çay ancak
içilecek yakında, diye düşünürken ,içinden dükkana girip ne var ne yok diye bakmak istiyordu.
Ne alırsan 5 lira, ne de iddalı bir cümle..

Yerler iyice ıslanıp insanlar yollarda tek tük hale geldi. Balıkçılar led lambalar altında parlayan
balıklarına müşteri gelmesini, daha çok bekleyeceklerdi. Boğaz kenarında bile balık  oldukça fiyatlı,
et zaten cep yakıyor bari balık ucuz olaydı bu kış diye düşündü..

Kocası gitmeyen trafiğe söyleniyordu hala. Akşam evde yemek yoktu, karşıya geçince
bizim ordaki balıkçıya uğrasak da palamut alsak, bir de salata yaparız,diye düşündü.
Helvada almışlardı geçen balık pişirdiğinde.Birer lokma yedikleri için,malum,şekeri vardı kocasının, kalanı dolaptaydı.Fıstıklı helva..Pek güzeldi.
Trafik açıldı nihayet, köprü yoluna doğru hızlandı araba.
 Kocası radyonun sesini açtı.
Sıla çalıyordu.

''Konuşmadığımız şeyler var'' albümünden
Oluruna bırak...