NobelÖdülleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NobelÖdülleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

VOSS

 

Nobel Edebiyat Ödülü alan yazarlara ait eserleri okumaya Şubat ayında da devam ettim. Bu ayın kitabı Avusturalyalı yazar Patrıck White (1912-1990) a ait.                     Patrıck White 1973 yılında aldığı Nobel Edebiyat Ödülü ile Avusturalya'ya ilk ve son Nobel ödülünü kazandırmış. Kendisi şair, öykü, oyun ve roman yazarı. İngiliz Edebiyatının önemli yazarlarından birisi. VOSS isimli eserini 1957 yılında Avusturalya'da 9.yüzyılda bir keşif gezisinde kaybolan Prusya'lı kaşif Ludwıg Leıchthardt'ın hayatından esilenerek yazmış.

Patrick White'ın eseri olan VOSS adlı roman 552 sayfa.                                Türkçesi; Nihal Yeğinobalı

Kitabın kısaca konusuna gelecek olursak;

Alman kaşif Johann Ulrıch Voss ,uzun bir keşif gezisine çıkmak üzere  Avusturalya'ya gelir. Yıl 1845'ler. Bu geziyi bir çok kişi desteklemekte ve finansını da Bay Bonner isimli tüccar karşılamaktadır. Hazırlıklar sırasında sadece bir kaç kez karşılaştığı Bay Bonner'ın yeğeni Laura ,Voss'u yakından etkiler. Öyle ki tüm gezi boyunca Laura'nın aşkı ve hayaleti adeta Voss 'a eşlik edecek, ona yol gösterecek, kararlarını etkileyecektir.  Farklı kişiliklerden oluşan kafile törenlerle yola çıkar, ama yolculuk  sanıldığından çok daha çetin, daha yorucu, yıpratıcı geçmeye başlayınca aralarında ikilik çıkması kaçınılmaz olacaktır. Bir kısmı geri dönmeye karar verirken, perişan halde olmalarına karşın bir diğer kısmı hiçlik olduğunu düşünmelerine ,tamamen kendi iç dünyalarına, hayallerine dalmalarına rağmen kendi yollarına devam ederler. Issız topraklarda ilerlerken yerli halkla yani Aborjinlerle karşılaşmaları kaçınılmaz olur. Bu da onlara bambaşka bir tecrübe kazandıracak, kıyametlerine doğru sürükleyecektir... Laura'ya gelecek olursak yalnızlığı tercih eden Laura, bir bebeği evlat edinecek, geçen yıllar içinde özel bir okulda genç kızlar için öğretmenlik yapmaya başlayacaktır. Aradan yıllar geçer Alman kaşif Voss ismi, bir efsane halini alır, insanlar onu aramak için yollara düşerler, sırrını çözmeye çalışırlar, sonuçlar boş çıkar.Kimse çok uzaklara gitmeyi göze alamaz.En sonunda Voss için yapılan bir toplantı da Laura , kafileden şans eseri kurtulmuş olan Judd ile karşılaşacaktır..  

Kitap sizi bambaşka bir dönem ve kıtaya götürüyor. Kaşif olup yola çıkıyorsunuz. Öyle bir zamanda , insanların kültürel, dini, sosyal olarak bambaşka bir döneminde nasıl zorluklarla keşifler yapılmaya çalışıldığını , şimdiki zamanla ister istemez mukayese ederek okuyorsunuz. Nereden nereye gelinmiş, diye düşünüyorsunuz. 

Bir de magazin bilgisi; Patrick White ,1977 'de bu romanı filme de çekmek istemiş. Oyuncular, teknik ekip falan belli olmuş , ancak bir takım aksilikler ve sermaye yetersizliğinden film asla yapılamamış.

Okuyucu fikri; Yapılsa ne güzel film olurmuş..

Uyandırılmış Toprak 2. cilt :Don Kıyısında Hasat

Epeydir elimde olan kitabımı bitirdim. Mihail Şolohov'un  Uyandırılmış Toprak  isimli romanının 2. cildi de bitti. Biraz ağır okudum ne de olsa 543 sayfa.Sindirerek okumak gereken bir kitap. 
Birinci ciltte Stalin isimli kolhozun (ortak tarım yapılan birlikler) kurulduğu Gremyaçiy Log köyünde hayat normal akışına kavuşmuş, insanlar nihayet kooperatifleşme olayına alışmış, ortak tarım ve hayvancılık uygulanmaya başlanmıştır. Artık bu kitapta köy halkının insanlarının hayatları,aşkları,hırsları, köyün yaz aylarındaki güzelliği, tarla çalışmaları, ahalinin birbiri ile olan ilişkileri ayrıntıları ile anlatılmış. Romanın ikinci cildi ,birincisine göre daha güzel ,daha akıcı, su gibi gidiyor. Anlatılanlar eğlenceli. Tasvirler inanılmaz.Hiç bilmediğiniz bir coğrafyayı, gözünüzün önüne resmediyor. Fakat roman kahramanı için kitap pek güzel bir sonla bitmiyor. Hüzünlü bir son.
Usta bir yazar okumanın keyfini çıkardığım bir kitabı bitirdim, şimdi sırada başka bir  Nobel ödüllü kitap var..
  
Mihail Şolohov: 1905-1984  Annesi bir Kazak, babası Orta Rusya'dan. İlk hikayesi 19 yaşındayken yazdığı 'Doğum Lekesi'. İlk romanı 1. Dünya Savaşı ve İç Savaş yıllarındaki Kazak'ları anlattığı Don Hikayeleri. Aynı yıl yani 1926 da en ünlü romanı 'Ve Durgun Akardı Don' adlı romanı yazmaya başlamış ve 14 yılda bitirmiş. Stalin Nişanı'na layık görülmüş. 28 yılda yazdığı 'Uyandırılmış Toprak' isimli iki ciltlik romanı ile de Lenin Nişanı 'nı verilmiş. Nobel Edebiyat Ödülü'nü 1965 yılında almış.

(meydan okuma 23) neler yapıyorsunuz?

Neler yapıyorum yazısı hazırlıyoruz.Maddeler için benim bir yazıma bakabilirsiniz ,demiş Ezgi..

günlerdir hafta sonu kar yağacak duyuruları kulaklarımızı doldurdu.Oysa kuşların bile havalanamadığı sislerle kaplıydı, göz gözü görmüyordu buralar.
Dedikleri doğru çıktı bu sabah bembeyaz tüller gibi şehri örten buğular çoktan uçup gitmişler, şehri yine yağmurlu, kasvetli , koyu gri bulutlar kaplamıştı.
İşte böyle bir şubat cumartesi günü ne yapıyormuşum?

Hafta sonu tatil dolayısıyla çocuklar gelmiş, onlara sabah erken kalkıp hamur mayalayıp, pişi kızartıyormuşum. O sırada çay tatlı tatlı demini almakla meşgulmüş.

Mutfakta kanalları dolaşarak bulduğum en cızırtısız radyo kanalında Yalın
''ah olmaz ah olmaz, sensiz olmaz sensiz olmaz...'' diye güzelinden bir şarkı söylüyormuş.
What'sApp gruplarda dolaşan bu resimdeki deveyi bulmaya çalışıp bulamayınca sinir oluyorum. Neden mi? Çünkü genç gözler görüyormuş bu deve resmini.
Aman ya hu ! azıcık ipucu verseydiniz hemen bulurdum. Neyse kızcem sağolsun  gördü de bulduk😄

 
Hava yağmurlu da olsa sahilde biraz yürüyüş yaptık,
 demek istesem de ,
''yapsak ne iyi olurmuş'' diye düşünmekle kalıp, yürüdüğüm günlerden bir fotoğraf paylaşmışım. Onun yerine de;
 
Nobel Ödüllü yazarları okumaya devam etmişim. İkinci kitap olarak Amerikalı kadın yazar Pearl Buck(1892-1973) ANA isimli romanına başladım.Etkileyici,akıcı ve sade  bir anlatımı var hikayenin.
Cuma akşamı izleyemediğim KIZIM dizisini kayıttan izlemişim.

Cüneyt Özdemir'in YouTube kanalında en son videosunu seyretmişim.Sanırım
abone olup, her çekimini severek izlediğim, tek youtube kanalı Cüneyt Özdemir'in kanalı.

Sade kahvelerimizi de içmeyi ihmal etmemişiz.
Akşam bizim çocuklar anneannelerine mayonez salatası siparişi vermişler. Annem mayonezi kendisi yapar, salatası da çok leziz olur. Yemeğe annemlere gideceğiz. Hafta sonu çocuklar gelince ,evin havası daha bir şenlikli oluyor.

Onun dışında bu aralar,ufak tefek uğraşlara gayet sakin geçiyor günlerim,
bunun için çok çok şükrediyorum.
Rutin bir hayat ,bazen en mutlu hayat oluyor.
Şubat ayının 23 ünden , soğuk bir cumartesi gününden ,gönülden selamlar
gönderiyorum okuyanlara..




Ve O Hiç Bir şey Demedi.



Bu yıl evde okumadığım kitapların tümünü okuyup bitirmek/yarım bırakmaksızın/ niyetindeyim. Nobel Ödülü sahibi yazarların bir serisi var, uzun zamandır okunmak için beni bekliyor. Bu yılki niyetim onları okuyup bitirmek.
Bir nevi kendime meydan okuma olacak sanırım.
Bunlardan ilki 1972 yılı Nobel Edebiyat ödülü sahibi Alman yazar Heınrıch Böll
(1917-1985) romanı ''Ve O Hiç Bir Şey Demedi'' isimli 1953 yılında yayımlanan romanı.
Romanın en güzel yanı, Behçet Necatigil 'in usta kalemi ile çevrilip Türkçe'ye kazandırılmış olması. Bu, Alman yazar Heınrıch Böll 'un ''Ve O Hiç Bir Şey Demedi'' isimli romanı için bir şans. Yabancı kitapların Türkçe'ye ne denli doğru çevrilirse,ne denli anlaşılır çevrilirse, kitabın okunma ve beğenilme şansı o kadar artar, diye düşünüyorum. Yazar Heınrıch Böll 'un duygularının ,düşündüklerinin kendi dilinden bizim dilimize aktarılması Behçet Necatigil tarafından öyle anlaşılır yapılmış ki kitap rahatlıkla okunabiliyor. Su gibi akıp gidiyor.
**
Roman ;savaş sonu Almanya'da ,yazarın memleketi olan Köln'de yoksulluk içinde yaşayan ,üç çocuklu Kaete ve Fred 'in yıkıntılar içerisindeki yaşamından bir kesiti anlatıyor. Savaşın bu küçük insanların yaşamlarını ne ölçüde değiştirdiğini,eski görgülü insanların ,yaşamlarına zengin olarak başlamış olanların, yoksulluk içerisindeki nasıl sınandıklarını, en ince ayrıntılarla  destekleyerek anlatıyor. Batılı insanların savaş sonu yoksulluğunu, dini duygularını, aşklarını,gündelik yaşamlarını anlatan bu kitap ,en son okuduğum kitap olarak meydan okuma 11 günde yerini alıyor..
güzel bir hafta dilerim..