Gölyazı Köyü; Dikkat Pelikan Çıkabilir!..

 


Son yazımda bahsettiğim leylekler ve özellikle yaren leyleği göremesek bile başka bir şahane kuş gördük;

Büyük su kuşları; Pelikanlar..

Hiç beklemiyorduk ama meğer ilk ve son baharda  göç yolları üzerindeki Gölyazı köyü kıyısını dinlenmek için ziyaret ediyorlarmış. Bence en az leylek kadar mucizevi,cazibeli,güzel kuşlar. Gövdeleri kanatları, gagaları ve gagaaltındaki keseleri kocaman. Boyları 180 cm. kanat açıklıkları 3 mt. ye ağırlıkları 18 kg. a kadar varıyormuş. Uçabilen en büyük kuşlardan pelikanlar. Eh! tabi bu gölde bol bulunan yayın, sazan ,turna balıkları da ancak bu kuşlar tarafından avlanıyordur. Böyle söyleyince acıklı. Canlılar birbirine av olup duruyor. Ama hayat böyle sürüyor, başka türlüsü olmaz, yaratılış bu. Elimizde olan durum..

Bursa'nın ilçelerinden Nilüfer'e bağlı Gölyazı köyünü daha öncede ziyaret etmiştim. Yaklaşık on-onbeş yıl önce. Henüz turizme bu kadar açık değildi. Keşke de öyle kalsaymış. Biraz yıpranmış, kalabalıklaşmış geldi bana. Sahildeki küçük meydana çaybahçeleri açılmış, balık lokantaları çoğalmış. Tekne turları ise o zaman tek tük idi. Şimdi buraya da o basit saraylı gondollara benzer motor tekneler bile gelmiş*. Köyün çevresini gezdiriyorlar. 

Gölyazı'nın tarihi çok eskiye dayanıyor .Eski ismi Apollonia .Roma ve Bizans dönemlerinden beri yerleşim ve ticaret şehri olmuş. Hala o döneme ait kalıntılar var. Aziz Penteleiman kilisesi Nilüfer Belediyesi tarafından kültür evi olarak açılmış. Diğer kalıntılar ne yazık ki bakımsız, perişan. Meydanda duran anıt çınar hala köyün en güzel ,görkemli simgesi.

Yol kenarında satıcılar incir, tarhana,zeytin satıyorlar. Balıkçılık yine gözde geçim kaynağı. 

Evet daha önce Gölyazı'yı gördüğümden bahsetmiştim. Yazım BURADA (resimlerde) tık tık  Arada onbeş yıl var. İnanmak istemedim ama o zaman çok daha güzel ve bakımlıydı. Geleni gideni artmış ama Pek ileri gitmemiş. O zaman ki görüşlerim daha iyiymiş bu güne göre.

*Not; Tekne turu ücreti 200.-TL yaklaşık yarım saat sürüyor.

Eskikaraağaç Köyü:Dikkat Leylek Çıkabilir!

Leylek Köyü


Haftaya güzel bir başlangıç yaptık. Onca yağmurlu günden sonra şahane bir havada çoktan uçup giden leyleklerin köyünü görmeye gittik. Ayvalık'a giderken gözüme çarpan tabelanın yoluna bu kez saptık ve Uluabat gölü kıyısındaki Karaağaç köyüne vardık.
 Eskikaraağaç Köyü Avrupa Leylek Köyleri Ağı'nın ülkemizdeki tek temsilcisi olan köymüş.2011 yılında bu ağa dahil edilmiş.( Avrupa Leylek Köyleri diye bir ağ olduğunu öğrendik böylece) Malum hepimizin duyup bildiğini varsaydığım meşhur Yaren leylek ve Adem amcanın hikayesinin geçtiği yer bu Eskikaraağaç köyü ve Uluabat gölü. Elbette bir gerçek hikaye. Köyde Adem amcanın evi ve Yaren Leyleğin yuvası hemen gölün kıyısında. Küçük bir balıkçı köyü burası. Sahilde köyü çepeçevre dolaşan bir yürüyüş yolu yapılmış. Binbir çeşit kuşları gözlem için Kuş Gözlem Kulesi var .Küçük bir Kuş Müzesi var. Buradaki doldurma kuş maketleri doğadan avlanarak değil ölü halde bulunan kuşlardan oluşmuş. Bu husus, özellikle belirtilmiş. 


Leylek Köyü
Meydanda Adem amca ve Yaren leylek heykeli yapılmış.





Köydeki hemen hemen tüm evlere, bahçe duvarlarına leylekler ilgili fotoğraflar asılmış. Köy halkı çok cana yakın, bizi görünce camlardan çıkan hanımlar bizle baya muhabbet ettiler. Hoş geldik, nereden geldik, nereleri görelim.Ama tabii ki yaz geçmiş köy biraz sakin, çay bahçeleri kapanmış, tezgahlar kalkmış. 
Eskikaraağaç köyü

 Köyde direklerin üzerine yuvarlak tahtalar kesilip leyleklere yuva yeri hazırlanmış. İşte bu yukarıdaki resimdeki sarı badanalı ev Adem amcanın evi, yanındaki direkteki yuva da baharda Yaren'in gelip konacağı leylek yuvası. Sahilde de Adem amca ile Yaren leylek turu yapmak için bir sandal mevcut. Bu iş gayet güzel bir turizm ve ticaret işine dönüşmüş durumda. Fiyatını öğrenemedik, kimse yoktu artık. Malum leylekler çoktan sıcak ülkelere uçup gitmişti.

Biraz da Oyalanma ..

diplomat
İstanbul'u sular seller alınca ki çok üzücü olaylar yaşandı,hep kar yağışında kapatılan okullar bu kez yağmur nedeniyle iki gün kapandı. Evde olup, yağmurdan etkilenmeyenler şanslıydı.
Bu seferlik. 
Anadolu yakası ,karşı tarafa göre daha az yağmur aldı en azından bizim bu taraf. Eve kapanınca bol bol dizi izledim. Önce ilk üç sezonu beğenerek izlediğim ''Diplomat ''dizisinin dördüncü sezonunu bitirdim. Bu benim istediğim diziydi.
organize İşler film
Sonra, sevgili eşimle ''Organize İşler/Karun Hazinesi'' ni izledik.Film diye biliyordum meğer 8 bölüm diziymiş. Konu ve işleyiş güzel. Yine İstanbul'u dronlarla bir martı gözünden izlemişiz gibi oldu. İstanbul'u yukarılardan gösteren sahneler etkileyici oluyor. 
slow horses


Birde geçenlerde başladığımız ''Slow Horses ''dizisi var. İngiliz polisiye diziyi de aralara serpiştirdik. 5 sezonluk dizinin ilk iki sezonunu bitirdik bile.
aslan sütü
Tabii ki mutfakta zaman geçirmediğimi düşünmenize kırılırım bak. Can sıkıntısından , değişik bir şeyler denemeli demekten geri durmadım. Tariflerini denediğim,elimden düşmeyen  eski bir yemek kitabım var. Artık sayfaları sarardı o denli.Evet youtube , instagram vb. internet sayfalarında sayısız tarif var. Ama bu kitabın tarifleri henüz internet sayfalarına düşmemiş bende bunu buraya yazarak yapmış olayım.
Tarifin adı; Aslan Sütü .Bu deyim başka bir içecek için kullanılsa da kitapta  sütü bir tatlı için kullanılmış.Bol kuruyemişli.Denedim. Güzel oldu. Lakin gerçekten biraz süt kıvamında oldu. Nişasta oranı çok az ama bence biraz koyu bir kıvamda olsa daha leziz bir tatlı olurmuş. Evdeki iki beyde aynı görüşü bildirdi.
 Aşağıdaki malzemelerle bir sütlü tatlı yapılıyor, bu tarifte ''beni internete koymamışlar vah ki vah!'' demesin. Bulunsun tatlının malzemeleri bu blogda, belki deneyen olur ;

Aslan Sütü
-1 litre süt
-1 bardak toz şeker
-3 çorba kaşığı tel şehriye(hafif kavrulmuş)
-1 çorba kaşığı nişasta
-2 çorba kaşığı yeşil fıstık(kıyılmış)
-1 çorba kaşığı badem( kabukları soyulmuş,kıyılmış)
-1 çorba kaşığı fındık(kıyılmış)
-1 çorba kaşığı hindistancevizirendesi.
*🍨Tüm bu malzemelerle bir muhallebi pişiriliyor. Fındık, fıstık ve badem ince kıyılmış olacak,hindistan cevizi ve vanilya ile birlikte tatlıya en son ilave edilecek.

Karanlık Gün

 Salon boyasını yaptığımız gün hava gayet güneşli, sıcak yazdan kalma gibiydi. Camları açıp rahatça havalandırdık evi. Usta her zaman gelen,yıllardır tanıdığımız usta. Bu sitenin hemen hemen her işini bu usta yapıyor. Evleri tanıyor ki, bu evde bir tadilat yaptırırken önemli bir detay. Ciddi bir kalp rahatsızlığı geçirmesine rağmen işine geri dönüp bu yorucu işi tek başına devam ettiriyor. Musluktan ,panjura, boya badanaya her iş geliyor elinden. Reklamı gibi oldu bizim ustanın. Salonumuzu bir günde bitirdi, mobilyaların yerini değiştirdi. Bizim için ,yaşımıza göre bu ağır işler kolayca bitiverdi. Tabi boyadan sonra yerleştirme işini de akşam sabah derken hallettik. Yağmurlar başlamadan ev yerine oturdu. Eşimde ben de küçüklüğümüzde ailelerden sebep çok fazla taşınıp ev değiştirdiğimizden bu işleri pratik bir şekilde halledebilme yetisine sahibiz. Böylece kışa temiz pak girdik.

Sonraki gün bir yağmur ki İstanbul için afet sayılabilir, İstanbul 'u yine sel aldı. Okullar bir gün tatil oldu. Araçlar sele kapıldı, evleri sular bastı, yollar kapandı. En kötüsü ise can kayıpları var. İstanbul'da yaşamak artık çok zor ve bu dikkate alınmadan genişleyip, enine boyuna her türlü büyümeye, göç almaya devam ediyor. Yazık gelecek nesillere..

Böyle şakır şakır yapan günde  Halk Tv kapandı. Flash Tv ,Tele1 vb. şimdi Halktv. Benim ilk aklıma gelenler. Kayyum atanan daha başka kanallarda var. 🙁 Of ki of .Ört ki ölem.. Nasıl bir döneme denk geldik ya hu!

🙈🙉🙊 



Hafta Sonu..

 Bir hafta sonu daha geçti. Annem babam ve kızımla damadım yemeğe geldiler . Onları bir araya getirmek iyi oldu. Bizim gibilere sandviç kuşağı diyorlar .Alt soy ve üst soy arasında kalan, onlarla bir şeklide ilgilenmek durumunda olan bir kuşak. Bir yanda ilerlemiş yaşları ile ebeveynlerimizin ihtiyaçları diğer yandan hayata yeni başlayan evlatların durumları. İkisi de ilgi ve vicdan alanlarım .Bu durumu son yıllarda içimde sıkı bir şekilde hissediyorum. Aile yemeğimiz gayet güzel geçti. 

Akşam, geçen hafta dünya hayatına veda eden komşu kızımızın duası vardı. Vay be! yedi gün geçmiş bile. Okuma ,akşam namazını müteakip ,sitenin toplantı salonundaydı.  Ezan biter bitmez indim.Çok kalabalıktı sanırım yaklaşık yüz kişi vardı. Hoca efendi kur'an okudu , ilahiler söyledi, dualar etti. Hepimiz ağladık..Allah rahmet etsin, ana babasına sabırlar versin.. Hepimizin gideceği yer orası. 

Evet bu gün pazartesi ve bizim evde boya badana telaşı var. Pazar günü tüm gün evin salonunu boşalttık. Vitrin, dolap içleri odalara yayıldı. İyi oluyor böyle zamanlar. Kullanılmayan tabak çanak bardak ayıklandı. Fotoğraflar elden geçti, evraklar ayıklandı vs. Yıllardır istediğim salon dizaynı bu sefer olacak. Yemek masası tarafı ile oturma kısmı tarafı yer değiştirecekler. Taşındığımızda ben yoğun bir iş ortamındaydım her şeyle eşim ilgilenmişti. Taşınma , yerleşme falan. O konularda zevkine güvenirim.Şimdi benim istediğim gibi olacak , kendisini nihayet ikna ettim. 

Bakalım. Bugün ve yarın işimiz çok. Şansımıza yağmurda varmış yarın ,umarım çabuk toparlanırız.


Satış Taktikleri..

 

Pastırma yazını değerlendirmek istedim. Yazlıktan yeni dönen can arkadaşımla buluştuk. Bir nevi ahretliğim. Annelerimiz komşuydu bizde bebeklikten tanışız 😊 Ben önce gitmişim. Cam kenarı ,sahili gören bir masaya oturdum. Garson kız arkadaşım gelene kadar iki kez geldi. Arkadaşım geldi, iki kere daha geldi. Kendimi tuttum; ''hayır boş oturmayacağız ,sipariş vereceğiz ,az bir rahat ver'' dememek için. Sanırsın dışarda kuyruk var. Mekan bildiğin boş,sakin. Neyse telefondan menü okumasını yapıp sipariş verdik. Kızce de rahatladı biz de.Sonrası Muhabbet koyu, çaylar demli, ortaya söylediğimiz pizza lezzetliydi. Güya öğlen yemek yemiyordum, boşverdim. Yememe hakkım akşama kaldı. 

Buraya gelirken yolda bir kız çevirdi;
-abla bakar mısın? Siyah uzun saçlı,yüzü ful makyaj,çenesinde yapma bir ben ya da dövme anlamadım. 
-nasılsınız?
-iyi? Tersliğim tuttu. Sen nasılsın dememi bekler gibi ,sitemli ve manalı bir gülüşle,sormadığım halde;
-Bende iyiyim.
....!? 
Eline bir kart tutuşturdu. Biraz önce önünden geçtiğim güzellik merkezinin kartı.Yeni değil bir süredir var ,biliyorum. Kartı alıp yürüyecektim kii önüme atladı;
-abla oraya gidip cilt bakımı kaç lira diye sorar mısın? Biz bunu için kişi başı 100 TL alıyoruz. Lütfen abla. 
Ay yapıştı çocuk(dediğime bakmayın 30 unda var,) peşimde. Dönüşte sorarım ben, diye atlayayım dedim. Abla gidelim bak şurası diyor hala.
 Artık nasıl baktıysam önümden çekildi. Ya hu! ben ısrar sevmem, böyle yapışan satıcıları sevmem, bu gibi satış tuzaklarını da az çok biliyoruz artık. İnsanları kandırmak kolay özellikle karşınızdaki kanmak istiyorsa. Sen güzellik merkezi çalışanısın ,hiç mi duymadın: Zorla güzellik olmaz.

-

Ayvalık'ta Ekim..

Yaklaşık otuz yıldır her yaz gideriz. Ama sadece mayıs -eylül ayları arası olan zamanlarını bilirdim. Bu sene ekim ayında annemleri almak için gittiğimizde gördük ki Ayvalık ekimde de güzel.
Bahçedeki mandalina henüz sararmaya başlamış.  Üst dallardaki zeytinler siyahlaşmaya başlamış. Ama tabi rengarenk çiçekler artık baharı bekliyor. Yazlıklar boşalmış. Sokaklar ıssız. Tostçu kepenkleri kapatmış. Sadece manzara izlemeye gelen bir kaç müdavimle çay içiyor kenarda.  Plaj boş. Tüm sahil dinlenmeye çekilmiş gibi. İstanbul'da unuttuğumuz bir sakinlik var. 
Evet bu yaz da geçti, yazlık kapandı. Anne ve baba seneye yapacaklarının hayali ile bizimle beraber döndüler. Babam artık  kullanamadığından arabasını geçen yıl sattı. Bu yaz biz getirdik,şimdi de aldık eve döndük. Tabii ki bu durum onlar için önceleri biraz zor oldu ,yani arabasız olmak ama alıştılar. Bakalım ilerleyen zamanlar ne gösterecek.. Şimdiden gelecek sene yazlıkta yapılması gerekenleri hayal edip planlamaya başladılar. Aslında zorlanıyorlar ama belli etmek istemiyorlar. Yaşlanmak zor, kabullenmek sanırım daha zor. Bazı şeyleri biraz bırakalım , biz rahatımıza bakalım ,denilmiyor. Kısmet artık, varsa vaktimiz yaşayıp göreceğiz seneye yazlar nasıl olacak..

 Not: Artık kanıksanmış olsa da otoyol ve köprü ücretleri de dahil edildiğinde gidiş dönüş 5.000 TL ye denk geliyor. Bu maliyete 85.-TL lerde gezinen benzin ücreti dahil değil.Kıyas yapmak için bu da burada not olarak kalsın.  

başlıksız..

 Hayat bir gün düğün bir gün cenaze.

 Çok üzücü bir olay oldu sitemizde. Geçen sabah ambulansı giderken gördüm bahçeden. Ardından da bir araba. Canhıraş siren sesi yoktu. Sessizce ayrılırken aklıma üçüncü kattaki yaşlı bey geldi.Hanımı üç dört sene önce vefat etmiş, kendisi de çok zor zamanlar geçiriyor. Yoksa geçen yaz kalp krizi geçiren komşu mu , diye düşündük.Ah!ah! meğer komşumuzun genç, hem de çok genç yaştaki kızı evden çalışıp işi için uğraşırken aniden fenalaşıp bayılmış. Öğleye doğru kahreden haber whatsapp grubuna düştü. Genç kız daha ambulansta hayata veda etmişti. Samimiyetimiz yoktu belki ama sarsıcı bir haber oldu. Ailesi ile empati içerisine soktum kendimi bir anda. Bazı ölümler beni daha derinden etkiliyor. Duasında annesi omzuma sarılıp ağlarken''on dakika içinde gitti yavrum, o benim herşeyimdi'' derken benim de içim yandı. 

Evet ölüm hepimizin karşılaşacağı bir gerçek olsa da ani ve genç insan ölümleri yıkıcı oluyor. Bu işin sırası yaş ile ilgili değil de baştan yazılan kalp atışımızla ilgili diye düşünüyorum bazen. Ana babanın tek kızı artık yok. Ateş ocaklarına aniden düştü. Allahım sabırlar versin, kabullenme gücü versin.

Geçen cumartesi genç insanların sevincine ortak olmuşken, bu cumartesi aynı yaşlarda bir genç kızın ardından gözyaşları sel oldu. Üzgünüm..

Ekim ve Gökkuşağı..

 

gökkuşağı
Ekim ayı rengarenk bir gökkuşağı ile başladı bile.

Uzun süredir görmemiştim. Oysa gökyüzüne çok sık bakarım, bulutları seyrederim. Gökkuşağı bu sabah karşıma çıktı. Çok güzel, çok renkli.
Hava günlerdir yağışlı, geçen pazar gününden beridir yağıyor. Durmadan kah sağanak, kah serpinti, kah çisil çisil. 
Dün bir arkadaşımızın torunu oldu, ona kutlama ziyaretine gittik. Babaanne oldu kendisi. Biz arkadaşlarla toparlanıp gidene kadar, bebek altı ayı geçti ama her neyse işte sonuçta görevimizi yaptık. Yeni babaanne olan arkadaşımla, çok eskilerden tanışıyorum. Henüz ilk işe başladığım zamanlardan Aynı belediyede, aynı yıllarda göreve başlamıştık. Ablası da belediyedeydi, ben onunla aynı bölümdeydim. İyi bir kadındı, geçtiğimiz yıllarda rahmetli oldu. Sonra dernek gezilerinde  kardeşi ile yeniden karşılaştık. Şimdi dernekte beraber çalışıyoruz. Yıllar öncesinden gelen arkadaşlar ve tekrar karşılaşmalar. Oluyor işte. 
Bu ziyaret biraz da toplantıya dönüştü , derneğin günü birlik gezisini planlayıp aradan çıkardık. Bir sorun da dernek odasının bulunduğu bina dönüşüme giriyor, yeni yer bulmamız lazım. Burası uzun zamandır var olduğundan çok uygundu. İlçe zaten yıkık dökük halde, neredeyse tüm eski binalar aynı anda yıkılıyor. 99'dan sonra onca sene yapılmayan dönüşüm, son iki üç yıldır son hız başladı.Bakalım ne yapacağız? Nerede yer bulacağız.
Dönüşte bir tostçuya uğradık. Arkadaş geçenlerde gitmiş, ''Çok değişik bir yer, mutlaka görün,kahve içeriz hem'' diyince kıramadık. Zaten arabasıyla bizi kendisi götürüyor ,şoförümüz o. Eh bizi gezdirecekse , neden olmasın😊 
Tostçu, gerçekten enteresan bir mekandı.
Sahibinin asıl mesleği kimya imiş. Adamın kendi markası olan cilt bakım ürünleri var, kremler, şampuanlar vs. Bu tostçu olarak açtığı mekanda bunları da satıyor. Mekanın ilginçliği içerisindeki eski eşyalarda. Öyle böyle değil çocukluğundan beri biriktirdiği ne var ne yok,bu tostçuda sergiliyor. Bir çeşit eskici/antikacı/istifçi artık nasıl bir isim verilecekse, ben koyamadım adını. Ama nereye, neye bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Eskiden evinde biriktiriyormuş ,sonra bu dükkanı alıp burayı bu hale getirmiş. Müze gibi.
Bahçe kısmında ise çeşit çeşit saksı bitkileri, yemyeşil bir giriş. Sadece tost, çay ve kahve yapıyor ama hafta sonu da canlı müzik yapmaya başlamış. Gitarı ile istasyonda çalan bir adam var onunla anlaşmış. ''Kışın dışarlarda çalmasın gelsin burada müzik yapsın istedim '' diye anlattı beyefendi. Benim gibi fazla eşya ile arası olmayan birisi için, bunaltıcı bir yer. Aşırı dozda nostalji içeriyor. Her köşede hatıralar ve size de bir şeyler anımsatan objeler var. Tostunu da çok methetti ama tabii ki sevgili babaannemiz bize yeterince ikram da bulunmuştu. Bir şey yiyecek durumumuz yoktu. Artık başka zaman dedik. Kibarlık olmazsa olmaz.
Evet bu sabah biraz önceki gökkuşaklı güzel hava, şu an  gri bulutlardan dökülen  şakır şakır yağmurlu havaya dönüştü. 
Anlaşılan yine ıslak bir güne başladık..
Resim gittiğimiz mekanın bir kısmı, her yer böyle ,hayal edin:)
nostalji


İşler Yolunda mı?

 


Her şey, her zaman mükemmel olamaz. Geçtim mükemmeli ,istediğin gibi de olmaz.

Çok uğraşırız, düzgün olsun. Kılı kırk yayarız yolunda gitsin. Duamızı da eksik etmeyiz. 

Yine olmaz . 

Çünkü sadece biz değilizdir olayın muhatabı, bizim çabamız kadar karşı tarafında çaba göstermesi gerek, öyle değil mi?

Bir yola çıkarız yarıdan döneriz, bir plan yaparız tam tersi olur, derleriz toplarız birisi gelip dağıtıverir. 

Bazen öyledir. Bugün öyle bir gün olmasın. Her şey yolunda olsun.

Çünkü yeni bir ay daha geldi ,Ekim. Sonbaharın ikinci ayı. Adım adım kışa doğru gidiyoruz.

Umutlarda yanımızda.


Nikah..

Bu hafta sonu mutlu bir olaya tanıklık ettik. Çocuklarımın ,çocukluk arkadaşı evlendi. Aynı ana okulunda tanıştılar, ilkokula beraber gittiler. Sitenin bahçesinde yıllarca beraber oynadılar. Oğlumun en yakın arkadaşı oldu. Kızımın da. Liseden itibaren farklı okullara, işlere  ayrıldılar tabi.  Ama çocukluk arkadaşlıkları baki kaldı.  Umarım hep devam eder. 
Nikah salonu çevremizdeki en güzel nikah salonu olabilir. Havuz kenarında, fıskiyeler, kuğular, tavus kuşları, gezinti yolları hepsi harika bir manzara oluşturuyor. Salonların içi de ha keza öyle.
Gelin kızımızı resimlerden görmüştük , çıtı pıtı çok hoş , güler yüzlü. Her gelin gibi çok güzel ve mutlu.
Anneler babalar heyecanlı. 
İnsanın evladını evlendirmesi ,aile kurmaya başladığını görmesi içini rahatlatan olaylardan.Ana baba olarak iyi hissediliyor. Evlatta ana baba da özgürleşiyor. Hayatlarında mutlu olsunlar, anne baba da o zaman mutlu:)
Nikah kıyıldı, güzel bir müzik eşliğinde genç çift dans etti. Alkışlar ve tebrik-takı merasimi başladı. Önce aile efradı sonra diğer misafirler. Resimlerimizi de çekilip, hemen de aldık. Fotoğrafçı bir yandan çekerken yana kurulmuş makineden hemen çıktısı alınıveriyor. Ne kolay her şey.Çıkışta da kırmızı buzdolabı magneti şeklindeki nikah hediyelerimizi de aldık. Resim çerçevesi şeklinde bir magnetti.
Hey gidi hey. Bir zamanlar nikah şekeri olmazsa olmazdı. Badem şekerleri. Kimi beyaz kimi renkli. Tüllerle bağlanır , süslü kutulara ,keselere falan konulurdu. Uzun zamandır badem şekerleri yok yerine değişik hediyelikler veriliyor. 
Tıpkı evlere dağıtılan gerçek davetiyelerin yerini whatsapp davetiyelerinin alması gibi ,nikah şekerleri de değişime , zamana uydu ve değişti. Değişikler her zaman iyi yönde midir? Emin değilim. Bir de nikah şahidi olayı var .Normalde Medeni Kanunumuza göre iki resmi şahit ile nikah kıyılması gerekirken dört şahit de olabiliyor. Bu kanun değişikliği ile değil belediyelerin uygulama sırasındaki esnekliklerinden dolayı olabiliyor. İdari işler yani..
**
Evet, bu gençlerin masalı ,hafta sonu mutlu başlangıca ermiş.
Gökten üç elma düşmüş; biri mutlu çifte, biri  davetlilere, bir diğeri de sevgili okuyuculara.
 

 

Parçalı Bulutlu Havalar..

 


Bulutlar pare pare.. Öyle güzel dolaşıyor ki gökyüzünde. Dünkü yağmurlu ,kasvetli havadan sonra içimiz açıldı. Serinden ziyade soğuk gibiydi dün.

İnternette dolaşan bir takım alıntılarda ,hava durumu ile çok fazla ilgilenmenin yaşlanma belirtilerinden biri sayıldığını okursunuz. Bence doğrudur.Hakkın rahmetine kavuşmuş büyüklerimiz takvim yapraklarından, fırtınaları, sayılı soğukları, sıcakları ,radyo ve televizyonlardan hava durumlarını mutlaka takip ederlerdi. Üniversite yıllarımı annanemle yaşadığımdan, iyi bilirim. Ben de artık hava durumu ile yakinen ilgilenilen yaşlardayım ,demek ki. Çocukken yoktu öyle soğukmuş, sıcakmış, terlemişiz, nemlenmişiz durumları. velhasıl kelam çocuk olmak güzel şeymiş. 

Dün bizim alt komşu çocuğuna skotır almış, bahçede bindirecek. Biraz mızmızlanıyor anneye. Bizi görünce susup gülümsemeye başladı .Bizim bey  ''Aman ne güzel skotermış bu ne de güzel yakışmış mavı mavi kask falan'' diyince bizim ki skoterda fır fır gitmeye başladı. Annesi de peşinde ''dur aman '' diye diye.. demin hadi oğlum diyen anne, şimdi de aman yavaş yavaş demeye başladı. Of bu annelik  doğumdan sonra hep bir endişe hali. Neyse ki çabuk büyüyorlar. Anne endişeleri tükenmez kaynak gibi ama yetişkin olan evlatla bebek olan evlat tabii ki mukayese değil. 

Bir dizi başladı ''Tuzlu Kahve'' ilk iki bölümü iyiydi de üçüncü fena patladı kanımca. Ama yine de o kadar çok yıldız oyuncu ve usta oyuncu var ki sırf onlar için izliyorum. Ve parmak basılan ''annesiii annesiii.'' nakaratıyla oğluna olan aşırı düşkünlüğünü beste yapan anne modeli. İnanılmaz. Gelin adayına ''üçümüzüz'' diyen, oğluna boğulur diye denizi yasaklayan abartılı endişeli anne modeli.. Var mıdır? Vardır.. Bu anne modeli hem endişeli hem sahiplenmeli model. En zoru😊  Oğlan annesi olarak neyse ki öyle durumlarım yok. Zaten asla fırsat verecek bir oğlum da yok. Bakalım bir gelin adayı olursa nasıl olacağız. Kısmet olursa tabi bu hayat şartlarında...

Evet sevgili okuyucu bir nereden nereye yazımızın daha sonuna geldim. daha da devam edip bambaşka konulara yelken açma kapasitem var şu an ama çay demlenmiş, kahvaltı bizi bekler. 

Güzel günler dilerim..


Sürpriz, Müzikli Kahve ..

Kartal sahil

 Hava durumu haberlerinde ve telefona göre salı itibari ile hava kış havası gibi olacakmış. Uyarılar var. İşte çok yağmur, şiddetli rüzgar ve ani ısı düşüşü. 

Sabah kalktık hava şahane, mavi gökyüzü, güneş parlak, dal kıpırdamıyor. Kahvaltımızı her zamanki gibi balkonda yapıp, hazırlanıp yürüyüşe çıktık. Malum bu güzel pazartesiyi değerlendirmek lazım madem havalar bozacak. 

Sahile indik. Sahil kalabalık, insanlar yürüyüşte, piknikte, kimi balık tutuyor. Biz de biraz yürüyüp yazların vazgeçilmezi çay bahçesine gidip mola verdik. Sabah kahvesi molası. Sahilde tamda Büyük Ada'nın karşısındaki bu çay bahçesi, semtimizin en güzel çay bahçesi bence. Çayı her zaman güzel, bardakları temiz, etrafı da. Self servis olduğu için çalışan sadece bardakları toplamak için geliyor. Hafif bir müzik çalıyorlar. Salkım söğüt , ceviz, ıhlamur ve sarmaşıkların altında nezih bir yer. Bir çok dizinin burada çekilmiş sahnesi de var. Mesela Can Borcu dizisinde handan ile Mehmet burada buluşuyordu:) 

 Müzik demişken, hani şu meşhur kahve zincirlerinden birinde /ki sadece Kartal'da benim bildiğim üçüncü şubesi açıldı/ Geçen akşam canlı dj performansı varmış. Oğlum'' şaşırdım anne, bangır bangır müzik, elde kahveler herkes cıstak cıstak'' dedi. ''Bir daha da uğramam oraya.''. Disco müziği ve kahveci. Bilemedim . Kahve alınacak onlarca mekan var zaten bizim buralarda. Kahve ekonomisi dönüyor, dediklerinin canlı örneği burada yaşanıyor. 

Evet sevgili okuyucu , havamızı aldık,vaktiyle evimize döndük. Bitmeyen ev işleri ile ilgilenip biraz film keyfi yapalım ,diyecekken akşam üzeri kapımız çaldı. Çat kapı gelecek kimsemiz pek yoktur. Varmış meğer. Bizim kız ''sürpriiiz'' diye çıkageldi. Tedarikçisi bu taraflardaymış, dönüşte bize uğramış. Pek mutlu olduk. Diğer evlatta geldi, yemek yedik, sohbet ettik. Akşam evimiz daha bir şenlendi. Hamdolsun..

Bugünlük bu kadar. Sevgili okuyucu,size de güzel sürprizli bir gün olsun 

Dişçi..

Bu aralar pek çok şeyi aynı anda yapmak istiyorum. Size de oluyor mu bilemem. Kek pişerken ,tatlı da şunu mu yapsam, bir dizi izlerken ,biraz da kitap okusaydım, hala yarım olan bir işi yaparken aklıma gelen başka bir işe başlamak gibi .Değişik ,karışık oluveriyorum. Gezmeye çıkacak oluyoruz ,niyetimiz varken karar değiştirip başka bir yere gidiyoruz. Kararsızlık, hepsini aynı anda yapma ama aslında çoğunu yapamama gibi bir şey.  
Bir süredir dişçiye gitmek istiyorum .Yani ağzımız alışmış ''dişçi'' diyoruz da normali  Diş Hekimi. Bazen İngilizce  Dentist de kullanılıyor tabelalarında. Global olabilme açısı önemli tabii ki. Dt. (diş tabibi) de yazan var. Biz ise hala ''dişçi'' deyiz.  
Sevgili okuyucu ben aniden karar verip dişçiye gidebildim. Bunda sol üstteki azı dişimin hafiften sızlanması ile ilgisi var. Tatlı yediğimde, kuruyemiş yediğimde o garip hassasiyeti, buram buram acısı. 
Dişçiye gittiğimde önce soruyorlar altı ay içinde çekilmiş röntgen var mı? Tabii ki en son üç yıl önce gitmiştim, yok. 
Yeniden çektiler. Ama ağrıyan taraf sol üst , çürük diş sağ altta çıktı. Üç yıl önce de sol üst için gitmiştim, sağ alt kanal dolgum yenilenmişti. 
Bir karışıklık mı var? Bu işte.. 
Dişçi hanıma göre ; sorunlu dişler farklı bölgelerden sinyal verebiliyormuş. Bilemedim. Bir saat beş dakika süren bir çürük dolgu işleminden sonra ağzım yamulmuş halde çıktım. Bu bir saat içerisinde dişçi hanım hemen hemen herşeyini anlattı. 
Hiç susmadı. Gençliğinde annesinin saçını boyatmasına izin vermediğinden, eve akşam yemeğine gelen misafir için ne kadar stres olup , nasıl hazırlandığına, modunun nasıl değiştiğine kadar. Muhabbeti güzel de elleri benim ağzımın içinde, bir yandan fışkıran serpintili su yüzümde, uyuşuk dilim, ağzım ben sana nasıl cevap vereyim...O arada kendisi  tatlı tatlı her şeyi konuşuyor. Zamane çocukların sağlıksız şeyler yediği için dişleri berbat haldeymiş, gencecik çocuklar neredeyse takma dişle geziyormuş. Bu gibi konulara da değindik.
 Kendisinden önce girdiğim diş taşı temizletme işinden yarım saate kolayca sessizce çıkan ben, muhabbet karşısında şaşkın ama memnun da kaldım. Bir de cama dönük yatar vaziyetteyim, duvar tamamen camdı .Karşıda da çok güzel bir çınar ağacı, bulutlar, gökyüzü ve bol muhabbet...
Yani bir daha dolgu için kesinlikle kendisini tercih edeceğim. Ama yine de ağzımın yamulması hoş değildi . Çıkarken maske verdi ''tak bunu ''diye. İki üç saat sürdü ağzımın düzelmesi. İğnesiz dayanabilir miydim? Bilmiyorum.
Yazım vesilesi ile saygılar bu meslek erbabına da..

Not; Bu güzel ürün resmi de ne alaka derseniz. Kararsızlığıma verin aslında yazı konusu kendisi olacakken dişlerime geçtik.  Geçenlerde Ekmekçi Kız'dan tarifini aldığım, mısır unlu ekmeği  pişirdim. Çok lezzetli oldu. Kırmızı biber de vardı ilave olarak onu da kattım içine. Dişim hassastı yapılan işlemlerden, ben yiyemedim ama evdeki beyler silip süpürdü. Sağolasın Ekmekçi Kız..

kısa kısa..

🎕Eylül ayı geldi , yapraklar sararmaya başladı.  
Bir miskinlik var üzerimde. Bunu kırmam lazımdı. 
Biraz arabayla dışarıya çıktım. Yolda önümüze Müslüm Gürses çıktı. ''insanlar sahte olduktan sonra , biz gerçekleri yazsak ne yazar.'' diyor rahmetli.
Bu ara özellikle siyasette insanların nasıl da sahte olduklarını gördükçe ,umutsuzluk katsayım artıyor. 
Kuşa , buluta, ağaca ,börtü böceğe veriyorum dikkatimi. 
Tuzla sahil
Hele o masmavi deniz yok mu? Üzerinde beyaz köpükler ve beyaz martılar..
İyi ki var.. Sahilde denize bakmak , öyle uzaklara uzaklara  öyle rahatlatıyor ki.

 🎦Hazır açılışı yapmışken ikinci bir sinema keyfi yapalım dedik. Bizim çevredeki sinemaların tamamı kapanıp pandemiden sonra yeni bir AVM'de yeni sinemalar açıldı. Biz buraya da ilk kez gittik. Kat kat sinema da oluyormuş. Bizim salon 3.kattaydı. Küçücük bir salon ve biz sadece dört kişi ile evde film izler gibi film izledik. Güzel de oldu. Film neydi onu da belirteyim ;OAK CADDESİ'NİN SONU . 
Anne Hathaway ve Ewan McGroger başrolde, bir gerilim ve korku filmi. Vasat bir yapım. Hatta Netflix'te Son Ev isimli bir film  seyretmiştik, neredeyse onun benzeri . Bir ev ve bir sokakta geçen bir film. İdare ettik . Geçen sefer soğuk sinema salonu tecrübesi ile tedbirli gitmiştik ama salon ısı ayarı gayet iyiydi.

✍Bloglarla ilgili de okuma listesi hiç güncellenmez oldu , okuyamıyorum komşu blogları , nedendir ki? Başka yerlerde yazmak için bakındım. Substack var , word press var. Ama wordpres çok karışık geldi, substack daha pratik ama bilemedim. Bloggera çok alışmışım galiba..
Okuma listene düştüysem ,ne mutlu..

Eylül ''Ay''ı

 


  Bu sabah masmavi gökyüzünde parlak, saydam bir ışıltı göz kırptı bana. Mavi gökyüzünde bir tarafta güneş doğmuş yükseliyor, bir tarafta ay bana bakıyor. Harika görünüyor. Küçülen ama hala şişkin bembeyaz bir ay. Güneşten  ışığını almaya devam ediyor. Sanki sabah olduğunu fark etmemiş gibi. Belki de güneşle birlikte bugün mavi göğü süslemek istiyor. Çok güzel çok.. 

Gözümü alamadığımı fark etmiş midir?. Çünkü bakışıyor gibiyiz ,o kadar karşımda ki. Bana ışığı isim olmuş. Çocukken bazen gece yolculuklarında otobüs pencerelerinden izlerdim, sanki benimle birlikte o da gelirdi. Ay özel, ay güzel, ay da bir mucize değil mi? Olağan gelen ,alışık olduğumuz pek çok mucize gibi. Bu sabahın ilhamı oldu. 

Bu sabah başka bir güzellikte, saksıdaki japon gülümün iki çiçek birden açmasıydı. Yapmaz böyle şeyler normalde. Bu sabah eylül karşılaması olarak iki kırmızı gülünü açıvermiş. 


Eylül ayına böylece hoş geldin demeli. Blog başlığımı da değiştirdim. O da güzel oldu. 

Güzel oldu bu sabah.

Bazen Kolay

 

İki gündür Kartal'da deprem konusu var. 3.2 olanı duydum. Koltukta oturmuş Oasis adlı diziyi izliyordum. Bölüm başlangıcını yapan ses , tatil köyünde yaşanan olayın ani gelen bir depremin etkisi yarattığı şeklinde bir girizgah yapıyordu ki  oturduğum yere alttan bir yumruk vurdu sanki. İşaret fenaydı. Hemen etrafta sallanabilecek şeylere baktım. Avizeye, çiçeklerin yapraklarına, sürahideki suya. Hiç bir şey kıpırdamamıştı. Sonra haberleri açtım, yok. Telefona baktım, yok. Bir süre sonra X'de paylaşımlar başladı. neyse en büyüğü bu olsun. Ama bu sıralar dünya çok şiddetli sarsılıyor. Bu İstanbul'da deprem korkusunu da tetikliyor. Zaten Kartal şu an öyle bir dönüşümde ki her yer yıkılma-yapılma aşamasında. Güzel de kaçabilecek, deprem anında çıkabilecek hiç mi hiç boş yer kalmadı. Sonumuz hayrola..

Ağustosun yarısı yaz, yarısı kış  denir ama hala yaz kısmındayız. Güzel , sarı bir sıcak var. Kardeşimin doğum günüydü. İkimizde yazın en sıcağında doğmuşuz. Temmuz sonu ,ağustos ortası. Benim çocuklar Haziran doğumlu, yeğenim Eylül. Biz böyle hazirandan başlayıp eylül başına uzanan bir yaz ailesiyiz. Kardeşimle aramda on yaş var. Onun da benimde özel hayatlarımız biraz çalkantılı başlamıştı. Sonra rayına girdik. Eh , arslan burçları anlaşması zor burçlardır🦁 Kardeşim herkesin kurduğu büyük şehirden kaçıp, Ege kasabasına yerleşme hayalini gerçekleştirdi:) Onun ki biraz mecburiyetten de olsa hayal gerçekleşti. Güzel bir pansiyonu var. İşleri hep rast gitsin isterim, gülenyüzü de hep gülsün. 

Sabah sabah oturmuş  bunları yazarken, ekrana yansıyan yüzüm, alt kattaki genç babanın çocuğuna söylediği şarkı, çocuğun kahkahaları altında gülümsedi. Anne işe gidiyor baba evden çalıştığı için çocuk genelde onda. Şimdi yaz ayları camlar açık komşu sesleri birbirine karışıyor. Mutlu genç bir aileye komşu olduğumuz için bizde mutluyuz. Seven ,sayan ailenin çocukları da mutlu büyüyor, ne güzel.🧿 ''Dalda bir elmayım💃💃. Olgunlaştım sanmayın''  şarkısı beni güldürdü. 

Mutlu olmak bu kadar kolay mı? bazen kolay..

Karışık..

 Dün kısa bir video düştü önüme. Özlem Gürses artık sosyal mecralarda alkollü içecek resmi paylaşmanın ceza sebebi olduğunu anlatıyordu. Daha önce de içki resmi paylaşanlara baya yüksek miktarda para cezası geldiği, haber olmuştu. Tabi bu olay,  alkolün markası görünürse, tanıtım ya da özendirme içeriyorsa gerçekleşiyormuş. Ama bunu kim, neye göre tespit edecek, her paylaşıma ceza gelmeyeceğinin garantisi var mı? Markası görünmeyince özendirici olmuyor mu? Dizilerde ,filmlerde blurlanmış bardaklarlara,şişelere alışmıştık. Ya da 'fermente üzüm suyu' gibi tabirlere. Şimdi belki her yerde flu görüntüler ve yeni tabirlerle karşılaşacağız. her şey halkımızın iyiliği, sağlığı için..

****

Yıllardır kullandığım düdüklü tenceremin yenilenme vakti geldi. Onu  emekliye ayırıp yazlığa götüreceğim, biraz da orada pişirsin. Yerine yine aynı markanın düdüklüsünü aldım. Alman malı bu düdüklü tencerenin üzerine başka tencere tanımam. Fiyatı indirime girmişti online mağazada. Reel de kasada yüzde 10 indirim daha yapıldı. Neredeyse kızıma 3 yıl önce aldığım fiyata yakın bir fiyata aldım. Denk geldi. 

****

Sevgili eşimin arkadaşından duyduğu bir Bafra Pidecisi varmış , dışarı çıkmışken aklıma geldi. Hadi oraya gidip bir pide yiyelim ,dedim. Rahmetli kayınpeder bizi Sarıyer'de bir Bafra pidecisine götürürdü, güzel yaparlardı. Burası da iyiymiş dediler, bakalım dedik. Gittik ki  yerinde yok, dükkan taşınmış!Koca bir 'Kiralık' levhası asılı. Bakındığımızı gören yoldan geçen bir bey ''Hemen şu karşı eczaneyi dönün o caddeye taşındı.'' dedi. Gelmişiz buraya kadar ,yürüyüverdik tarif ettiği yere doğru. Kolay yerdeymiş yine. Çok şık ,nezih bir pide salonuymuş. Yeni ve modern döşeli. Kapıda karşılayan robot servis elemanı bile var . Oturduk güzel bir masaya,iki Bafra pidesi ve ayran söyledik. Boğazda yediklerimizden daha iyiydi. Üzerine çay da ikram:)  Düdüklü tencere alışverişi üzerine iyi geldi...



Bugünlük..

 Yıllar sonra, başlayıp yarım bıraktığım, ''Suç ve Ceza'' yı bitirdim. Hem de su gibi aktı, çabuk okudum. Klasiklerin yeri, bir başka bende. 

Suç ve Ceza

Havalar o kadar sıcak , sıcak da değil boğucu, rutubetli, yapış yapış ve puslu olduğundan en iyisi bunu düşündürmeyecek şeyler yapmak. Kitap bunu bir nebze sağladı. Televizyon programlarında hiç bir şey yok. Sadece  bunaltan, umutsuzluk veren hatta üzüp can sıkan siyaset haberleri, olayları. Adaletsizlik, kandırmaca almış başını gitmiş. Yok artık toparlanmaz, zor çok zor. Biz kendi işimize bakalım, ne halleri varsa görsünler..

Benim yerli diziler henüz sezonu açmadığından, yine dijital platform dizilerine devam ediyorum. Gerçi yaz dizileri var TV'de .İçlerinden sadece Muhtemel Aşk ilgim dahilinde. Ayça Ayşin Turan ve Ekin Koç ikilisini birbirine yakıştırıyorum. Ama o kadar gereksiz ve uzatılmış sahneler var ki yani sadece fragmanlardan takip etmek istiyorum diziyi. Ne olacaksa son on beş dakikaya sığdırıyorlar, gerisi boş.

Evde ,beyimin beli tutuldu, kaç gündür sıkıntı içinde, evlat klima çarpmasına maruz kalmış, ateşlendi, işe gidemedi. Velhasıl haftaya iyi başlamadık. Ama tabii ki her şeye olduğu gibi buna da şükür diyoruz. 


Bugünlerde..

 Bugünlerde evdeki fırfırların eşliğinde bol bol dizi seyrediyorum. Önce  The Lincoln Lawyer izledim. Bir avukatın maceralarını konu edinmiş. (Bu dizi bana çocukluğumun Petroçelli'sini hatırlatmış olabilir.)

Onun son sezonunu bitirip ,yeni sezonu merakla beklerken ,Küçük Ev dizisine geçtim. Tabii ki o da çocukluğumun efsanevi dizisi. Tek kanallı TV zamanlarında severek izliyorduk. Küçük Ev dizisi beni çocukluğuma da götürdü doğrusu. 

Şimdi diziler sabun köpüğü gibi, unutuluyor. Ama çocukluk ve gençlik döneminde izlediğimiz dizi ve filmlerin çoğu aklımızda. Şimdi onların tekrarları çekiliyor. Yeni versiyonları, zamanımız ruhu ve oyuncuları, dekorları ile yeniden, yeni nesil için izlemeye sunuluyor. Kıyas yapmadan seyrettim, hoşuma gitti.


Böyle yumuşak konulu bir diziden sonra MobLand' ın kaotik dünyasına kaptırdık gidiyoruz, 4.bölüme gelmişiz bile.
**

Dün Kartal'a gittim, terliklerimi lostradan almaya. Minibüsle gideyim dedim, Minibüsten inince lostra hemen yakında, trenle gitsem baya yürümem gerek hava çok nemli bugünlerde , çekilir gibi değil. Minibüse bindim, hazırladığım kırk lirayı uzattım ''43 oldu abla.'' dedi. İndi bindi 39.- TL idi 43.- TL olmuş. Zamlanmış yine en kötüsü de küsuratlı olması . Hiç de bozuğum yok ''Canın sağ olsun abla.'' dedi şoför.  Minibüsten inip lostraya geldim. Terlikler bilindik iyi bir markanın , geçen yaz aldık bu yaz kenarı açıldı. Daha yeni ve severek giyiyordum. Fiyatları oldukça artmış bari tamir ettirelim, dedik. Dönem böyle artık. Lostradaki genç; ''Yapıştırırız abla, hatta dikeriz bile açılmasın diye.'' demişti, gayet de güzel yapmış , sahilde deniz kenarında gayet güzel idare eder artık. Kışlık spor ayakkabıları da bakıma götürmeye karar verdim, her tür ayakkabıyı yapıyorlarmış.
Dönüşte trene yürüdüm. Baştan başa çarşıyı da gezmiş oldum. Marmaray da vagonlar yine buz gibiydi.